Beslemeler:
Yazılar
Yorumlar

YÖK, 2010 yılından itibaren uygulamaya konulacak iki aşamalı üniversiteye giriş sisteminde ”Yerleştirme puanlarının hesaplanmasında ağırlıklı ortaöğretim başarı puanlarının 0.15 katsayısı ile çarpılmasına, adaylardan öğretmen lisesi veya meslek lisesi mezunu olanların kendi alanlarındaki programları tercih etmeleri halinde ağırlıklı ortaöğretim başarı puanlarının 0.06 ek katsayı ile çarpımı sonucunda bulunan değerin puana ekleneceğini” bildirdi.

Meslek lisesi mezunu adayların ek puanla girebildikleri kendi alanlarındaki her program için bir LYS puan türünün yası sıra bir de YGS puan türü belirlenecek. Meslek lisesi mezunu olup olmadığına bakılmaksızın, adayların bu programlara yerleştirilmesinde her iki türden puanlarının büyük olanı esas alınacak.

YÖK Genel Kurul toplantısının ardından yapılan yazılı açıklamada, bugünkü toplantıda, üniversiteye giriş sistemi ile ilgili alınan karara göre yeni sistemde uygulama şöyle olacak:

”-Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) ile Lisans Yerleştirme Sınavı’ndaki (LYS) ağırlıklı puanların her biri, kendi içinde 100-500 arasındaki puanlara dönüştürülecek

-Ağırlıklı Ortaöğretim Başarı Puanı (AOBP) en büyüğü 500, en küçüğü 100 olacak şekilde  hesaplanacak

-Yerleştirme puanları hesaplanırken AOBP 0.15 katsayısı ile çarpılacak

-Adaylardan öğretmen lisesi veya meslek lisesi mezunu olanlar kendi alanlarındaki programları tercih etmeleri halinde AOBP’leri 0.06 ek katsayısı ile çarpılacak ve bulunan değer, 0.15 katsayısı ile hesaplanan puana eklenecek

-Meslek lisesi mezunu adayların ek puanla girebildikleri kendi alanlarındaki her program için bir LYS puan türünün yası sıra bir de YGS puan türü belirlenecek. Meslek lisesi mezunu olup olmadığına bakılmaksızın, adayların bu programlara yerleştirilmesinde her iki türden puanlarının büyük olanı esas alınacak.”

Yükseköğretim Kurumu (YÖK) Genel Kurulu sonrasında yapılan açıklamada, gelecek yıldan itibaren uygulamaya konulacak yeni üniversiteye giriş sisteminin ”daha işi ölçme ve değerlendirme yapabilen, öğrencilerin ortaöğretim başarılarını dikkate alan, fırsat eşitliğini ve kişisel başarıyı öne çıkaran, yakın programların gereksinim duyduğu farklı bilgi ve becerileri göz önünde tutan bir sistem olarak tasarlandığı” kaydedildi.

YÖK’ten yapılan yazılı açıklamada, ”üniversiteye giriş sistemiyle ilgili mevcut sistemin gereksinimlere ve sorunlara cevap vermediği, değişmesi gerektiği konusunda gerek konunun ilgili tarafları gerekse toplumun büyük kesiminde bir mutabakat olduğu” ifade edildi.

YÖK Genel Kurulu’nun ”Türkiye’nin Yükseköğretim Strateji Raporu’nda da bu konunun irdelendiği” hatırlatılan açıklamada, YÖK Genel Kurulu’nun 14 Şubatta üniversiteye giriş sistemiyle ilgili kapsamlı bir çalışma yapılmasına karar verdiği, bunun kamuoyuyla paylaşıldığı ve bugün kararlaştırılan sistem değişikliğine giden sürecin bu şekilde başlatıldığı belirtildi.

Genel kurul tarafından bu çalışmaları yürütmek için ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan ve 4 YÖK üyesinden bir çalışma grubu oluşturulduğu kaydedilen açıklamada, başta üniversiteler olmak üzere ilgili bütün tarafların görüşlerinin sorulduğu, üniversiteler, ilgili eğitim sendikaları, sivil toplum örgütleri, işveren örgütleriyle akademisyenlere ait olmak üzere 400′ü aşkın görüşün YÖK’e iletildiği belirtildi.

Bu görüşlerin tasnif edilerek değerlendirildiği ve hazırlanan raporun YÖK’ün 15 Ocak 2009 tarihli toplantısında üyelere sunulduğu hatırlatılan açıklamada, değişikliğin sistemin bütününde yapılmasının benimsendiği, konunun ilgili taraflardan gelen görüşler ve strateji raporu dikkate alınarak ÖSYM’nin yıllar içerisinde kazandığı tecrübe çerçevesinde konunun şekillendirilmesinin kararlaştırıldığı ifade edildi.

Açıklamada, şunlara yer verildi: 

”Bu çerçevede ÖSYM tarafından somutlaştırılan öneri ve taslak 29 Ocak 2009′da YÖK’te karar altına alınarak kamuoyuna açıklanmıştır. Yükseöğretim lisans ve önlisans programlarının puan türleri ve ders ağırlıklarını tespite yönelik olmak üzere üniversitelerden yeniden görüş talep edilmiş ve gelen bu görüşleri değerlendirmek üzere ÖSYM Başkanı Yarımağan başkanlığında çeşitli üniversitelerin rektör, dekan ve öğretim üyelerinden bir çalışma grubu oluşturulmuştur.

Komisyon tarafından hazırlanan rapor, 9 Temmuz 2009′da YÖK Genel Kurulu’na sunulmuş, 21 Temmuz 2009 tarihi itibariyle Genel Kurul’un aldığı kararlarla yeni sistem büyük ölçüde tamamlanmıştır. Yeni sistem, daha işi ölçme ve değerlendirme yapabilen, öğrencilerin ortaöğretim başarılarını dikkate alan, fırsat eşitliğini ve kişisel başarıyı öne çıkaran, yakın programların gereksinim duyduğu farklı bilgi ve becerileri göz önünde tutan bir sistem olarak tasarlanmıştır.”

Üniversiteye girişte gelecek yıldan itibaren uygulanmaya başlanacak iki aşamalı yeni sistemde sınavın, tüm adayların katılacağı ilk aşamasında 160 soru sorulacak, 160 dakika süre verilecek. İkinci aşamada ise soru sayıları ve süreleri testlere göre farklılık gösterecek.

YÖK Genel Kurulu toplantısının ardından yapılan yazılı açıklamaya göre, sınavın birinci aşaması olan Yükseköğretime Geçiş Sistemi’nde (YGS), Türkçe, Temel Matematik (Geometri dahil), Sosyal Bilimler ve Fen Bilimleri testinin her birinden 40′ar olmak üzere toplam 160 soru yöneltilecek. Adaylara toplam 160 dakika süre verilecek.

Sınavın ikinci aşaması olan Lisans Yerleştirme Sınavı’nda (LYS) ise soru sayıları ve süreleri testlere göre değişecek. Buna göre LYS-1 ile LYS-3′ün sınav süresi 120 dakika, LYS-2 ve LYS-4′ün sınav süresi 135 dakika, LYS-5′in soru sayısı 80, süresi 120 dakika  olacak.

YGS sonucunda altı ayrı puan türü belirlenecek. Bu puan türlerinin her birinde testlerin yüzde olarak ağırlıkları farklı olacak.

Buna göre, YGS-1′de Türkçe’nin ağırlığı yüzde 20, Temel Matematik’in ağırlığı yüzde 40, Sosyal’in ağırlığı yüzde 10, Fen’in ağırlığı yüzde 30; YGS-2′de Türkçe’nin ağırlığı yüzde 20, Temel Matematik’in ağırlığı yüzde 30, Sosyal’in ağırlığı yüzde 10, Fen’in ağırlığı yüzde 40; YGS-3′de Türkçe’nin ağırlığı yüzde 40, Temel Matematik’in ağırlığı yüzde 20, Sosyal’in ağırlığı yüzde 30, Fen’in ağırlığı yüzde 10; YGS-4′te Türkçe’nin ağırlığı yüzde 30, Temel Matematik’in ağırlığı yüzde 20, Sosyal’in ağırlığı yüzde 40, Fen’in ağırlığı yüzde 10, YGS-5′de Türkçe’nin ağırlığı yüzde 37, Temel Matematik’in ağırlığı yüzde 33, Sosyal’in ağırlığı yüzde 20, Fen’in ağırlığı yüzde 10, YGS-6′da Türkçe’nin ağırlığı yüzde 33, Temel Matematik’in ağırlığı yüzde 37, Sosyal’in ağırlığı yüzde 10, Fen’in ağırlığı yüzde 20 olarak belirlendi.

YÖK, gelecek yıldan itibaren uygulamaya konulacak iki aşamalı yeni üniversiteye geçiş sisteminde, birinci aşama ”Yükseköğretim Geçiş Sınavı” (YGS) ve ikinci aşama ”Lisans Yerleştirme Sınavı”’nın (LYS) taban puanlarının daha sonra karara bağlanacağını bildirdi.

YÖK Genel Kurul toplantısının ardından yapılan yazılı açıklamada, yeni üniversiteye giriş sisteminin detaylarına ilişkin bilgilere yer verildi.

Buna göre, ikinci aşama olan LYS’nin Matematik-Fen (MF), Türkçe-Matematik (TM), Türkçe-Sosyal (TS) ve Dil puan türü gruplarının her birinden birden fazla puan türü oluşturuldu. MF puan türü grubu MF-1, MF-2, MF-3 ve MF-4, TM puan türü grubu TM-1, TM-2 ve TM-3, TS puan türü grubu TS-1 ve TS-2, Dil puan türü grubu da DİL-1 ve DİL-2 puan türlerinden oluşacak.

Puan türleri ile her bir puan türünde Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) ve LYS testlerinin yüzde olarak ağırlıklı dağılımları şöyle:

-MF grubundaki puan türlerine göre, MF-1′de Türkçe yüzde 11, Temel Matematik yüzde 16, Sosyal yüzde 5, Fen yüzde 8, Matematik yüzde 26, Geometri yüzde 13, Fizik yüzde 10, Kimya yüzde 6 ve Biyoloji yüzde 5; MF-2′de Türkçe yüzde 11, Temel Matematik yüzde 11, Sosyal yüzde 5, Fen yüzde 13, Matematik yüzde 16, Geometri yüzde 7, Fizik yüzde 13, Kimya yüzde 12, Biyoloji yüzde 12; MF-3′te Türkçe yüzde 11, Temel Matematik yüzde 11, Sosyal yüzde 7, Fen yüzde 11, Matematik yüzde 13, Geometri yüzde 5, Fizik yüzde 13, Kimya yüzde 14 ve Biyoloji yüzde 15; MF-4′de Türkçe yüzde 11, Temel Matematik yüzde 14, Sosyal yüzde 6, Fen yüzde 9, Matematik yüzde 22, Geometri yüzde 11, Fizik yüzde 13, Kimya yüzde 9 ve Biyoloji yüzde 5.

-TM grubundaki puan türlerine göre, TM-1′de Türkçe yüzde 14, Temel Matematik yüzde 16, Sosyal yüzde 5, Fen yüzde 5, Matematik yüzde 25, Geometri yüzde 10, Türk Dili ve Edebiyatı yüzde 18 ve Coğrafya-1 yüzde 7; TM-2′de Türkçe yüzde 14, Temel Matematik yüzde 14, Sosyal yüzde 7, Fen yüzde 5, Matematik yüzde 22, Geometri yüzde 8, Türk Dili ve Edebiyatı yüzde 22 ve Coğrafya-1 yüzde 8; TM-3′te Türkçe yüzde 15, Temel Matematik yüzde 10, Sosyal yüzde 10, Fen yüzde 5, Matematik yüzde 18, Geometri yüzde 7, Türk Dili ve Edebiyatı yüzde 25 ve Coğrafya-1 yüzde 10.

-TS grubundaki puan türlerine göre, TS-1′de Türkçe yüzde 13, Temel Matematik yüzde 10, Sosyal yüzde 12, Fen yüzde 5, Türk Dili ve Edebiyatı yüzde 15, Coğrafya-1 yüzde 8, Tarih yüzde 15, Coğrafya-2 yüzde 7 ve Felsefe Grubu yüzde 15; TS-2′de Türkçe yüzde 18, Temel Matematik yüzde 6, Sosyal yüzde 11, Fen yüzde 5, Türk Dili ve Edebiyatı yüzde 25, Coğrafya-1 yüzde 5, Tarih yüzde 15, Coğrafya-2 yüzde 5 ve Felsefe Grubu yüzde 10.

-Yabancı dil grubundaki puan türlerine göre, DİL-1′de Türkçe yüzde 15, Temel Matematik yüzde 6, Sosyal yüzde 9, Fen yüzde 5 ve Yabancı Dil yüzde 65; DİL-2′de Türkçe yüzde 25, Temel Matematik yüzde 7, Sosyal yüzde 13, Fen yüzde 5 ve Yabancı Dil yüzde 50 olarak belirlendi.

Açıklamada, YGS ve LYS sınavlarının taban puanları ve sistemin gerek duyduğu diğer hususların YÖK Genel Kurulu tarafından daha sonra karara bağlanacağı belirtildi.

Ön lisans ve lisans puan türlerinin programlara göre belirlenen dağılımının yarın YÖK’ün internet sitesinde açıklanacağı bildirildi

laiklik altında iktidar kavgası

Tarihçi Karpat, Başbakan Erdoğan’ın taşrada doğan yeni orta sınıfı temsil ettiğini, devlet eliyle para ve mevki sahibi olmuş mevcut orta sınıfın ise yerini kaptırmama kavgası verdiğini söyledi. Karpat, “Bu da laiklik perdesi altında yürütülüyor” dedi

Prof. Kemal Karpat ile Türk aydınının elitist tavrını, modernleşmeyi, Atatürk’ün hedefini, bu hedeften niçin sapıldığını, kimilerinin Başbakan Tayyip Erdoğan’a karşı duyduğu tepkinin temelinde yatan gerçekleri görüştük. Prof. Karpat, laiklik perdesi altındaki rekabet ve çatışmayı anlattı.

- Bizim aydınımız, seçkinimiz halktan kopuk mu? Halka güvenmiyor mu?
- Genelde güvenmiyor. Çünkü bu kopukluk bir yerde modern eğitimin girmesiyle başlamıştır; akılcılığın, ona, siyasal, sosyal üstünlük sağladığı sonucuna ulaşmış aydınımız. Bunun neticesinde de, “Halkı ben idare edebilirim, halk kendi kendini idare edemez” kanaatine varmıştır.

- Aydın dediğimiz kişinin, idare ettiği toplumun kültürünü, hayatını, sorunlarını paylaşması gerekmez mi?
- Gerekir… Zaten bütün mesele buradan çıkıyor. Çünkü akılcı olmak, halkın kültürünü, değerlerini bir yana atmayı icap ettirmez. İşin içine devlet gücü girince, “toplumu ileriye götürmek” iddiası, elit kesime meşruiyet sağlıyor. “Modernizm çok iyidir, zorla da olsa seni oraya götüreceğim…”

Zor kullanmak adeta bir hak ve vazife oluyor. Bu durum, genellikle devletçi geleneği çok kuvvetli olan ülkelerde gözükür. Meselâ Rusya’da ve sonra Sovyet Birliği’nde… Aynı şeyi değişik şekliyle Fransa’da görüyorsunuz; fakat İngiltere’de görmüyorsunuz. Çünkü İngiltere’de, Fransa tipi veyahut da bizdeki merkeziyetçilik gibi bir merkeziyetçilik olmamıştır.

- Modernleşme mutlaka tepeden bir baskıyla mı gerçekleşir?
- Tepeden baskı yapmak yerine, halkı eğiterek modernleşmenin kaçınılmaz bir şey olduğunu anlatmak daha doğru. Osmanlı devletinde, toplumun içinden gelen bir modernleşme ihtiyacı vardı. Modernleşme yerine, değişme ve çağına uymak diyelim. Her ülke, kendi şartlarına, ihtiyaçlarına göre değişir. Osmanlı’da, 18. yüzyılda, pazar ekonomisinin girmesi, özel mülkiyetin yayılması, pazar ihtiyaçlarına göre üretim yapılması, can alıcı değişmelerdi ve bunlar toplumun baskısıyla gerçekleşiyordu.

- Bir Hintli başındaki türbanı, Yahudi kipası, Türk kadını başörtüsüyle modern olabilir mi?
- Gerçekten, modernite dediğimiz nedir? Başörtülü kadın da pekâlâ modern olabilir. Modernliğin en önemli özelliği, ferdiyetçiliktir. Kişinin, kendi ihtiyacı ve kararı ile hayatını düzenlemesi, ona göre yaşamasıdır. Bizde devlet, kişinin kafasındaki gelişmelere ayak uyduramamıştır. Kişi ferdileşmiştir.

Devlet ise, gittikçe otoriteyi genişletmiştir. Devletin vazifelerini yerine getirmesi için mutlaka otoriteye ihtiyacı vardır. Fakat o otorite, devleti güçlendirmek için, onu, ferde mutlak hâkim kılmak için değil, kişinin hayatını, daha düzenli, daha düzgün ve refah içinde geliştirmesi için lâzımdır. Sovyet rejiminde, bir “Sovyet adamı” yetiştireceğiz diye her şey yapılmış; ama arzu edilen sonuca ulaşılamamıştır.

Rus daha Ruslaştı, Kırgız daha Kırgızlaştı, Ukraynalı daha Ukraynalılaştı. Çünkü tek bir kalıba göre insan yetiştirmek, Sovyet şemsiyesi altındaki toplumların geçmişiyle, kimliğiyle, kültürüyle uyuşmuyordu. 

- Türkiye’de de böyle bir model mi uygulanıyor?
- Kısmen öyle olmuştur. Mamafih, bizim insanımız temelde ferdiyetçidir. Ruhen demokrasiye yatkınız; fakat tatbikatta, devletin belirli bir felsefesini, bir modelini bu ferdiyetçi topluma yerleştirmek, uygulamak, onun başına geçirmek istiyoruz. 

 - Atatürkçülük’ten mi söz ediyorsunuz?
- Daha ziyade onun takipçilerinden. Çünkü Atatürk okuduğu kitaplardan da anlaşıldığı gibi demokratiktir, halkçıdır. O, bütün konuşmalarında kendisini milletin bir parçası olarak göstermiştir. Milletin istediğini yapıyoruz demiştir. 30′lardan sonra bu değişmiştir. Sebebi, Serbest Fırka tecrübesidir.

Serbest Fırka’nın gördüğü büyük halk rağbeti, adeta Atatürk aleyhinde yobazların tertibi olarak gösterilmiştir ki, bu doğru değildir. Serbest Fırka, Halk Partisi’nin yarattığı memnuniyetsizliği gidermek için Atatürk’ün emriyle kurulmuştur. Atatürk’ün getirmek istediği rejim, demokratik bir rejimdir. Serbest Fırka, bir dönüm noktasıdır. Buna, dünya ekonomik krizini de ilâve etmek lâzım. Bu kriz, kapitalizmin iflâsı, serbest teşebbüsün iflâsı olarak görülmüştür.

1932′de, rahmetli İsmet İnönü Sovyetlere gitti. İki hafta mı, üç hafta mı kaldı orada. Oradan döndükten sonra yeni bir ekonomik planı uyguladı. Bu, Sovyetleri model alarak uygulanan bir plandır. Bu plan, oluşmakta olan devletçiliğe yeni bir güç kattı. Devletin genel siyasetiyle, ekonomik politikasını ayıramazsınız. Ekonomide devletçilik, tek parti sistemini ve devletin fert üzerindeki hâkimiyetini perçinler. Halk evleri de bunun için yaratıldı. Türk Ocakları, Halk Evleri’ne çevrildi.

Türk Ocakları’nın daha geleneksel bir millet anlayışı vardı. Yeni millet anlayışını uygulayacak Halk Evleri kuruldu. Temel amaç, eski geleneklerden ayrılarak, yeni bir insan tipi yetiştirmekti; milliyetçi, materyalist ve pozitivist bir insan. 

 - Türk toplumunda farklı hayat tarzları var. Kimi içki içiyor, kimi içmiyor, kimi başını bağlıyor, kimisinin başı açık, kimi İmam Hatipli, kimi Boğaziçi mezunu, kimi 5 vakit namazını kaçırmıyor, kimi hiç namaz kılmıyor vs… Bu hayat tarzları birbirine yakınlaşabilir mi? Yoksa mesafe devam mı edecek?
- İnsanlar karşılıklı birbirine tahammül etmeli. Bir toplumda farklı farklı tercihler olabilir. Kimi içki içer, kimi içmez. Biri camiye gider, diğeri gitmez. Ana mesele birbirine tahammül etmektir.

Bence Türkiye’de böyle bir tahammül var. Sultanlar devrinde İstanbul’da istemediğin kadar meyhane mevcuttu. Bir sürü Müslüman o zaman da içiyordu. Hatta sultanların bazıları da içiyordu. Osmanlı’da, meyhaneler vardı, şarap üzerine şiir yazanlar da vardı. Buna karşılık, aynı toplum Kadızadeler gibi köktendincileri yetiştirmiştir ki bunlar her şeye karşı çıkıyordu. Hatta sufilere bile karşı çıkıyordu. Bu toplumun geleneğinde çeşitlilik mevcuttur ve bu toplum, bu çeşitliliği sayesinde, bugüne kadar gelmiş, güç kazanmıştır.

- Ama Tayyip Erdoğan farklı olduğu için, toplumun bir kesimini ürkütüyor.
-
Tayyip Bey, kişi olarak ibadet ediyor, namaz kılıyor. Gayet normal. Amerikan Cumhurbaşkanı da her pazar günü Kilise’ye gidiyor. Ağzından Tanrı’yı düşürmüyor. Neden onun bu inancına kimse karşı gelmiyor da burada sorun oluyor. Bu, Erdoğan’ın kişisel tercihi. İkinci olarak o bir başbakandır. Kanunları yürürlüğe koyuyor, icra kuvvetine sahip. Orada, kendi dini düşüncelerine göre mi hareket ediyor, yoksa mevcut kanunlara mı uyuyor? Ona bakmak lâzım.

Bu ikisini ayrı tutabiliyorsa, mesele yok. Ve bence de geniş çapta bunları ayrı tutuyor. Bunun tersini de düşünmek mümkün. Kendini laik olarak tanımlayan bir adam, karşısında türbanlı birini görünce “Çıkart türbanını, karşıma bununla geçme” derse, bu defa, o devlet adamının kendi kişisel ideolojisini göreviyle karıştırdığına hükmederim ben.

- Türkiye’de neden hâlâ laiklik üzerinden bir kavga var?
- Türkiye’de bugün görülen en önemli sosyal olay, taşra kasabalarında, şehirlerinde doğan bir orta sınıfın, yavaş yavaş meydana çıkarak, ekonomik güç kazanması, sosyal mevki sahibi olması. Bu orta sınıfı en iyi temsil eden kişi Tayyip Erdoğan. Bu yerel orta sınıf, muhafazakâr orta sınıf, devlet kuvvetiyle iktidarın sahibi olmuş ve zenginleşmiş orta sınıfın yerini alıyor.

Bugün Türkiye’de olup bitenler, bir bakıma laiklik maskesi altında cereyan eden bu çatışma. Aslında, yeni bir orta sınıf, Anadolu’nun göbeğinden kopmuş bir orta sınıf yetişti; bu yeni orta sınıf, devlete yaslanarak para ve mevki sahibi olmuş mevcut orta sınıfın yerini almaya çalışıyor. Yerleşik düzen içindeki mevcut orta sınıf, halk içinden çıkan bu gelenekçi, muhafazakâr orta sınıfla mücadelesini laiklik üzerinden yürütüyor. Toplumun yarattığı, yani gücünü toplumdan alan, kökenleri çok derinlere giden bir değişme söz konusu.

Devleti temsil eden eski kurumların yok olması değil ama bu gelişmelere uygun düzenlenmesi gerekiyor. Yargı, ordu, parlamento… Bunların arasında hiyerarşinin kurulması ve nihayet son kararın kimde olduğunun belirlenmesi lâzım. Yani parlamento mu, yargı mı son kararı veriyor Türkiye’nin mukadderatı için? Yeni bir orta sınıfın ortaya çıkışı büyük bir devrimdir. Ve bu devrim Türkiye’de bugün sessizce ve barış içinde oluyor. Evet , gerginlik var. Çünkü hiçbir zaman, tarihte, iktidara hâkim olmuş bir grup, yerini kolayca başka bir gruba vermiyor, terk etmiyor.

MÜSLÜMAN HÜVİYETİNİZLE MODERN OLABİLİRSİNİZ

- Tayyip Erdoğan’ın kızı Sümeyye, keman ve şan dersi alıyor. Bunu kimileri yadırgayınca Erdoğan ‘Ne o yani biz uzaydan mı geldik’ tepkisini verdi.
-
Elbette Sümeyye Hanım keman çalabilir, şan dersi de alabilir. Dindarların modernleşip, çağdaşlaşması söz konusu. Kendini koyu Müslüman olarak addeden bir kimsenin kızı yüksek tahsil görmek istiyorsa, keman çalmak istiyorsa, bu pekâlâ mümkündür. Buna karşı gelecek aşırı İslâmcılar çıkabilir.

Ayrıca, kendini modern sayan grup, belirli alanların tamamıyla tekellerinde olduğunu sanıyor. Keman, opera, şu bu… halbuki bütün bunlar geleneksel cemiyetimizde de var. Karagöz var, piyesler var, oyunlar var, çengiler var, kadın şarkıcılar var. Hem dindar, hem modern olunabilir mi? Olunur. Kendi özünü muhafaza ederek, dinini, geleneğini muhafaza ederek pekâlâ Müslüman hüviyetiyle modern olabilirsiniz.

ABDÜLHAMİT’İN ÖNEMİ

- Abdülhamit zikredilmeden Türkiye’nin modernleşme tarihi anlatılamaz diyorsunuz.
- Ulaşımdan tutun meslek okullarının getirilmesi, İstanbul’a elektriğin, gazın, tramvayın gelmesi, bilhassa özel teşebbüsün gelişmesine imkân vermesi ve bütün bunların üstünde, demokrasinin esasını teşkil eden mülk sahibi orta sınıfın doğmasına yardım etmesi; hepsi, Abdülhamit’in modernist yönünü gösteriyor. İttihat ve Terakki döneminde ortaya çıkan yayınlar, dergiler, gazeteler… Hepsi için gerekli hazırlık Abdülhamit döneminde olmuştur. İttihat ve Terakki’nin daha da geliştirerek hayatiyet kazandırdığı bazı kurumlar, bilhassa siyasi partiler, cumhuriyete intikal etmiştir.

Nazlı ILICAK (SABAH)

Kıdemli Albay Dursun Çiçek imzalı plan, Psikolojik Harp Dairesi’nin yeni adı olan Genelkurmay Harekat Başkanlığı 3. Destek Şube Müdürlüğü’nde hazırlanmış.

Plan Ergenekon’da tutuklanan Serdar Öztürk’ün ofisinde ele geçirildi. Emekli Yüzbaşı Öztürk, Devlet Üstün Hizmet Madalyası’nı iade etmesiyle gündeme gelmişti.

AKP VE GÜLEN’İ BİTİRME PLANI

Taraf, Genelkurmay’a ait yeni bir “İlticayla Mücadele Eylem Planı”na ulaştı. Plana göre tutuklanan askerlerin ‘masum’ olduğu ve AKP’nin ‘dinî esasları temel alan bir rejim’ hedeflediği vurgulanacak.

Genelkurmay Başkanlığı’nın, “irtica ile mücadele” adı altında yeni bir eylem planı hazırladığı ortaya çıktı. Nisan 2009′da Deniz Piyade Kurmay Kıdemli Albay Dursun Çiçek tarafından hazırlanan planda, Ergenekon soruşturmasından duyulan rahatsızlık açık bir şekilde dile getiriliyor. “Ergenekon davasının gündemi değiştiriliyor havası oluşmadan” eylemler yapılması isteniyor, Ergenekon kapsamında tutuklanan muvazzaf ve emekli askerlerin irtica ile mücadele ettikleri için cezaevine kondukları yönünde haberlerin ön plana çıkarılması hedefleniyor.

Planı hazırlayan Albay Dursun Çiçek tamdık bir isim. Daha önce Tarafın manşetten yayımladığı “Koç da andıçlandı” başlıklı haberle gündeme gelmişti. Albay Çiçek tarafından hazırlanan andıç belgesinde bütün sivil toplum örgütleri fişlenmişti. Planın yazıldığı Genel Kurmay Harekat Başkanlığı 3. Bilgi Destek Şube Müdürlüğü, Psikolojik Harp Dairesi’nin yeni adı. Genelkurmay adına yapılan planlamalar artık buradan yürütülüyor.

Ergenekon soruşturmasında tutuklanan eski asker avukat Serdar Öztürk’ün bürosunda ele geçirilen Genelkurmay’a ait yeni plan tutanaklara geçti ve Ergenekon üçüncü iddianamesine girmesi bekleniyor. Öztürk, aynı zamanda yine Ergenekon kapsamında tutuklanan emekli Albay Levent Göktaş’ın avukatlığını yapıyordu.

Dört sayfadan oluşan “İrticayla Mücadele Eylem Planı”nın “Durum” başlıklı bölümünde Ergenekon soruşturması eleştiriliyor: İrticai gruplar tarafından TSK başta olmak üzere devletin resmî kurumlarını yıpratmak üzere yoğun faaliyetler yürütülmekte, Ergenekon adı altında TSK’ya büyük emekleri geçmiş, emekli ve muvazzaf askerî personele yersiz ithamlarda bulunularak lekelenmeye çalışılmaktadır.

‘DÜŞMAN UNSURLAR’A DİKKAT

Planın “Düşman Unsurlar” bölümünde ise TSK’nm yıpratılmak istendiği ileri sürülüyor. Bunun gerekleri ise şöyle sıralanıyor:

Atatürk ilke ve Inkılapları’nı ortadan kaldırarak, laik, demokratik, sosyal hukuk devletini yıkmak ve yerine dinî esaslara dayalı bir rejim kurma hedeflerini engelleyecek tek kurum olarak TSK’yı görmekte.

Elde ettikleri TSK’yı yıpratıcı bilgi ve belgeleri kendilerine müzahir medya organları kanalıyla yayınlamakta.

Halkın yoğun ilgi gösterdiği birlik, ve beraberlik mitinglerini Ergenekon tarafından maksatlı olarak planlanmış gibi göstermekte.

TSK’nın Ergenekon çatısı altında, başta PKK terör örgütü olmak üzere çeşitli terör örgütleriyle işbirliği yaptığını iddia etmekte.

Üst düzey komutanlar hakkında Yahudi, Ermeni, Sabetaycı vb. oldukları şeklinde asılsız haberler yapılmakta.

Kamuoyunu meşgul etmek ve bilgi kirliliği yaratmak üzere TSK personeline ait olduklarını iddia ettikleri ses ve görüntü kayıtlarını yayınlamaktadırlar.

‘DOST UNSURLAR’ KULLANILACAK

Albay Çiçek’in hazırladığı planda, irticaya karşı kullanılanacak “Dost Unsurlar”a da yer veriliyor. İşte o ‘dostlar’:

Basın ve yayın organları kanalıyla irticai grupların iç yüzünü gösteren propaganda çalışmaları planlı bir şekilde yürütülmekte.

TSK personeli ve ailelerine yönelik bilgilendirme faaliyetleri icra edilmekte.

TSK içerisine sızdırıldığı değerlendirilen personel ve aileleri ile bunların irtibatta olabilecekleri kişiler takip ve kontrol altına alınmakta.

Bilgisayar ve doküman güvenliği konusunda tedbirler arttırılmaktadır.

‘VAZİFE’ ÇIKARDIK İCRA’YA GEÇELİM

Bütün bunlardan “vazife” çıkarılması gerektiği belirtilen planda bu görev “irticai oluşumların iç yüzünü göstererek bu konudaki tereddütlere son vermek ve söz konusu örgütlere olan kamuoyu desteğini ortadan kaldırmak. Ergenekon kapsamında yapılan yıpratıcı kampanyaların etkisini azaltmak, TSK’ya yönelik olarak yapılan olumsuz propagandalara son vermektir” olarak tanımlanıyor.

Ardından ise planın “icra” bölümü geliyor ve şu ifadeler kullanılıyor: Laik ve demokratik düzeni yıkarak, şeriata dayalı bir İslam devleti kurma hayalinde bulunan AKP Hükümeti ve ona destek veren çeşitli gruplar ile Fethullah Gülen grubu başta olmak üzere radikal dinî oluşumlar hakkındaki gerçekleri gün yüzüne çıkarmak, kamuoyunun desteğini kırmak ve faaliyetlerine son vermek üzere bilgi destek faaliyetleri icra edilecektir.

ERGENEKON’DA GÜNDEM DEĞİŞECEK

Plana göre, faaliyetlerin birbiriyle senkronize şekilde üç bölüm halinde hayata geçirilmesi isteniyor. “Planlama ve Genel Faaliyetler” bölümünde yapılması istenenler şöyle sıralanıyor:

İcra edilen propagandalarda dine karşı olunmadığı teması işlenecektir.

Eylemler Ergenekon davasının gündemi değiştiriliyor havası oluşmadan planlanacak, dinci medyanın bu konuyu işlemesine imkân tanınmayacaktır.

“Fethullah Gülen (FG)’ciler gemi azıya aldılar, doğrudan TSK’ya saldırıyorlar” teması işlenecek, bu kapsamda muhafazakâr vatandaşların bile “Pes doğrusu biz de Elhamdülillah Müslüman’ız, ama FG’ciler resmen TSK’ya saldırmak için provokasyon yapıyorlar” dedirtecek çalışmalar yapılacaktır.

Sakıncalı/şüpheli kategorisindeki irticacı subay ve astsubayların irticai propaganda yaptıklarına dair ihbar çalışmaları yapılacak, müteakiben bu kişilerin ahlaki yönden olumsuzlukları ile ilgili haberler yaptırılacaktır.

İrticacı TSK personeline yapılan operasyon kapsamında tespit edilememiş diğer irticai TSK personeline yönelik korkutucu propaganda geliştirilerek, bu kişilerin hata yaparak tespit edilmeleri veya kendiliğinden çözülmeleri sağlanacaktır.

Askerî suç kapsamında yapılacak Işık Evleri baskınlarında, silahlı terör örgütü oluşturmak doğrultusunda; silah, mühimmat, plan vb. materyal bulunması sağlanarak, FG grubu “Silahlı Terör Örgütü” “Fethullahçı Silahlı Terör Örgütü”, (FSTÖ) kapsamına aldırılacak ve soruşturmalar askerî yargı kapsamında yürütülecektir.

Ilımlı islam konusu özellikle vurgulanacak, FG’cilerin ABD güdümünde hareket ettikleri ve islam’ın orjinalini bozmak istedikleri hususu yoğun olarak dile getirilecektir.

TSK ‘MASUM’, İRTİCACILAR SUÇLU

“Medya Faaliyetleri” bölümünde ise Ergenekon operasyonuna atıf yapılarak, TSK mensuplarının “masum” olduğu yönünde haberler yaptırılması isteniyor:’

İskender Evrenesoğlu, Ömer Öngüt gibi hazırda beklettiğimiz elemanlara medyatik eylemler ve söylemler yaptırılacak ve bu kişiler FG’ciler başta olmak üzere diğer irticai gruplarla özdeşleştirilerek, kamuoyunun tüm bu gruplar arasında benzerlik kurması sağlanacaktır.

Yakalanan veya çözülen TSK personelinin bizim belirlediğimiz temalar doğrultusunda beyanda bulunmaları ve bu açıklamaların basında geniş yer bulması sağlanacaktır.

Ergenekon kapsamında tutuklanan TSK personelinin masum olduğu, irticayla etkin şekilde mücadele ettikleri için üzerlerine iftira atıldığı şeklinde haberler yaptırılacaktır.

Nurettin Veren gibi isimlerin TV programlarında FG grubu hakkında bizim istediğimiz temalar doğrultusunda açıklamalar yapmaları sağlanacaktır.

Kurdoğlu cemaati vb. diğer cemaatlere mensup TSK personelinin TSK ile ilişkileri kesilirken FG grubuna mensup oldukları için atıldıkları şeklinde haberler yaptırılarak, kamuoyunda FG grubunun büyük yara aldığının düşünülmesi sağlanacaktır.

PKK terör örgütünün Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri ile Irak’ın kuzeyinde bulunan FG’cilere ait okul, dershane ve yurtlara eylem yapmıyor olmasının iki örgüt arasında bağ olduğu ve anlaştıklarının açık bir göstergesi olduğu yönünde haberler yaptırılacaktır.

KURTLAR VADİSİ ÇİZİLSİN

Vatandaşlar tarafından yoğun olarak izlenen ve gündemdeki olaylar hakkında kamuoyunu yanlış yönlendiren, Kurtlar Vadisi, Kollama ve Tek Türkiye benzeri diziler hakkında olumsuz haberler yaptırılarak söz konusu dizilerin güvenilirliğinin yitirilmesi sağlanacaktır.

Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okul öğrencilerine ait ibadet, görüntü ve haberlerinin medyada yoğun olarak ye&, alması sağlanarak, Milli Eğitim Bakanı kamuoyu nezdinde yıpratılacaktır. AKP mensuplarının, ülkemizde ekonomik krizin etkisinin ciddi olarak hissedildiği bir dönemde, lüks yaşamlarından taviz vermedikleri yönünde haberler yaptırılarak, bu durumun hem “islam anlayışıyla çeliştiği” hem de uygulamaya çalıştıkları “Halk Adamı” yaklaşımlarının gerçeği yansıtmadığı konusunda kamuoyu bilgilendirilecektir.

Ermenistan ve Yunanistan ile ilgili kamuoyunda tepki uyandıracak haberler sürekli gündemde tutularak milliyetçi partilerin tabanının genişletilmesi sağlanacaktır.

FG’CİLERDE SİLAH YAKALANMASI SAĞLANACAK

 

(Taraf)

Planın sonunda ise “Kara Propaganda Faaliyetleri’ne yer veriliyor, işte o bölüm:

Son dönemde geniş yankı bulan ses kayıtları bilgi kirliliği yaratmak üzere irticacılar tarafından yayınlanmış gibi gösterilecek, ama dinleyenlerin bizi haklı bulacağı tarzda ses kayıtları düzenlenecektir.

Çeşitli bilgi ve belgelerle ilgili ortaya yem atılarak yakalanan personel hangi gruba ait olursa olsun FG’ci oldukları şeklinde ifade vermeleri sağlanacak ve bahse konu personelin adı basında duyulduktan sonra ahlaki açıdan olumsuzlukları ile ilgili haberler yaptırılacaktır.

Yukarıda açıklanan şekildeki personelin, sıradan dahi olsa arkadaş çevresindeki en olumsuz kişi onların en yakın arkadaşı gibi gösterilerek, FG’cilerin iç yüzüymüş gibi düşünülmesi sağlanacaktır.

İhbara dayalı ev baskınları yaptırılarak, buralarda silah ve mühimmatın yanı sıra, FG’ciler ile irtibat kurulması istenen oluşumlara (Yahudilik, CIA, MOSSAD, Moon Tarikatı, Humeyni vb.) ait objelerin aynı ortamda bulunması sağlanacaktır.

Ev baskınları kapsamında Alevi düşmanlığını körükleyici bilgi ve belgelerin bu evlerde bulunması sağlanacaktır.

CANLI YAYINLARA BAĞLANALIM

İzleyici veya dinleyici kitlesi fazla olan radyo, televizyon programlarına farklı bir kimlikle, canlı yayın esnasında, telefonla bağlanılarak; FG’ci maskesi altında konuşmalar yapılarak tahrik olmuş bir FG’ci gibi, “Evet kardeşim, bizimle uğraşan herkes Ergenekoncudur. Onlarla uğraşmak bizim boynumuzun borcudur. Bizimle uğraşmaya kimsenin gücü yetmez” şeklinde açıklamalar yapması sağlanacaktır.

AKP mensubu kilit haberleşmecilere kamuoyuna çelişkili açıklamalar yaptırılarak, AKP içerisinde ciddi anlamda anlaşmazlık ve bölünmeler yaşanıyormuş şeklinde algılanması sağlanacaktır.

Sosyo ekonomik gelişmişlik düzeyleri en yüksek 6 bölge 1. bölge, ikinci en yüksek 4 bölge 2. bölge, üçüncü en yüksek 8 bölge 3. bölge ve sonda kalan 8 bölge ile Çanakkale’nin Bozcaada ve Gökçeada ilçeleri 4. bölge oldu. Bölgesel ve sektörel ve büyük proje yatırımlarının da halen yüzde 20 olan kurumlar vergisi oranı 1. bölgede yüzde 10, 2. bölgede yüzde 8, 3. bölgede yüzde ve 4. bölgede yüzde 2 olarak uygulanacak. Bölgesel gelişmişlik farklarını azaltmak amacıyla hayata geçirilen yeni teşvik sisteminde bölgeler, İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırması (İBBS) Düzey 2 seviyesindeki 26 alt bölge, Çanakkale’nin Bozcaada ve Gökçeada ilçeleri ve Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Endeksi (SEGE) kullanılarak belirlendi. Teşvik programı kapsamında sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeylerine göre 4 bölge şöyle: BİRİNCİ BÖLGE – İstanbul – Ankara – İzmir – Bursa, Eskişehir, Bilecik – Kocaeli, Sakarya, Düzce, Bolu, Yalova – Tekirdağ, Edirne, Kırklareli İKİNCİ BÖLGE – Adana, Mersin – Aydın, Denizli, Muğla – Antalya, Isparta, Burdur – Balıkesir, Çanakkale (Bozcaada, Gökçeada hariç) ÜÇÜNCÜ BÖLGE – Zonguldak, Karabük, Bartın – Manisa, Afyonkarahisar, Kütahya, Uşak – Konya, Karaman – Gaziantep, Adıyaman, Kilis – Hatay, Kahramanmaraş, Osmaniye – Kayseri, Sivas, Yozgat – Kırıkkale, Aksaray, Niğde, Nevşehir, Kırşehir – Samsun, Tokat, Çorum, Amasya. DÖRDÜNCÜ BÖLGE – Trabzon, Ordu, Giresun, Rize, Artvin, Gümüşhane – Malatya, Elazığ, Bingöl, Tunceli – Kastamonu, Çankırı, Sinop – Erzurum, Erzincan, Bayburt – Şanlıurfa, Diyarbakır – Mardin, Batman, Şırnak, Siirt – Ağrı, Kars, Iğdır, Ardahan – Van, Muş, Bitlis, Hakkari – Çanakkale’nin Bozcada ve Gökçeada ilçeleri. YENİ PAKETİN AYRINTILARI Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından düzenlenen basın toplantısıyla açıklanan ”Yatırımlarda Devlet Yardımları”, ”Aktif İşgücü Programlarının Güçlendirilmesi” ve ”Kredi Garanti Desteği”ni içeren yeni paketin ayrıntıları şöyle: YATIRIMLARDA DEVLET YARDIMLARI – YENİ SİSTEM YENİ TEŞVİK SİSTEMİNİN HEDEFLERİ 1- Bölgesel gelişmişlik farklılıklarını azaltmak, 2- Rekabet gücünü artıracak, teknoloji ve ar-ge içeriği yüksek büyük ölçekli yatırımlara destek olmak, 3- Sektörel kümelenmeyi desteklemek, 4- Desteklenecek yatırım konularında ekonomik ölçek kriterlerini öne çıkarmak. TEŞVİK ARAÇLARI ŞÖYLE BELİRLENDİ 1- Kurumlar/gelir vergisi indirimi, 2- SSK Primi İşveren Hissesinin Hazine tarafından karşılanması, 3- Faiz desteği, 4- Yatırım yeri tahsisi, 5- KDV istisnası, 6- Gümrük vergisi muafiyeti. BÜYÜK PROJE YATIRIMLARI 1- Kimyasal madde ve ürünlerin imalatı. ”Ana Kimyasal Maddelerin İmalatı” için asgari 1 milyar lira tutarındaki yatırımlar. ”Diğer Kimyasal Ürünlerin İmalatı” için asgari 300 milyon lira tutarındaki yatırımlar. 2- Rafine edilmiş petrol ürünleri imalatı. – Asgari 1 milyar lira tutarındaki yatırımlar. 3- Transit boru hattıyla taşımacılık hizmetleri. 4- Motorlu kara taşıtları imalatı. – Asgari 250 milyon lira tutarındaki otomotiv yatırımları. 5- Demiryolu ve tramvay lokomotifleri ve/veya vagon imalatı. – Asgari 50 milyon lira tutarındaki yatırımlar. 6- Liman ve liman hizmetleri. – Asgari 250 milyon lira tutarındaki yatırımlar. 7- Elektronik sanayi yatırımları. – Asgari 1 milyar lira tutarındaki LCD / Plazma üretimine yönelik yatırımlar. – Asgari 150 milyon lira tutarındaki modül panel üretimi yatırımları. – Lazer TV, üç boyutlu TV’ler ve OLED TV ve benzeri TV üretimine yönelik yatırımlar. – Asgari 50 milyon lira tutarındaki diğer elektronik sektörü (bilgi ve iletişim cihazları dahil) yatırımları. 8- Tıbbi aletler, hassas ve optik aletler imalatı. – Asgari 50 milyon lira tutarındaki yatırımlar. 9- İlaç imalatı. – Asgari 100 milyon lira ve üzeri ilaç üretimi yatırımları. 10- Hava ve uzay taşıtları imalatı. – Komple yeni veya asgari 50 milyon lira tutarındaki tevsi ve/veya ürün çeşitlendirmeye yönelik yatırımlar. 11- Makine imalatı yatırımları – 50 milyon lira üzeri yatırımlar. 12- Madencilik yatırımları. – Maden Kanununda belirtilen IV/c grubu metalik madenlerle ilgili nihai metal üretimine yönelik izabe (cevher işleme) tesisleri ile entegre maden üretimi tesislerine yönelik (istihraç işleme) yatırımları (Demir ve Manganez gibi AKÇT kapsamı ürünler hariç). IV/c Grubu Metalik Madenler: Altın, Gümüş, Platin, Bakır, Kurşun, Çinko, Pirit, Krom, Civa, Antimuan, Kalay, Vanadyum, Arsenik, Molibden, Tungsten (Volframit, Şelit), Kobalt, Nikel, Kadmiyum, Bizmut, Titan (İlmenit, Rutil), Alüminyum (Boksit, Gipsit, Böhmit), Nadir toprak elementleri (Seryum Grubu, Yitriyum Grubu) ve Nadir toprak mineralleri (Bastnazit, Monazit, Ksenotim, Serit, Oyksenit, Samarskit,Fergusonit), Sezyum, Rubidyum, Berilyum, İndiyum, Galyum, Talyum, Zirkonyum, Hafniyum, Germanyum, Niobyum, Tantalyum, Selenyum, Telluryum, Renyum. BÖLGESEL VE SEKTÖREL TEŞVİK SİSTEMİ – Bölgesel ve sektörel bazda desteklenecek yatırım konuları 2002 / 4720 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırması (İBBS)- Düzey 2 esas alınarak belirlendi. – İBBS Düzey 2 seviyesindeki 26 alt bölge, Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Endeksi (SEGE) kullanılmak suretiyle gruplandırılarak teşvikler açısından 4 bölge oluşturuldu. – 1. Bölgede, ağırlıklı olarak motorlu kara taşıtları ve yan sanayi, elektronik, ilaç, makine imalat ve tıbbi, hassas ve optik alet yatırımları gibi yüksek teknoloji gerektiren yatırımlar teşvik edilecek. – 2. Bölgede nispeten teknoloji yoğun sektörler desteklenecek. Bu çerçevede; ağırlıklı olarak, makine imalat, akıllı çok fonksiyonlu tekstil, metalik olmayan mineral ürünler (cam, seramik, karo, yalıtım malzemeleri vb) kağıt, gıda ve içecek imalatı sektörleri teşvik edilecek. – 3. ve 4. Bölgeleri oluşturan doğu ve güneydoğu bölgelerinde, tarım ve tarıma dayalı imalat sanayi, konfeksiyon, deri, plastik, kauçuk, metal eşya gibi emek yoğun sektörlerin yanı sıra turizm, sağlık ve eğitim yatırımları da teşvik edilecek. GENEL TEŞVİK SİSTEMİ Büyük yatırım ve bölgesel teşviklerden yararlanamayan yatırımların, mevcut sistemdeki kısıtlama ve asgari limitler güncellenerek Gümrük Vergisi Muafiyeti ve KDV istisnası ile desteklenmesine devam edilecek. İNDİRİMLİ KURUMLAR VERGİSİ ————————– Bölgesel ve Sektörel Büyük Proje ———————– ————————– Uygulanacak Uygulanacak Kurumlar Kurumlar Yatırıma Vergisi Yatırıma Vergisi Katkı Oranı Oranı Katkı Oranı Oranı Bölgeler (Yüzde) (Yüzde) (Yüzde) (Yüzde) ——– ———– ———– ———- ———— 1 20 10 30 10 2 30 8 40 8 3 40 4 50 4 4 60 2 70 2 SSK PRİMİ İŞVEREN HİSSESİ DESTEĞİ ——————————— SSK primi işveren hissesinin tamamının (asgari ücret üzerinden) Hazine tarafından karşılanma süresi: Bölgeler Bölgesel ve Sektörel Büyük Proje ——– ——————– ———– 1 2 yıl 2 yıl 2 3 yıl 3 yıl 3 5 yıl 5 yıl 4 7 yıl 7 yıl FAİZ DESTEĞİ ———— Bölgesel ve Sektörel (Puan) Büyük Proje (Puan) ————————— ————————– Bölgeler TL Kredisi Döviz Kredisi TL Kredisi Döviz Kredisi ——– ———- ————- ———- ————- 1 – - – - 2 – - – - 3 3 1 – - 4 5 2 – - 1- Üst limitler: – Ar-Ge ve çevre yatırımlarında 300 bin lira, diğer yatırımlarda 500 bin lira. – Uygulama dönemi azami 5 yıl. – Ekonominin seyrine göre Hazineden sorumlu bakanın faizlede artırım/azaltma yapma yetkisi. 2- Kredinin, sabit yatırım tutarının azami yüzde 70 oranındaki kısmına faiz desteği uygulanacak. YATIRIM YERİ TAHSİSİ – Büyük proje yatırımları ile bölgesel ve sektörel olarak desteklenecek yatırımlara yatırım yeri tahsis edilecek. TEKSTİL TESİSLERİNDE TAŞINMA DESTEĞİ – Tekstil, konfeksiyon ve hazır giyim, deri ve deri mamülleri sektörlerinde faaliyette bulunan, – Asgari 50 kişilik istihdam sağlayan, – 31 Aralık 2010 tarihine kadar 1. ve 2. bölgelerden 3. ve 4. bölgelere taşınacak tesislere; 1- 5 yıl süreyle kurumlar vergisi oranı yüzde 20 yerine yüzde 5 oranında uygulanacak, 2- 5 yıl süreyle mevcut istihdam da dahil olmak üzere bu tesislere taşındıkları bölgede (3. ve 4. bölgeler) uygulanan SSK işveren primi desteği sağlanacak, 3- Bu tesislerin 3. ve 4. bölgelere nakliye giderleri Hazine tarafından karşılanacak. YENİ TEŞVİK SİSTEMİNDEN YARARLANMA KOŞULU – Yeni Yatırım Teşvik Sistemi ile yatırımların en kısa sürede hayata geçirilmesi hedefleniyor. – Bu çerçevede, Yeni Yatırım Teşvik Sistemi 31 Aralık 2010 tarihine kadar başlamış olan yatırımlara uygulanacak. AKTİF İŞGÜCÜ PROGRAMLARININ GÜÇLENDİRİLMESİ SON İKİ YILDA SAĞLANAN İSTİHDAM DESTEKLERİ – İşveren priminin 5 puanlık kısmı Hazine tarafından karşılanıyor. – İlave olarak işe alınan gençler ile tüm kadınların işveren primleri, 5 yıl boyunca belirli oranlarda İşsizlik Sigortası Fonu tarafından ödeniyor. – Özürlülerin işveren primleri Hazine tarafından karşılanıyor. – İşsizlik ödeneği yüzde 11 oranında artırıldı. – Geçici mali sıkıntı içindeki işyerlerinin, işçilerini çıkarmak yerine istihdam etmeye devam etmeleri halinde, işçilerin ücretlerinin belirli bir kısmı 6 aya kadar kamu tarafından üstleniliyor. TOPLUM YARARINA İŞLER İÇİN OLUŞTURULAN ÇALIŞMA PROGRAMLARINA (TYÇP) AKTARILAN KAYNAK ARTIRILACAK – Okul, hastane ve benzeri sağlık kurumlarındaki bakım ve onarım işleri, – Ağaçlandırma ve erozyon kontrolü, – Çevre düzenlemesi, arazi ıslahı, – Park, bahçe düzenlemesi konularında kısa süreli geçici istihdam amaçlı programları genişletilecek. – Program kapsamında 120 bin işsize doğrudan istihdam olanağı sağlanacak. İŞKUR’UN MESLEKİ EĞİTİM FAALİYETLERİ GENİŞLETİLECEK – Vasıflı işgücü ihtiyacının karşılanması – İşgücünün mesleki becerilerinin geliştirilmesi – Eğitim süresince katılımcılara günlük 15 TL ödeme yapılması – Program kapsamında 200 bin işsizimize eğitim sağlanacak. KİŞİLERE GİRİŞİMCİLİK EĞİTİM VE DANIŞMANLIĞI VERİLECEK – Projenin İŞKUR tarafından KOSGEB ile beraber yürütülmesi – İşsizlere girişimcilik konusunda eğitim verilmesi – Bireylere firma kurma ve işletme aşamasında danışmanlık hizmeti verilmesi – Eğitim sonucunda, KOSGEB kriterleri çerçevesinde sunulacak projelere KOSGEB tarfından 4 bin lira hibe verilmesi – Program kapsamında 10 bin kişiye girişimcilik eğitimi verilecek. İŞBAŞI EĞİTİMLERİ ÇERÇEVESİNDEKİ STAJLAR DESTEKLENECEK – Meslek lisesi, dengi ve üstü eğitim kurumu mezunlarının yararlandırılması – İş tecrübesi olmayan gençlere deneyim kazandırılması ve iş bulma olanağının artırılması – Stajyerlere 6 aya kadar İŞKUR tarafından günlük 15 lira ödeme yapılması – Program kapsamında 100 bin genç stajyer olarak istihdam edilecek. İŞYERLERİNDE MEVCUT İSTİHDAMIN ÜZERİNDE YARATILACAK İLAVE İSTİHDAM İÇİN PRİM DESTEĞİ SAĞLANACAK – İşyerlerinde Nisan 2009′daki mevcut istihdama ilave olarak işe alınan işçiler için uygulanacak. – Başvuru süresi 2009 yılı sonunda sona erecek. Başvuru süresini 6 ay uzatmaya Bakanlar Kurulu yetkili olacak. – Asgari ücret üzerinden sosyal güvenlik primleri 6 ay boyunca kamu tarafından karşılanacak. Yararlanma süresini 6 ay uzatmaya Bakanlar Kurulu yetkili olacak. ÖZEL İSTİHDAM BÜROLARINA GEÇİCİ İŞ İLİŞKİSİ KURMA YETKİSİ VERİLECEK – Geçici işlerde istihdam edilen kişilerin sosyal güvenlik ve ücret açısından güvence altına alınması – İşçilerin ücret ve sosyal güvenlik haklarının özel istihdam bürolarınca karşılanması – Özel istihdam büroları ile anlaşmalı işçilerin, işverenler tarafından geçici olarak sözleşme karşılığı istihdamı AKTİF İŞGÜCÜ PROGRAMLARININ GÜÇLENDİRİLMESİ – ANALİTİK ÇALIŞMALAR – İl İstihdam ve Mesleki Eğitim Kurullarının Etkinliğinin Artırılması – İstihdam Şurası Toplanması – Fon Yararlanıcılarının Profillerinin Çıkarılması – Teşviklerin Etkinliğinin İncelenmesi – Mesleki Eğitimler ve Kullanılan Kaynağın Etkinliğinin İncelenmesi KOBİ’LERE KREDİ GARANTİ DESTEĞİ KOBİ’LER İLE MALİ SEKTÖR İLİŞKİSİ Mart 2009 itibarıyla – Nakdi Kredi Hacmi: 367 milyar lira – Nakdi KOBİ Kredisi Hacmi: 84 milyar lira – KOBİ Kredi Payı: yüzde 22,9 KREDİ GARANTİ DESTEĞİNİN AMAÇLARI – KOBİ’lerin finansman imkanlarına daha kolay erişimi – Üretim, istihdam ve ihracatta devamlılığın sağlanması – Kefalet sisteminin etkin biçimde çalıştırılması KREDİ GARANTİ DESTEĞİNDEN KİMLER YARARLANACAK? – Yıllık cirosu 25 milyon liranın altında ve en fazla 250 çalışanı olan, – 30 Haziran 2008 tarihinden önceki iki yıl içinde takibe düşmüş borcu olmayan ve kamuya vadesi geçmiş borcu bulunmayan işletmeler. HANGİ TÜR KREDİLER DESTEK KAPSAMINDA YER ALACAK – Türk Lirası ya da döviz cinsinden olan – Asgari 1 yıl azami 4 yıl vadeye sahip olan – Mevcut kredilerden yenilenen krediler – İlave sağlanacak krediler – Yeni sağlanacak krediler KEFALET BAŞVURU SÜRESİ NE OLACAK? – Kanunun yasalaşmasından sonra çıkacak Bakanlar Kurulu Kararının yayımlanmasını takiben iki yıl içinde kullanılacak krediler bu destekten yararlanacaktır. HAZİNE DESTEĞİ ARACILIĞIYLA NE ORANDA KEFALET SAĞLANACAK? – Hazine desteği ile Kredi Garanti Kurumunca kredinin yüzde 65′ine kefalet sağlanacak, kredi riskinin yüzde 35′i ise bankalar tarafından üstlenilecektir. HAZİNE DESTEĞİNİN TUTARI NE OLACAK? – Kredi garanti kurumlarına toplam ilk etapta 1 milyar Türk Lirası kaynak aktarılacaktır. – Bu kaynak en az 10 milyar Türk Liralık krediye kefalet sağlanmasına imkan verecektir.

Mayın işini hükümetin başına Genelkurmay nasıl ördü? sorusunun fazla iddialı olduğunu söylemeliyim.

Siz önyargılı olmayın ve içeriğin başlığı ne kadar taşıdığına yazıyı okuduktan sonra karar verin.

***

Dünyada 64 ülkede 100 milyon kara mayını var. Döşenen mayınların patlaması yüzünden her yıl binlerce sivil can veriyor ya da hayatının kalan kısmını sakat geçirmek zorunda kalıyor.

Bunu dikkate alan ülkeler, 4 Aralık 1997’de bir sözleşme imzaladı. “Anti-Personel Mayınların Kullanımının, Depolanmasının, Üretiminin ve Devredilmesinin Yasaklanması ve Bunların İmhası ile İlgili Sözleşme” Kanada’nın Ottawa kentinde imzalandığı için adına “Ottawa Sözleşmesi” dendi.

4 Nisan tarihi dünyada “Mayın bilincini geliştirme günü” olarak tanındı. Türkiye, sivil ölümlerine neden olan bu ölüm düzeneğinin (Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un tanımından sonra silahın diyemedim) önüne geçmek amacıyla bir tasarı hazırladı. Türkiye, 2003’te Meclis’te Kabul edilen bir tasarı ile 1 Mart 2004’ten itibaren Ottawa Sözleşmesi’ne resmen taraf oldu.

Buraya kadar bir çoğumuzun bildiği bir süreç yaşandı. Ancak Türkiye Ottawa Sözleşmesi’ne resmen taraf olmadan önce bir dizi ön hazırlık yaptı.

ASKER 9 YIL BOYUNCA HİÇBİR ŞEY YAPMADI

Türkiye kara mayınlarının temizlenmesi için dünyada ilk harekete geçen ülkelerden oldu. Suriye sınırında devam eden kaçakçılığı önlemek amacıyla 1957-1959 yılları arasında 610 kilometrelik sınıra döşenen 650 bin mayının temizlenmesi için daha 1992’de ilk adımı attı.

Bununla ilgili olarak Bakanlar Kurulu, 1992’de Genelkurmay’a görev verdi. Ne var ki görev verildiği tarihten 2001 yılına kadar asker, nerede ise hiçbir şey yapmadı. 1997’de Paris’te bir trafik kazasında hayatını kaybeden Galler Prensesi Lady Diana’nın hayatta iken kara mayınlarının temizlenmesi ile ilgili başlattığı çabalar, ölümünden sonra hız kazandı.

Dünyadaki bu kampanya üzerine Genelkurmay Başkanlığı ancak 2001’de bu konu ile ilgili bir ofis kurdu. Buna ilişkin talep ettiği bütçeyi dönemin hükümetine iletti. İstenilen bütçe AK Parti iktidara geldikten Genelkurmay’a aktarılmaya başlandı.

Toplam istenen bütçe 44.7 milyon dolar iken ilk planda bunun 17 milyon dolarlık kısmı tahsis edildi.

Özel donanımlı cihazlarla yapılması gereken bu çalışmalar için bazı cihazlar alındı. Her biri 5 milyon dolar civarında olan bu makinaları üreten firma, Türkiye’nin talebini görünce rakamları hızla yukarı çekti ve her birini 14 milyon dolardan satmaya kalktı.

Bunun üzerine askeri kanat, 2004’te mayın temizleme işini “hizmet alma” şeklinde yürütmesi gerektiği görüşünü ortaya attı. 25 Mayıs 2004′te hükümete, “Mayın temizleme faaliyetlerinde hizmet alımı yönteminin bir alternatif olarak değerlendirilmesi uygun bulundu” diye rapor sundu.

HÜKÜMET, YANLIŞ YERDE OLDUĞU NOKTA

Bunun üzerine hükümet, taraf olduğu Ottawa Sözleşmesi gereği 2014 yılına kadar mayınların temizlenmesi için neler yapılabileceği araştırmasına girdi. Görev, Maliye Bakanlığı’na verildi. 23 Kasım 2005’te Resmi Gazete’de şartları yer alan ihaleler yapıldı.

610 kilometrelik sınırın temizliğini tek bir şirkete verme yerine sınırı il il ayrı ihalelerle temizletme yoluna gidildi. 6 ili kapsayan ihale sürecinde ilk ihale Mardin için yapıldı ve bu ihaleye Türkiye’den iki firma katıldı. Şırnak ili sınırları için teklif veren olmadı. Öteki iller için ise toplam 14 firma teklif  sürdü.

Temizleme için firmaların verdiği toplam rakam 530 milyon lira ile 2 milyar lira arasında değişiyordu.

Bu sırada Danıştay, mayın temizleme işinin kanun çıkarmadan yapılamayacağı gerekçesiyle ihaleleri iptal etti.

Bunun üzerine hükümet, bir kanun tasarısı hazırlayıp Meclis’e sundu. İşte kıyamet de buradan koptu. “mayınlı arazi hizmet alınmak suretiyle temizlenir” hükmü, haklı olarak muhalefeti ayağa kaldırdı.

Tasarı aynen yasalaşsa idi, hizmet alımının tek bir firmadan yapılması ve 44 yıllığına o toprakların aynı firma tarafından işletilmesinin önü açılacaktı.

Bölgede kendine yeni topraklar arayan İsrailli firmaların girmesinin önü açılacaktı. Baykal’ın haklı ifadesi ile Suriye sınırımız, 44 yılılğına kiralanacaktı.

Kamuoyunda tartışmalar sürerken, işi yapması gereken Genelkurmay cenahı, bu kez adres şaşırtmak için olsa gerek, bir açıklama yaptı. Genelkurmay Başkanlığı İletişim Daire Başkanı Metin Gürak, kimin yapması gerekiğine ilişkin adres gösterdi.

Tuğgeneral Gürak, ”Mayın temizliğinin, bedeli ödenmek kaydıyla hizmet alımı yöntemiyle yapılması ve bu kapsamda uluslararası deneyime sahip NATO İkmal ve Bakım Teşkilatı NAMSA’nın öncelikli olarak dikkate alınması uygun bir hareket tarzı olarak düşünülmüş ve bu görüşler, zamanında ilgili mercilere gönderilmiştir” dedi.

Haber 7 yazarı Prof. Nevzat Tarhan, mayın temizleme işini üzerinden atmak isteyen askerlerin tavrını, “hastasını ameliyat eden ancak yarasının dikişini alamayan” doktora benzetti.

GENELKURMAY KENDİNİ BÖYLE ELE VERDİ

Eleştirilerin kendine yöneldiğinin farkına varamaya başlayan askeri kanat, el altından Hürriyet’e belgeler ulaştırdı. “Hürriyet, Genelkurmay’ın 25 Mayıs 2004 ve 14 Nisan 2005 tarihlerinde iki ayrı mayın raporuna ulaştı” diye pazarlanmaya çalışılan haber, aslında Genelkurmay’ın bu konudaki açıklarını ortaya koyan rapor gibi.

1992-2001 arasında hiçbir adım atılmadığını ortaya koyan Genelkurmay’ın “sızdırılan raporu”nda, bu döneme ilişkin tek cümle yok. Yeni hükümetin kurulması ve konu ile harekete geçilmesinden sonraki döneme ilişkin neler yapıldığı ortaya konuyor.

Aslında söz konusu iki raporu, “askerin elini taşın altına koymadan kaçması” diye yorumlamak daha doğru.
Son bir notu da temizlenecek arazi ile ilgili paylaşayım.

Temizlenecek araziden elde edilecek tarım alanının ne kadar olduğu açık artırmaya çıkarılmış durumda. Abartmada sınır tanımayanlar, alanı “2 Kıbrıs adası”na kadar çıkardılar.

Kıbrıs adasının yüzölçümü, 9 bin 251 kilometrekare. İki Kıbrıs 18 bin 500 kilometrekare eder.

Gelin bir hesap yapalım. Sınırın bir bölümü temizlendiği için şimdi temizlenmesi gereken bölümün uzunluğu 510 kilometre. Mayınlı alanın genişliği ise coğrafyaya gore daralıp genişlemekle birlikte ortalama 350 metre.

Çarpın bölün sonucu siz bulun. Ben hesabı Hazine kayıtlarından size aktarayım 176 kilometrekare. 18 bin 500 kilometrekare nere, 176 kilometrekare nere?

alıntıdır

http://www.haber7.com/haber/20090601/Mayin-AKPnin-basinda-nasil-patlatildi.php

Eski Gönderiler »