keferdiz44

her yol bir yere çıkıyor: ilk geldiğimiz yere…

Arşiv Ağustos, 2007

60. Hükümet’te yeni görevlendirme

Yazan: mustafaemingul Ağustos 31, 2007

60. Hükümet’in bakanlarının görev alanları ve bağlı kurumlar belirlendi. Bazı kurumların görev bağlılık yerleri değişti. İşte Resmi Gazete’de yayımlanan yeni görev dağılımı

60. Hükümet tarafından gerçekleştirilen bazı kurumların görev bağlılık yerleri resmi gazetede yayımlandı. İşte değişiklikleri yapılan yerler:

1. İçişleri Bakanlığına bağlı bulunan Darülaceze Müessesesi Müdürlüğünün Başbakanlığa,

2. Başbakanlığa bağlı bulunan Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinin Dışişleri Bakanlığına,

3. Bayındırlık ve İskan Bakanlığına bağlı bulunan Karayolları Genel Müdürlüğünün Ulaştırma Bakanlığına,

4. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına bağlı bulunan Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün Çevre ve Orman Bakanlığına bağlanmaları,

5. İçişleri Bakanlığı ile ilgili bulunan Türkiye ve Orta-Doğu Amme İdaresi Enstitüsü Genel Müdürlüğünün Başbakanlık ile ilgilendirilmesi,
3046 sayılı Yasa’nın 4060 sayılı Yasayla değişik 4. ve 3313 sayılı Yasayla değişik 10.maddeleri gereğince uygun görülmüştür. 

Başbakanlığa bağlı olan veya ilgilendirilen kuruluşlar ile görevlerin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcıları ile Devlet Bakanları arasındaki dağılımı aşağıda belirtildiği şekilde yeniden düzenlenmiştir.

 BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN

Bağlı Kurum ve Kuruluşlar

1. Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği (MGK)

2. Millî İstihbarat Teşkilâtı Müsteşarlığı (MİT)

3. Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ)

 İlgili Kurum ve Kuruluşlar

 Türkiye Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı Başkanlığı

 DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK

 Görevler

1. Parlâmento ile ilişkiler

2. Kıbrıs ile ilgili koordinasyon işleri

3. Terörle Mücadele Yüksek Kurulu Başkanlığı

4. Millî Güvenlik Kurulunun tavsiye kararlarının ve görüşlerinin değerlendirilmek üzere Bakanlar Kuruluna sunulması ve Bakanlar Kurulunda kabulü halinde bu tavsiye kararlarının uygulanmasının koordinasyonu ve izlenmesi

5. Kamu Yönetimi Reformu çalışmalarının koordinasyonu

6. İnsan hakları ile ilgili kurullar ve insan hakları ile ilgili konularda koordinasyon

Bağlı Kurum ve Kuruluşlar

Yüksek Denetleme Kurulu (YDK)

İlgili Kurum ve Kuruluşlar

Türkiye ve Orta-Doğu Amme İdaresi Enstitüsü Genel Müdürlüğü (TODAİE)

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI HAYATİ YAZICI

 

Görevler

 Danıştay ile ilişkiler

 Bağlı Kurum ve Kuruluşlar

 1. Gümrük Müsteşarlığı

 2. Vakıflar Genel Müdürlüğü

 3. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü

 4. Tanıtma Fonu Kurulu Sekreterliği

 DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI NAZIM EKREN

 Görevler

 Ekonomik konularda genel koordinasyon

Bağlı Kurum ve Kuruluşlar

1. Devlet Plânlama Teşkilatı Müsteşarlığı (DPT)

2. Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı (TÜİK)

3. Güneydoğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı (GAP)

İlgili Kurum ve Kuruluşlar

1. T. C. Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü

2. Türkiye Halk Bankası A.Ş. Genel Müdürlüğü

3. Türkiye Kalkınma Bankası A.Ş. Genel Müdürlüğü

4. Sermaye Piyasası Kurulu (SPK)

İlişkili Kuruluşlar

1. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK)

2. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF)

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN

Görevler

Bilgi ve teknoloji faaliyetlerinin koordinasyonu

Bağlı Kurum ve Kuruluşlar

1. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu

2. Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA)

3. Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü

İlgili Kurum ve Kuruluşlar

1. Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK)

2. Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu Genel Müdürlüğü (TRT)

3. Anadolu Ajansı T.A.Ş. Genel Müdürlüğü

İlişkili Kuruluşlar

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK)

 

DEVLET BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU

Görevler

1. Kamu toplu iş sözleşmelerinin koordinasyonu

2. Kamu hizmeti görevlileri toplu görüşmelerinin koordinasyonu

Bağlı Kurum ve Kuruluşlar

1. Devlet Personel Başkanlığı (DPB)

2. Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü (GSGM)

İlgili Kurum ve Kuruluşlar

Futbol Federasyonu Başkanlığı

İlişkili Kuruluşlar

Tütün, Tütün Mamûlleri ve lkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu (TAPDK)

DEVLET BAKANI KÜRŞAD TÜZMEN

Görevler

Yurtdışı müteahhitlik, mühendislik ve müşavirlik hizmetlerinin koordinasyonu

Bağlı Kurum ve Kuruluşlar

Dış Ticaret Müsteşarlığı (DTM)

İlgili Kurum ve Kuruluşlar

 Türkiye İhracat Kredi Bankası A.Ş. Genel Müdürlüğü (EXİMBANK)

 DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU

 Bağlı Kurum ve Kuruluşlar

 1. Özürlüler İdaresi Başkanlığı

 2. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü (SHÇEK)

 3. Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü

 4. Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü

 5. Darülaceze Müessesesi Müdürlüğü

 DEVLET BAKANI MEHMET ŞİMŞEK

 Bağlı Kurum ve Kuruluşlar

 Hazine Müsteşarlığı

 İlgili Kurum ve Kuruluşlar

 Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası

 DEVLET BAKANI MUSTAFA SAİD YAZICIOĞLU

 Görevler

1. Yurtdışında yaşayan Türk vatandaşlarının sorunları

2. Türk Cumhuriyetleri ve Toplulukları ile Kardeş Topluluklarla ilişkiler ve bunlarla ilgili araştırma, planlama ve koordinasyonun sağlanması

Bağlı Kurum ve Kuruluşlar

1. Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB)

2. Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı (TİKA)

Ayrıca, Avrupa Birliği makamları ile yapılacak tam üyelik müzakerelerinde “Başmüzakereci” görevini Dışişleri Bakanı Ali BABACAN yürütecektir.

İstihdamı geliştirme konularında 2003/25 sayılı Genelge ile belirlenmiş bulunan görevler ise Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk ÇELİK tarafından yerine getirilecektir.

Yazı kategorisi: ekonomi, genel, güncel, haber, hayattan, politika | Yorum Yok »

Peygamber, terör, Amerika!

Yazan: mustafaemingul Ağustos 31, 2007

“Gerilla lideri”, “direniş lideri”, “savaş peygamberi”, “İslam’ın ilk büyük generali…” Hz Muhammed’in (sav) askeri kişiliği üzerine bir yazı nasıl yazılır? Güvenlik stratejilerinin belirleyici olduğu, askeri güç ve ekonomik açgözlülük üzerine bir dünya tasavvurunun hakim olduğu bir dönemde, garip biçimde İslam’ın siyasi ve askeri boyutundan söz etmenin tabu haline getirilmesini artık tuhaf karşılamaz olduk. Bu dönemde, İslam’ın, Kur’an’ın, Peygamberin cihad, savaş, güç kullanımı, askeri strateji ve taktikler, devlet ve iktidara ilişkin tutumu üzerinde söz söyleyenler, kendilerini bir anda malum “küresel terörizm” dalgasının içinde bulurlar ve “olağan tehdit” haline gelirler. İslam’ın bu yönünün en çok tartışılması gereken bir tarih diliminde yaşıyor olmamıza rağmen, kitlelerin İslam algısı üzerindeki müdahale o kadar derinleşti ki, neredeyse Kur’an’da yer alan savaşa ilişkin ayetler bile yok sayılacak. Batı’nın hazmedebileceği bir İslam algısı dayatılıyor, bunun dışında kalan eğitim müfredatlarına, kurumlarına savaş açılıyor.

Süreç böyle iken, Müslüman dünyada İslam’ın bu yönü unutturulmaya çalışılırken bir askeri tarihçi Hz Muhammed’in (sav) askeri kişiliği üzerinde güçlü bir yazı kaleme alıyor. “Muhammed: İslam’ın İlk Büyük Generali” isimli kitabın yazarı Richard A. Gabriel’in, ABD’de yayın yapan Askeri Tarih Dergisi’nde (The Military History Quarterly) “Muhammed: Savaş Peygamberi” (Muhammad: The Warrior Prophet) başlıklı yazısı, ilk bakışta mükemmel tespitler içeriyor.

Bir direniş liderinin, gerilla liderinin özelliklerini sıralayan, taktik ve strateji bilgisini tartışan, askeri dehasına dikkat çeken yazar, kendince belirlediği özellikleri Hz Muhammed (sav) üzerinden ele alıyor. Onun ne kadar büyük bir gerilla lideri, direniş lideri olduğunu örnekleriyle ortaya koyuyor.

Batı’nın bu süreci “askeri başarı” olarak düşündüğünü, oysa bunun düzenli ordu değil, gerilla hareketi olduğunu ifade ederek, ince bir ayar yapıyor ve o dönemi son derece rahatsız edici bir yere çekiyor. Yazının ciddi tepkilere yol açmasının sebebi de bu ince ayar.

O dönemin askeri tarihi ile ABD’nin bugünkü küresel “terörle mücadele” kampanyası arasında bir çeşit bağlantı kuruluyor. Dikkatle bakıldığında, yoğun övgülerin arasında Hz. Muhammed’i (sav) “terör lideri” olarak gösteriyor.

“Terörizm, başarılı olmak için vazgeçilmez/vazgeçilemez ölçüde silahlı isyana ihtiyaç duyar. Muhammed’in hayatı da bunu ispatlıyor. O terörizmi çok basit olarak iki şekilde kullanmıştır. Bir; o davasından vazgeçen hainleri öldürmüştür; siyasi düşmanları için şairler ve şarkıcılar dahil öldürme emri vermiştir. İki; terörizmi çok geniş alanda insanların kalplerine korku hasıl etmek için kullanmıştır. Yahudilerden Beni Kaynuka kabilesinin erkeklerini öldürtmüş, kadınlarını satmış ve çocuklarını esir etmiş, mallarını da Müslüman takipçileri arasında pay etmiştir.”

Tarihsel olayları kendi bağlamından koparıp, bugünkü gelişmelerle ilişkilendirme çabasındaki çarpıklık örneklerinden biri ile daha karşı karşıyayız. Özellikle son birkaç yıldır buna benzer çok sayıda olay yaşandı.

İslam Peygamberine yönelik ağır hakaretler içeren, peygamberi ve ümmetini “aptallar” ve “teröristler” olarak gösteren karikatürlerin Danimarka basınında yayınlanması, ardından bütün Avrupa basınında Müslümanlara karşı bir gövde gösterisine dönüştürülmesi bunlardan biriydi.

Katolik dünyasının dini lideri Papa 16. Benediktus’un; Bizans imparatoru Manual II Paleologos’tan yaptığı, “Hz. Muhammed’in gayri insani ve şeytanca olanın dışında yeni bir şey getirmediği”ne yönelik sözleri bir başka örnek. Bu kampanyada yerini alanlar öyle edepsizleştiler ki, Hollanda’dan bir siyasetçi çıkıp; “Hazreti Muhammed hayatta olsaydı ve Hollanda’da yaşasaydı onu kovardım. Bir İslam tsunamasi ile karşı karşıyayız. Eğer Müslümanlar Hollanda’da yaşamak istiyorlarsa, Kur’an’ın yarısını yırtıp atmalılar, imamları dinlememeliler, çünkü Kuran’da korkunç şeyler söylendiğini biliyorum” diyebildi.

Uğursuz saldırı ve hakaretlerin hepsinin ABD’nin öncülük ettiği “küresel savaş”la, “terör”le bir yerden bağlantısı olduğu daha sonra ortaya çıktı. En son İsveç’de benzer bir karikatür rezaleti yaşandı.

Peki, aydınından marjinal örgüt ve cemaat temsilcilerine, siyasi ve askeri kişilerden sivil toplum kuruluşları temsilcilerine ve dini liderlere kadar yayılan bu aşağılama, yargılama, mahkum etme kampanyası sadece Batı’nın İslam ve Müslümanlara karşı tarihsel husumetinden, toplumsal önyargı ve korkularından mı kaynaklanıyor. Hayır! Çok sistemli bir çalışma bu ve Batı toplumu bu yönde yeniden eğitiliyor. Önce “entelektüel terörizm” olarak kendini hissettiren kampanya, şimdi devlet terörizmi, kitlesel kıyım, söylemeye dilimiz varmasa da bir nevi medeniyet savaşı olarak önümüzde bulunuyor.

Yazı kategorisi: Tarih, dini, ekonomi, genel, güncel, haber, hayattan, iran, politika, savaş, soykırım, yorum, ırak | 2 Yorum »

İŞTE YENİ KABİNE

Yazan: mustafaemingul Ağustos 29, 2007

Türkiye Cumhuriyeti’nin 60. Hükümeti, AKParti Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan’ınbaşkanlığında kuruldu.

Başbakan Erdoğan, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e hükümet listesini sundu.

Erdoğan, Gül ile yaklaşık 1. 5 saat süren görüşmesinin ardından ÇankayaKöşkü’nde bekleyen basın mensuplarına yeni hükümeti açıkladı.

Erdoğan’ın açıkladığı listeye göre, Türkiye Cumhuriyeti’nin 60. hükümetinde Başbakan Erdoğan’ın dışında 24 bakan yer alıyor.

Başbakan Erdoğan başkanlığındaki 60. hükümette yer alan bakanlar şöyle:

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı: Cemil Çiçek

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı: Hayati Yazıcı

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı: Nazım Ekren

Devlet Bakanı: Mehmet Aydın

Devlet Bakanı: Murat Başesgioğlu

Devlet Bakanı: Kürşad Tüzmen

Devlet Bakanı: Nimet Çubukçu

Devlet Bakanı: Mehmet Şimşek

Devlet Bakanı: Mustafa Sait Yazıcıoğlu

Adalet Bakanı: Mehmet Ali Şahin

Milli Savunma Bakanı: Vecdi Gönül

İçişleri Bakanı: Beşir Atalay

Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci: Ali Babacan

Maliye Bakanı: Kemal Unakıtan

Milli Eğitim Bakanı: Hüseyin Çelik

Bayındırlık ve İskan Bakanı: Faruk Nafız Özak

Sağlık Bakanı: Recep Akdağ

Ulaştırma Bakanı: Binali Yıldırım

Tarım ve Köyişleri Bakanı: Mehmet Mehdi Eker

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı: Faruk Çelik

Sanayi ve Ticaret Bakanı: Mehmet Zafer Çağlayan

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı: Mehmet Hilmi Güler

Kültür ve Turizm Bakanı: Ertuğrul Günay

Çevre ve Orman Bakanı: Veysel Eroğlu.

Yazı kategorisi: ABDULLAH GÜL CUMHURBAŞKANI, Tarih, bilgi çöplüğü, genel, güncel, haber, hayattan, politika, yorum | Yorum Yok »

Metrenin milyarda biri…

Yazan: mustafaemingul Ağustos 29, 2007

Yaklaşık iki hafta önceki “Gündemde nanoteknoloji olsaydı” başlıklı yazımın sonu şöyle bitiyordu: “Nanoteknoloji nereden çıktı demeyin..

Nanoteknoloji dünyanın en önemli gündemi.

Çoçuklarımızın geleceği demek.

Sadece Çankaya ile uğraşmak çocuklara bir gelecek yaratmaya yetmiyor çünkü.”

İnsanoğlu…

Metrenin “milyarda birini” yaşamda kullanacak düzeye geldi..

Bu, doğrudan “atom altı” parçacıklara egemen olmak demek.

“ Nanoteknolojide atomlar düzeyinde çalışıyor, atomlardan sistemler yapıyorsunuz. Nanoteknoloji atomlarla bir tür oynama sanatı.

Nanoteknolojik malzemelerin gariplikleri kuantum dünyasında atomların ‘akıllı’ ve tahminlerin ötesinde özellikler sergilemesine dayanır.

Nanoteknolojinin en büyük özelliği, bu seviyeye inildiğinde malzemenin bir anda değişiklikler göstermesidir.

Bir metrenin milyarda biri gibi küçük bir ölçekte materyaller, cihazlar ve sistemler kurduğumuzda malzeme artık iç yapısından kurtularak, tamamen bir yüzey haline gelmektedir.

Nanoteknoloji ile süper maddeler yapabilirsiniz. Örneğin dünyadaki tüm filmleri nanoteknoloji ile yapılacak CD’lere sığdırabilirsiniz.

Bir küp kadar ama dünyadaki tüm bilgisayarların toplam gücüne eşit bilgisayarlar yapabilirsiniz.

Çelikten daha hafif ama ondan yüzler kat daha dayanıklı ve hafif malzeme üretilebilirsiniz.

Ya da insan vücudunda istenen yere gidebilen mikroskobik boyutta robotlar tasarlayabilirsiniz.

Nano boyutlu ilaçlar, son derece daha aktif iyileştirme sağlıyor. Vücudu kesmeden, biçmeden istediğiniz noktaya girebiliyorsunuz. Derideki, mikron mertebesindeki gözeneklerden rahatça cihazınızı damarını içine sokup, gerekli operasyonları yapabilirsiniz.”

* * *“ Nanoteknolojik malzemelerin diğer bir özelliği de kendi kendini monte edebilmesi, çoğalabilmesidir.

Montajcı adı verilen, programlanabilir moleküler makineler kullanılarak, başka moleküler makineler yapılır. Montajcılar, tıpkı minik sanayi robotları gibi çalışıyor.

Bu gelişme özellikle bilgisayar sektöründe önümüzdeki yıllarda kullanıldığında tümüyle daha temiz, daha dayanıklı, daha hafif ve daha hassas ürünlerin üretilmesi mümkün olacaktır.

Nano makineler aslında günlük hayatta kullanılan aletlerin ve sistemlerin çok küçük birer kopyaları olacaktır.

Nanoteknolojik sistemlerin iki özelliği hayret uyandırıyor: Mikro montaj ve kendi kendine çoğalma. Bu şekilde moleküler boyutlarda ve hassasiyette robotlar üretilmesi söz konusu olabilecek

Kendi kendini monte edebilen tüketici ürünleri, şu andakinden milyarlarca kez daha hızlı bilgisayarlar, hastalıkları önleyen, yaşlanmayı yavaşlatan teknolojiler, kirlenmenin kendiliğinden temizlenmesini sağlayan malzemeler, seramik, plastik malzemelerde devrimler…”

Kısacası çok başka bir dünyaya yol almaktayız..

“Yeni malzeme, cihaz ve sistemlerin tasarlanmasını ve üretilmesini konu alan nanoteknolojide iddia sahibi ülkeler geleceği şekillendirecek bu teknolojileri geliştirip ekonomik ve toplumsal faydaya dönüştürme ve güç kazanma peşindeler.”

ABD eski Başkanı Bill Clinton “önümüzdeki yıllarda gelişmiş ile gelişmekte olan ülkeler arasındaki en önemli farkı nanoteknoloji belirleyecek” diye boşuna söylemiyor..

Çin gelecek 10 yıl içinde 1 milyon nanoteknoloji uzmanı yetiştirmeyi boşuna planlamıyor…

Dünya gündeminde nanoteknoloji var derken, boşuna demiyoruz..

Bu konuya yeniden döndüm..

Çünkü..

Dün Yeni Şafak’ta Murat Aksoy’un yönettiği Yorum Sayfasında Prof. Dr. Osman Çakmak’ın “Nanoteknolojinin neresindeyiz ?” başlıklı, yukarıda özetlediğim koca bir yazısını gördüm.

Bakarsınız nanoteknoloji bizde de ana gündem maddesi olabilir bir gün.

O zaman yeni bir dünyanın, kendini yenilemiş bir üyesi oluruz biz de…

Yazı kategorisi: Mehmet ALTAN, genel, güncel, haber, hayattan, yorum | Yorum Yok »

Benim değiller…

Yazan: mustafaemingul Ağustos 29, 2007

Biz generallere sık sık “silahın gücünü siyasete sokmayın” diyoruz ama bazen haksızlık yaptığımızı düşünüyorum. Bu coğrafyada onların gücüne sahip olan herkes onların yaptığını yapardı gibi geliyor çünkü.

Hangi siyasetçi emrinde bir ordu olsaydı diktatörleşmezdi?

Orduları olmadığı halde otoriterleşmiyorlar mı?

Siyasetçilerden geçtim…

Medyanın köşe sahiplerinden kaçı, emrinde bir ordu olduğunda darbe yapmazdı?

Burası tuhaf bir yer.

Ya genlerimizden, ya geleneklerimizden, ya da eğitimimizden demokrat insan yetiştirmekte çok zorlanıyoruz.

Bu ülkenin siyasi tarihinde eşine az rastlanır bir seçim zaferi kazanmış olan bir başbakan, “seçilecek cumhurbaşkanı benim cumhurbaşkanım olmayacak “diyen bir yazara “o zaman sen de buranın vatandaşı olamazsın” diyor.

Başbakanın elinden gelse Bekir Çoşkun’u ülkeden atacak, bunu hissediyorsunuz.

Zaten öfkesi, bir yazarı kendisine rakip seçip onunla polemik yapmasından belli.

Bence bir yazarın “ o, benim cumhurbaşkanım değil” deme hakkı vardır.

Bu söz, onun hissiyatını belirtiyor.

Yazar böyle söyledi diye kimsenin cumhurbaşkanlığına, meşruiyetine, hukuki haklarına bir halel gelmez.

Doğrusunu isterseniz, ben de Ankara’da “benim” olan kimseyi görmüyorum.

Benim cumhurbaşkanım, benim başbakanım, benim bakanlarım, benim ana muhalefet liderim, benim genelkurmay başkanım yok orada.

Ama bu orada cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar, anamuhalefet lideri, genelkurmay başkanı yok anlamına gelmiyor.

Sadece onların davranışları, üslupları, fikirleriyle benimkiler tam olarak örtüşmüyor anlamına geliyor.

Benim fikirlerime uygun davrandıklarında bu davranışı elimden geldiğince desteklerim.

Uygun davranmadıklarında da aklımın erdiğince eleştiririm.

Nasıl ben onların “yazarı” olmayı beklemiyorsam, onların da benden “benim siyasetçim ya da askerim” dememi beklemeleri gerekmiyor.

Ne onlar buranın sahibi, ne ben buranın sahibiyim.

Hiç kimse diğerini kovamaz.

Birlikte yaşar gideriz.

Siyasetçiler yazarları kovamaz ama…

Yazarlar da beğenmedikleri siyasetçilerle karşılaştıklarında “darbe” isteyemez.

Siyasetçi beğenmeme hakkına sahiptir gazeteciler ama “darbe” isteme hakkına sahip değildir.

Medya ülkeyi yönetmez.

Ancak fikrini söyler.

Ülkeyi seçilen insanlar yönetir.

Aslında böylesine basit kuralları yazarken insan utanıyor.

Yazdığımız laflara bakın.

Ülkeyi kim yönetir kim yönetmez, onu anlatmaya uğraşıyoruz hala.

Sanki bir ilkokul dersi gibi.

Ne yaparsınız ki bu ülkedeki medyanın asker ve darbe yandaşlığına olan eğilimi de bir türlü sona ermiyor.

Açıkça söylemeli ki “bu benim medyam” değil.

“Benim” olmayanlar kendi aralarında kavga ediyorlar.

Ve iki taraf da bir diktatör gibi davranıyor.

Buradan kolay kolay “sivil” çıkmıyor.

Bize de “sivil” başbakanlar ve sivil yazarlar şöyle davranırlar diye tuhaf yazılar yazmak düşüyor.

İşte zaten bu yüzden…

Onlar “benim” değil…

Ben “onların” değilim.

Yazı kategorisi: Ahmet ALTAN | Yorum Yok »