keferdiz44

her yol bir yere çıkıyor: ilk geldiğimiz yere…

Arşiv Ağustos 1st, 2007

Ömer Hayyam’dan

Yazan: mustafaemingul Ağustos 1, 2007

 

Geçmiş günü beyhude yere yâd etme,
Bir gelmemiş an için de feryat etme
Geçmiş gelecek masal bunlar hep
Eğlenmene bak ömrünü berbat etme.


Niceleri geldi, neler istediler,
Sonunda dünyayı bırakıp gittiler.
Sen hiç gitmeyecek gibisin değil mi?
O gidenler de hep senin gibiydiler.
 

Dünyada ne var, kendine dert eyleyecek,
Bir gün gelecek ki can bedenden gidecek,
Zümrüt çayır üstünde, sefa sür iki gün …
Zira senin üstünde de otlar bitecek

Yazı kategorisi: şiir | Yorum Yok »

Meselenin Özü: Rant ekonomisinin ideolojisi olarak laikçilik

Yazan: mustafaemingul Ağustos 1, 2007

Rant ekonomisinin ideolojisi olarak laikçilik
Zaman Gazetesi’nden

Son zamanlarda okuduğum en kışkırtıcı yazı. Herkesin sezdiği, fark ettiği, ama ifade edemediği sebep-sonuç ilişkisini “işte tam da bu” dedirtecek şekilde ete kemiğe büründürüyor; yani laik-antilaik çatışması ile devletin ekonomik iktidarı arasındaki birebir ilişki cüretkâr bir dil ile anlatılıyor.

Eser Karakaş’ın geçen hafta Zaman’da yayımlanan “Laik-antilaik çatışmasının iktisadî temelleri” başlığını taşıyan zihin ve çığır açan makalesinden bahsediyorum. Yazının son cümlesi bir soru: “Bugünün Türkiye’sinde dışa açık piyasa ekonomisini savunan bir tek katı laikçinin görülmemesi bir tesadüf olabilir mi sizce?” Yazının bütünü ise bu soruya verilmiş tatmin edici bir cevap niteliğinde. Hikâyenin özeti şu: Cumhuriyet 20′li yıllardan itibaren üretim konusunda karşılaştığı zorlukları aşmak için, kendi çekirdek kadrosuna sermaye transferinde bulunuyor. Kaynak kamu bankaları, teşvik sistemleri ve korumacılık. Kısaca rant ekonomisi. Bu model başarılı olmuyor -zira rant ekonomisi ile zenginleşen bir ülke zaten yok- ama rantiyecilik ile iştigal eden bir seçkin zümrenin ortaya çıkmasına da yetiyor. İşte laikçilik, bu rantiyenin ideolojisi haline geliyor. Böylelikle ortaya “ulus model eksenli rant ekonomisi” ile “cumhuriyetçi laiklik anlayışı”nın vazgeçilmez birlikteliği çıkıyor. Laikçilik, bu kurumsallaşan ilişki ile rant ekonomisinin ideolojisi olarak kabul görüyor, savunuluyor.

Devletten rant sağlayan imtiyazlılar

Öbür taraftan devletten sağlanan rantlarla imtiyazlarını sürdürenler, geniş bir kesimi de özenle bu kaynağın uzağında tutmaya çalışıyor. Çok partili siyaset, 1950′den itibaren bu rantı paylaşma mücadelesi olarak keskinleşiyor. Rant ekonomisinin cılız imkânlarından pay alamayan geniş kesimler ise laikçi kesimin yaşam biçimiyle mücadeleye girişiyor. Ve sonuçta ortaya rant ekonomisi ekseninde laikçiler ve antilaikler kutuplaşması çıkıyor. Ekonominin dinamikleri değişirken, değişime en şiddetli direniş rantçı kesimden geliyor. Dışarıda kalan kesim ise büyümek için ihracata yöneliyor. Yöneldikleri yer Avrupa olunca, dışa açık ve dünya standartlarına uygun üretimi içselleştirmek zorunda kalıyorlar. AB standartları siyasete bakışı da belirliyor. Bu durumda rant ekonomisinin çekirdek kadrosuna kendisini yakın hisseden “CHP, TSK ve diğer ulusalcı çevreler” anti AB çizgisine yerleşiyorlar. Geçmişte Avrupa Ekonomik Topluluğu’nu “Hıristiyan kulübü” olarak gören karşı tarafta yer alan çevreler ise ihracata yönelmelerinin sonucu olarak AB projesini sahiplenmeye başlıyorlar. Küreselleşme, varlığını rant ekonomisine bağlamış olanları tehdit ediyor ve zümre çıkarları gereği AB sürecine karşı çıkıyorlar. Rant ekonomisinin nimetlerinden istifade edemedikleri için ihracata yönelenler ise Mart 2007′de 9 milyar ihracat yapacak kapasiteye geldikleri için kendi geleceklerini serbest piyasaya, dolayısıyla AB’ye bağlıyorlar. Karakaş, bu berrak analizi şu hükümle bitiriyor: “Türkiye’de laik, anti-laik çatışmasını Ankara’nın rant ekonomisi yanlıları ile dışa açık piyasa ekonomisi yanlıları (biraz da mecburiyetten) arasındaki kavga olarak da görmek lazım. Geleneksel laikçi çizgi maalesef bugün rant ekonomisi yanlılarının ideolojisi haline gelmiş durumda.” Uzun bir özet yapmamın tek sebebi, bu berrak ve insan muhakemesini bütünüyle teslim alan analizin Türk siyasetindeki gelişmeler için anahtar niteliğinde olması.

Devletin dini ve inancı olmayacak. Devlet bütün dinlere ve inançlara eşit mesafede duracak. Neden? Farklı din ve inançlara mensup vatandaşları arasında tarafsız bir kamu otoritesini sürdürebilmek için. Böylelikle bireyin eşitliği ve özgürlüğü garanti altına alınacak. Toplum tehlike potansiyeli en fazla olan çatışmalardan, din ve inanç çatışmalarından korunmuş olacak. Laiklik, bu basit ve güçlü mantığı ile evrensel bir anayasal prensip olarak kabul görüyor. Türkiye’de kimsenin bu evrensel prensibe itirazı yok. Dinler ve inançlar, insanlar için, devletler için değil. Aynı din ve inanç sistemi içindeki farklı yorumlara da laiklik sağlam bir koruma sağladığı için, kimse devletin tarafsızlığı ile dindarlık arasında bir çelişki görmüyor. Ama laiklik prensibi, Türk siyasetinin, daha çok da devlet iktidarının sürekli gerginlik kaynağı olarak hüküm sürüyor. Neden? Çünkü rant ekonomisinin bu türden bir gerginlik kaynağına ihtiyacı var. Laiklik, devlet ile vatandaş arasındaki ilişkiyi düzenleyen bir prensip olmaktan çıkıp devlet içindeki iktidarı, bunun da ötesinde devletin ekonomik gücünü elinde tutan azınlığın iktidarını sürdürmenin kuvvetli bir silahına dönüşüyor. Nasıl? Laiklik bir anayasal prensip olmaktan çıkıyor, bir rant kaynağına dönüşüyor.

Laiklik, toplumsal barışı sürdüren ve toplumun uzlaşmasını temsil eden bir anayasal prensip olarak rantiyeye bu korumayı sağlayamazdı. O zaman değişmesi, ideolojik bir silaha dönüşmesi gerekiyor. Bunun için Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki modernleşme hamleleri model alınıyor. Cılız bir Türk aydınlanması projesi ekseninde hurafe ve batıl inanç olarak nitelenen halk kültürünün yerine bilimi ve aklı kutsayan bir pozitivizmin savunulmasına geçiliyor. Bilimsel düşüncenin ve aklın egemenliğinin, basit ve geri bir pozitivizm şeklinde tezahürü, Cumhuriyet aydınlarının sığ dünyası ile açıklanamaz. Modernleşme hamleleri içinde “modern bilim ve Batı düşüncesi” vülgerleşerek bir inanca, itikada ve ideolojiye dönüşüyor; çünkü rakip olarak karşısında bir din bulunuyor. Halkın inançlarını tepeden bakarak “hurafe” olarak nitelediğiniz zaman, bu inançların karşısına yerleştireceğiniz “bilimsel düşünce” de bir inanca dönüşecektir. Çünkü halkın inancı ile rekabet edecek olanların bilimi kavrama ve aktarma yetenekleri sınırlı. Sonuçta karşımıza, laikliği pozitivizm ile temellendirilen bir inanç hatta bir ideoloji olan laisizm (laikçilik) çıkıyor. Devletteki seçkinlerin sorunu toplumsal barışı sağlamak değil; tersine rant üzerindeki imtiyazlarını sürdürebilmek için halkın çoğunluğunu devletin uzağında tutacak sürekli bir gerginlik yaratmak. Laikçilik, böylelikle rantiyeye eldiven gibi uyan ve onların ayrıcalıklarını ve çıkarlarını koruyan bir silaha dönüşüyor.

Rant kollama

“Rant sağlama” ile “rant kollama” politik iktisadın dikkatle ayırdığı farklı ekonomik aktivitelerdir. Rant kollamanın, “kâr kollama”dan farklı olarak üretimle ilgisi yoktur. Devletin ekonomik iktidar alanına özgü ayrıcalıkları elde ederek kazanç sağlamak için tetikte beklemeye “rant kollama” denmektedir. Çıkar ve baskı grupları devlet tarafından sun’i olarak yaratılmış bir ekonomik transferi elde etmek üzere giriştikleri faaliyetler “rant kollama” olarak kabul edilmektedir. Lisanslar, kotalar, tekeller, imtiyazlar ve teşvikler “rant kollama”nın bilinen türleridir. Karakaş’ın vurguladığı gibi bu faaliyetlerin üretime herhangi bir katkısı yoktur, sadece devletten ayrıcalıklı gruplara transfer yapılmaktadır.

28 Şubat süreci ile bankacılık sektörü arasındaki sıkı ilişkiyi hatırlayanlar, laikçilik ile rant kollama faaliyetleri arasındaki bütünlüğe dair somut bir fikir sahibi olacaklardır. Mevduata yüzde yüz devlet garantisi, yani devletin sağladığı koruma, bankacılık sektörünü rant kollamanın merkezine yerleştirince hem 28 Şubat süreci hem de bankaların el değiştirmesi hızlandı. Ekonomi bu rantiyenin sağladığı transferlerin yükünü taşıyamayınca çöktü. Rant kollama ile toplam bütçe harcamaları arasında yapılan karşılaştırmalar var. Avrupa ülkelerinde % 4 civarında seyreden oran, Türkiye’de % 18′e çıkıyor. Üretimde, istihdamda, ihracatta sıfır paya sahip olan rant ekonomisi ayrıca tükettiği alternatif fırsatlar yüzünden ekonominin üzerine çok ağır bir sosyal maliyet bindiriyor. İşte laikçilik dört başı mamur biçimde bu rant ekonomisinin çıkarlarını koruyan bir ideoloji olarak karşımıza çıkıyor. Devlet iktidarı ve nüfûzu ile yaratılan ekonomik fırsatlara, kursağına giren her şeyi halktan toplanan vergilerden karşılayan bürokrasiye gözlerinizi dikin. Laikçiliğin, oradaki çıkarların savunma hattı olduğunu göreceksiniz. Karakaş’ın herkesin yüzündeki maskeyi indiren sorusunu tekrarlayarak yazıyı bitirelim: “Serbest piyasa ekonomisini savunanlar arasında neden hiç laikçiler yer almıyor?”

Yazı kategorisi: güncel, politika, yorum | Yorum Yok »

Genç Siviller’den ÖSS soruları

Yazan: mustafaemingul Ağustos 1, 2007

ankara-poster-1.jpgGeceyarısı muhtırasıyla siyasetçilerin, mahkemelerin, televizyonların, gazetelerin, web sitelerinin şirazesini kaybettiği ülkemizde sonunda Genç Siviller de ÖSS sınavında çıkan sorulara ulaştığını duyurdu.(!)

OSYM Genç Siviller’in Bilgi Edinme Hakkını kullanarak bu yıl çıkacak ÖSS sorularını ve cevaplarını talep etmesi üzerine soruların bir kısmını web sitesinden Yüce Türk Ulusu’na duyurdu.

Biraz eğlenmeye, biraz kızmaya, biraz diş sıkmaya, biraz da “vay be” demeye ne dersiniz?

GENÇ SİVİLLER ÖSS SORULARININ BİR KISMINI ELE GEÇİRDİ. İŞTE SORULAR (!)

SÖZEL BÖLÜM

SORU 1. Türkiye’nin en büyük barajı aşağıdakilerden hangisidir?

a) Atatürk Barajı
b) Keban Barajı
c) Çubuk Barajı
d) Çankaya Barajı
e) %10 Seçim Barajı

SORU 2. Ülke yönetimine el koyan ve siyaseti askıya alan darbecilere hayranlık duyma, kendisini onların yanında huzurlu ve güvende hissetme duygusu Ankara Sendromu olarak literatüre girmiştir.

Ankara sendromu aşağıdakilerden hangisiyle büyük benzerlik taşır?

a) Panik-Atak
b) Manik depresif
c) Stockholm Sendromu
d) Agorafobia
e) Anarkofobia

SORU 3. “Türkiye’de hayat normalleşmeye, ekonomi iyiye gitmeye başladığında sağda solda bombalar patlar” önermesi, doğruluk bakımından aşağıdaki hangi önermeyle benzerlik göstermektedir.

a) Güneş doğudan doğar ve batıdan batar.
b) Çimen yeşildir.
c) Deniz suyu tuzludur.
d) Gök Mavidir
e) Hepsi

SORU 4. YÖK’ün denklik yönetmeliğine göre aşağıdaki hangi üniversitelerden mezun bir öğrenci YÖK’ten denklik alamayabilir?

a) Harvard Üniversitesi
b) Oxford Üniversitesi
c) Stanford Üniversitesi
d) Sorborne Üniversitesi
e) Hepsi

SORU 5. Şu cümledeki boşluğa aşağıdakilerden hangisi gelmelidir?

“Ben de bir oy kullanıyorum, dağdaki çoban da. …….. cahil halkın oylarına bırakılamayacak kadar değerlidir.”

a) Koyun
b) Değnek
c) Koltuk
d) Saltanat
e) Demokrasi

SORU 5. Aşağıdakilerden hangisi, bir dil olmayıp Türkçenin dağ Türkleri tarafından konuşulan bir lehçesidir?

a) Malayca
b) Fince
c) Kürtçe
d) Sanskritçe
e) Hiçbiri

SORU 6. Aşağıdakilerden hangisi, demokrasiye aykırıdır?

a) C.B., Başbakan ve meclis başkanının üçünün birden eşlerinin başının kapalı olması
b) C.B.’nin emekli asker, başbakan ve meclis başkanının CHP’li olması
c) Cumhurbaşkanını halkın seçmesi
d) CHP’li Cumhurbaşkanının görev suresi bittikten sonra koltuğundan kalkmaması
e) Hepsi

SORU 7. Aşağıdakilerden hangisi, Cumhuriyeti yaşatacak olan kişilere örnektir?

a) Boğaziçi üniversitesinde peruğu ile okuyan ve iki dil bilen genç kız
b) Zeki Trikonun 2007 yaz kreasyonu olan kırmızı-beyaz bikinisiyle kendini Ege’nin serin sularına atan genç kız
c) Iğdır’da davar güden çoban
d) 15 ülkeye ihracat yapan, kısa boylu, göbekli, kıllı iş adamı
e) Hepsi

SORU 8. Aşağıdakilerden hangisi, bizi muasır medeniyet seviyesine çıkarır?

a) Klasik müzik dinlemek
b) Cumhuriyet mitinglerinde bayrak sallamak
c) Bale yapmak
d) Darbe ve muhtıralara karşı çıkmak
e) Türkiye laiktir laik kalacak sloganı

SORU 9. “Türküz cumhuriyetin göğsümüz tunç siperi” mısrasının anlamı nedir?

a) Türklerin göğsü tunçtan yapılmıştır
b) Bütün Türklere cumhuriyetin ilk 10 yılında tunç göğüs nakli yapılmıştır
c) Türkler savaşlarda göğüs göğse çarpıştıkları için göğüsleri tunçlaşmıştır
d) Kurtuluş savası tunç siperlerle kazanılmıştır
e) Bu cümlenin Türkçe’de bir manası yoktur

SORU 10. Laiklik nedir?

a) Adam olmaktır.
b) Devlet yönetiminde dini referans almamaktır
c) Tek bir inancın light bir şekilde yaşanmasını amaçlayıp, diğerlerini yok saymaktır
d) Kamusal alanlara başörtülü kadın sokmamaktır
e) Eşi başörtülü birinin elini sıkarken yüzünü buruşturmaktır

SORU 11. Cumhurbaşkanı Sezer’in “Laiklik adam olmaktır” sözü aşağıdaki ideolojilerin hangisiyle çelişmez?

a) Feminizm
b) Laiklik
c) Demokrasi
d) Maçoluk
e) Liberalizm

SORU 12. Süleyman Demirel, kendisini ziyaret edip Cumhurbaşkanlığı teklif eden Baykal’a “kafam Zenith saat gibi çalışıyor” demiştir. Türk Siyaset kültürü içinde bu ifade ne anlama gelmektedir?

a) Demirel, Rus saat üreticileri tarafından yapılmış bir robottur.
b) Demirel, Zenith saatleri distribütörlüğünü almıştır.
c) Serkisof’u sadece demiryolcuların taktığını sanmaktadır.
d) Demirel, dijital saatlere karşıdır.
e) Demirel’in doymak bilmeyen bir iktidar arzusu vardır.

SORU 13. Aşağıda bulunan askeri rütbe sıralamalarından küçükten büyüğe doğru sıralanmış olan hangisidir?

a) Teğmen - Oramiral - Onbaşı - Yüzbaşı
b) Binbaşı - Çavuş - Orgeneral - Emekli Paşa
c) Yarbay - Üsteğmen - Koramiral - Emekli Paşa
d) Albay - Korgeneral - Orgeneral - Strateji Uzmanı
e) Hepsi

SORU 14. “Kalkın ey ehl-i vatan dediler kalktık
Bir de baktık oturmuşlar, ayakta kaldık”

Mısralarında ayakta kalan ‘Halk’ olduğuna göre oturanlar kimlerdir?

a) Sigortacılar
b) Çocuklar
c) Bilecikliler
d) Fındık üreticileri
e) Kitlesel refleks göstermemizi isteyenler

SORU 15. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde, bitişik yazılması gereken “–de, -da” ayrı yazılmıştır?

a) Doğu Perinçek’in de “ulusalcı” olduğunu gördüm ya, ölsem gam yemem.
b) Cumhuriyet Mitinglerin de seni niçin göremedik?
c) TÜSİAD da, YÖK de Cumhurbaşkanını yeni meclisin seçmesini istedi
d) Demirel “sağda da, solda da birlik” istedi
e) Hiçbiri

PARAGRAF SORULARI

Soru 16.

Ermeni kimliğinin ‘Türk’ten kurtuluş yolu gayet basittir. ‘Türk’le uğraşmamak. Ermeni kimliğinin yeni cümlelerini arayacağı alan ise artık hazırdır. Gayrı Ermenistan’la uğraşmak. Türk’ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan Ermeni’nin Ermenistan’la kuracağı asil damarında mevcuttur. Yeter ki bu mevcudiyetin farkında olunsun. Bu farkındalığın asıl sorumlusu ise diasporaya yayılmış Ermenilerden ziyade Ermenistan yönetimleridir. Ermenistan hükümetlerinin sorumluluklarının bilincinde olmaları ve gereğini yerine getirmeleri aslolandır.

Yukarıdaki sözlerinden dolayı yazar Türklüğe hakaretten mahkum edilmiştir. Bu sözleri Türklüğe hakaret olarak yorumlayanlar hakkında aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

a) Türk olmadıkları için Türkçeleri zayıftır.
b) Kanları zehirlidir.
c) Ermeni Milliyetçisidirler.
d) Önce mahkûmiyete daha sonra yazının incelenmesine karar vermişlerdir.
e) Hepsi

Aşağıdaki soruları paragrafa göre cevaplayınız.
“1. Sayın Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar BÜYÜKANIT, 12 Nisan 2007 tarihinde yapmış olduğu basın toplantısında, terörün Mayıs 2007 tarihinden itibaren tırmanacağını, kamuoyuna açık bir şekilde açıklamıştır. Son günlerde ortaya çıkan terör olayları, bu açıklamaların gerçekçi olduğunu göstermiştir.
2. Bu terör eylemleri, aynı zamanda bölücü ve ırkçı terör örgütünün gerçek niyetini de çok açık bir şekilde ortaya koymuştur.
3. Her fırsatta, yurt içinde ve yurt dışında barış, özgürlük ve demokrasi gibi insanlığın yüksek değerlerini, terör örgütüne paravan olarak kullanan kişi ve kuruluşların, bu olayların gerçek yüzlerini görme zamanı artık gelmiştir.
4. Türkiye Cumhuriyeti, ulusal ve üniter yapısının, çağ dışı bir yapı olduğunu düşünen bir yaklaşım ile karşı karşıyadır. Ulusumuzun bu tehlikeli yaklaşımı fark etmek zorunluluğu vardır ve olmalıdır.
5. Ortaya çıkan ve giderek artan terör eylemleri, bu tür düşüncelerin ve bunları dolaylı veya doğrudan destekleyenlerin çarpık düşüncelerinin çok açık bir göstergesi olduğu şüphesizdir.
6. Türk Silahlı Kuvvetleri, terörle mücadele konusunda sarsılmaz bir kararlılığa sahiptir ve bu tür saldırılara gereken cevabı vereceği tartışılmaz bir gerçektir.
7. Türk Silahlı Kuvvetlerinin beklentisi; bu tür terör olaylarına karşı, yüce Türk milletinin kitlesel karşı koyma refleksini göstermesidir.
Kamuoyuna saygı ile duyurulur.”

SORU 17. “söz zincirinde en yakın olanı gösteren bir söz” olarak tanımlanan “bu” sıfatı, 5. maddede yanlış kullanılmıştır. Cümledeki kullanım yanlışının düzeltilmesi için“bu tür düşüncelerin” ifadesi yerine aşağıdakilerden hangisi gelmelidir?

a) bu türlü düşüncelerin
b) 4. maddede dile getirilen düşüncelerin
c) Bir tür düşüncelerin
d) Bu tür fikirlerin
e) Hiçbiri

SORU 18. Aşağıdakilerden hangisi metinden çıkarılabilecek yazara ait görüşlerdendir?

a) Yüce Türk Milleti terör olaylarına karşı yeterince ilgili değildir. Bu konuda uyarılması gerekir.
b) Toplumun refleksleri zayıftır.
c) Yüce Türk Milleti kendisi için iyiyi kötüyü ayırt edemez.
d) Barış, özgürlük ve demokrasi kavramları terörü beslemektedir.
e) Hepsi

SORU 19. Yazar metinde” açık bir şekilde açıklamak” “açık” , “gerçek”, “gerçekçi” kelimelerini sıklıkla kullanmıştır. Yazarın bu davranışından hangi sonucu çıkarabiliriz?

a) Yazarın yazdığı metindeki görüşleriyle ilgili tereddütleri vardır.
b) Yazar, “açık” ve “gerçek” kelimelerini çok sevmektedir.
c) Yazar, lise eğitimi sırasında kompozisyon becerileri derslerini asmıştır.
d) Yazar bu metni mesai saatinden sonra yazmıştır.
e) Yazar bu metni yazarken evde elektrikler kesmiştir.

SORU 20. Dıştan gelen bir uyarım sonucu doğan hareket, salgı gibi iç tepkilere yol açan irade dışı sinir etkinliğine refleks denir.
Yukarıdaki yazıda yer alan refleks, toplumsal olarak gösterilmesi durumunda aşağıdakilerden hangisi gerçekleşebilir?

a) Linç girişimi
b) Yağma
c) Anarşi
d) Başkaldırı
e) Hepsi
Aşağıdaki soruları paragrafa göre cevaplayınız.
22 nisan 2007 tarihinde Şanlıurfa’da; Mardin, Gaziantep ve Diyarbakır illerinden gelen bazı grupların da katılımı ile, o saatte yataklarında olması gereken ve yaşları ile uygun olmayan çağ dışı kıyafetler giydirilmiş küçük kız çocuklarından oluşan bir koroya ilahiler okutulmuş, bu sırada Atatürk resimleri ve Türk bayraklarının indirilmesine teşebbüs edilerek geceyi tertipleyenlerin gerçek amaç ve niyetleri açıkça ortaya konulmuştur.

SORU 21. Paragraf aşağıdakilerden hangisinden alınmış olamaz?
a) Çocuğum Büyüyor- Anneler İçin Bir Anneden Tavsiyeler- İclal Aydın
b) Annenin El Kitabı- Benjamin Spock- (Çev: İhsan Doğramacı)
c) Şanlıurfa ili İlköğretim Öğrencileri Arası Laiklik ve Cumhuriyet konulu kompozisyon yarışması Mansiyon Ödüllü bir Kompozisyondan
d) Şanlıurfa İlköğretim Okulu 4. sınıf öğrencisi Merve Uygun’un Günlüğü
e) 27 Nisan Muhtırası

SORU 22. “Atatürk resimleri ve Türk bayraklarının indirilmesine teşebbüs edilerek geceyi tertipleyenlerin gerçek amaç ve niyetleri açıkça ortaya konulmuştur” cümlesi düşünüldüğünde Atatürk resimleri ve Türk bayraklarını indirenler kimlerdir?
a) Geceyi tertipleyenlerin gerçek amaç ve niyetlerini açıkça ortaya koymak isteyenler
b) Menemen’de Kubilay’ı Şehit Eden Mürteciler
c) Türk Sinemasındaki çirkin sakallı cüppeli İmam rollerini Oynayan Figuranlar
d) MOSSAD CIA ajanları ve tüm diğer dış mihraklar
e) Pontus-Ermeni Asıllı Dönmeler
Aşağıdaki soruları paragrafa göre cevaplayınız.(Paragraftaki anlatım bozukluklarını dikkate almayınız.)
Türkiye Cumhuriyeti devletinin, başta laiklik olmak üzere, temel değerlerini aşındırmak için bitmez tükenmez bir çaba içinde olan bir kısım çevrelerin, bu gayretlerini son dönemde artırdıkları müşahede edilmektedir. Uygun ortamlarda ilgili makamların, sürekli dikkatine sunulmakta olan bu faaliyetler; temel değerlerin sorgulanarak yeniden tanımlanması isteklerinden, devletimizin bağımsızlığı ile ulusumuzun birlik ve beraberliğinin simgesi olan milli bayramlarımıza alternatif kutlamalar tertip etmeye kadar değişen geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır.

SORU 23. Paragrafa göre yazarın tanımladığı bu geniş yelpazeye neler girebilir?
a) Seçimlerde yazarın beğendiği parti dışındakilere oy vermek
b) Yazarın beğenmediği fikirleri savunan, beğendiği fikrileri sorgulayanlar
c) Devletimizin bağımsızlığını temsil etmeyen bayramlara alternatif kutlamalar tertip edenler
d) 19 Mayıs haftasını Mutlu Doğum Haftası ilan eden Kadıköy Belediyesi e) Yazarın girmesini istediği her şey ve herkes

SORU 24. Yazarın ‘bitmez ve tükenmez bir çaba içinde’ olduklarını söylediği bir kısım çevrelere karşı duygularını aşağıdaki ifadelerden hangisi en iyi şekilde karşılamaktadır.
a) Çok takdir ediyorum bu bitmez tükenmez çabanızı
b) Vallahi kıskanıyorum bizimkilerde yok bu azim
c) Yeter artık, biz bittik usandık, siz usanmadınız
d) Türkiye laiktir laik kalacak
e) Allah belanızı versin, kökünüzü kurutacağız.

SORU 25. “Kutsal bir inancın üzerine yüklenmeye çalışılan siyasi bir söylem veya ideolojinin inancı ortadan kaldırarak, başka bir şeye dönüştüğü, ülkemizde ve ülke dışında görülebilmektedir.”
Yukarıdaki cümleye göre başka bir şeye dönüşen nedir?
a) Siyasi bir söylem ve ideoloji
b) Üzerine yüklenilen kutsal bir inanç
c) Ülkemizde ve ülke dışında görülebilen bir gök cismi
d) ÖSS Türkçe soruları
e) Türkçe

SORU 26. “Son olarak, tekrar belirteyim; kimse kusura bakmasın, başörtülü kadınların okula gitmelerini ve mesleklerini icra etmelerini yasaklayan kararlar, direnişler karşısında ‘gerilim yaratmama’ siyasetini güdüp, ses çıkarmamakta sakınca görmedikten sonra, Çankaya’ya çıkamadığı için gerilim yaratmaktan kaçınmayanların yanında yer almanın demokratlık gereği olduğunu düşünmüyorum. Kim ne gerilim çıkarırsa çıkarsın, kuşkusuz askeri müdahaleye karşı olduğumun altını çizmeme gerek olmamalıydı, ancak okuduğunu anlamayanların bol olduğu bir ortamda bu gereksiz vurguyu yapmak zorunda hissediyorum.”
Yukarıdaki paragrafın yazarı hakkında aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
a) Yazar daha önce darbeye destek gibi görünecek yazılar yazmış, pişman olmuş, günah çıkarmaktadır.
b) Yazar siyasi tartışmayı kişiselleştirmiş, kendi kişisel kavgalarını siyasi tartışmaya eklemleyerek karmaşık bir söylem yakalamıştır.
c) Yazar “tecavüzcü suçlu ama kızım sen de minik etek giymişsin, seni savunamam” tutumunu devam ettirmektedir.
d) Yazar tarihe muhtıraya dolaylı destek vermiş olarak geçmenin telaşı içindedir.
e) Sanki Hepsi

SORU 27. “Türk milleti yaşadığı toprakları ve milletini sever. Hiç kimse ama hiç kimse, vatanını ve milletini seven insanları yadırgamasın. Zira bu insanlar yanlış yoldadır”
Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt yukarıdaki sözlerine göre yanlış yolda olan kimlerdir?
a) Vatanını ve milletini seven insanlar
b) Türk Milleti
c) Kürt milleti
d) Türkçe dilbilgisi uzmanları
e) Bu tarz sorular sorarak halkı askerlikten soğutmaya çalışan ÖSYM yetkilileri

SORU 28. “Eski ile yeni arasındaki en önemli fark, laik kesim ile TSK arasındaki iletişimin, eksiye oranla çok daha sıkılaşması oldu. CHP bu yelpazenin siyasi kanadını oluşturuyor. YÖK üniversiteleri denetiminde tutuyor. Adalet bürokrasisi, savcı ve yargıçlarıyla, pratik önlemleri sürdürüyor. Laik sivil toplum örgütleri kitleleri hareketlendiriyor. Laik medya da iletişimi sağlıyor. TSK, kimi zaman orkestra şefi gibi oluyor, kimi zaman bu kesimden gelen talep ve baskılara yanıt veriyor. 27/4 Açıklaması bu yönden incelenir, öncesi ve sonrasındaki gelişmeler değerlendirilirse, TSK’nın nasıl bir değişim içinde olduğu daha net görülebilir. Son örneğini 27/4 açıklamasının ardından görmedik mi? Washington “taraf tutmayız” derken, Avrupa Birliği’ne üye ülkeler başkentlerinden tek ses çıkmadı. Sadece AB Komisyonu, açıklamaya ters tepki verdi. O da, bunun Kopenhag Kriterleri’ne aykırı olduğunu söylemekle yetindi. Daha ileri gitmedi. 27/4 olayı bir açıklama ile sınırlı kalırsa, AB’den fazla ses çıkmayacağı izlemini doğdu”
Bu paragrafın yazarı hakkında aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
a) Bir önceki darbede TSK tarafından hakkında sahte andıç belgesi yapılarak işinden olmuştur.
b) Ankara Sendromuna kapılmış, darbecisine aşık olmuştur
c) Yıllarca AB ve demokrasi konulu programlar yapan biridir
d) Yazar AB’yi Arap Birliği zannetmektedir.
e) Yazar yazamamaktadır.

SORU 28.5. “Bir … Genelkurmay’ın açıklamasıyla mitinglerin daha da coşmuş olması bu mitingleri otomatik olarak militarist yapmaz. Bu coşkunluk şunu gösterir: Halkımızın darbe sonrası sokak korkusunu ancak “meşru mecralardan” gelen mesajlar alt edebiliyor. O mecranın tek meşru kabul edilmesi apayrı bir problem. Ben hâlâ mitinglerin bize bir şey söylediğini düşünüyorum.”
Savlarını bu temel üzerine kuran yazar hakkında aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
a) Katıldığı mitinglerde başına güneş geçmiştir.
b) O daha çok toydur, doğru ve yanlışı birbirinden ayırt edememektedir.
c) Merkez medyada kadrolu solcu olarak görev yapmaktadır.
d) Mitinglerden sesler duymaktadır, mitinglerin sadece onunla konuştuğunu iddia etmektedir.
e) Hepsi de mantıklı.

SORU 29. Bir muhtıradan sonra “Askerlerin ülkenin temel değerlerine askerin sahip çıkmasını yadırgamamak gerekir.” diyen bir anamuhalafet partisi yetkilisi hakkında aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
a) Yazıklar Olsun
b) Komşusunun evinin yangınında yumurtasını pişiren
c) Demokrasi bir gün sana da lazım olur
d) Tek Parti Olsun Temiz Olsun
e) Rütbeli bir sivildir

SORU 30. “Ne şeriat ne darbe” veya “ne muhtıra ne AKP” diyenler, aslında aşağıdakilerden hangisini söylemiş oluyorlar?
a) Ne kurttan yanayız, ne de kuzudan.
b) Aslında darbeden şikayetçi değilim, ama bi kere “demokratız” da demişiz. N’apıcaz bilmem.
c) Bizim taban biraz militarist de, idare ediverin.
d) Haydi, ben bakmıyorum. Sen rahat rahat işini bitir. Sırtına da vur.
e) Yukarıdakilerin hepsi.

SORU 31. Darbe ve muhtıraları nasıl engelleyebiliriz?
a) Eğitimle. Halkı eğiterek, aslında ara rejimlerin pek de fena bir şey olmadığına onları ikna ederiz, engellemeye gerek kalmaz.
b) Özürlü demokrasimizi hepten tatil eder kurtuluruz. Demokrasi olmazsa darbe ve muhtıra da olmaz; olsa da o kadar acıtmaz.
c) Bütün vatandaşları askere alarak. Böylece ortada, kendilerine karşı darbe yapılacak sivil kalmaz.
d) Tek Partili altın çağa geri dönüp, devletin işletme ve kullanım hakkını 150 yıllığına CHP’ye vererek.
e) Hiçbiri. Bu şıkların hepsi birbirinden beter!

SAYISAL BÖLÜM

SORU 32. Süleyman, Sabih ve Rahşan’ın yaşlarının toplamı 597’dir. Bu gruba İlhan’ın da katılmasıyla grubun yaşlarının toplamı Süleyman’ın yaşının 3 katından 23 fazladır. Buna göre İlhan’ın yaşı kaçtır?

a) 150
b) 13
c) 110
d) 32
e) 367

SORU 33. Denizin 3 mitingi, 6 oku ve 151 milletvekili vardır. Bu sayıları kullanarak Deniz’in ulaşacağı en irrasyonel sayı kaçtır?

a) 1
b) 0
c) 367
d) 276
e) 19081

SORU 34. Deniz’in altı oku var. Bunlardan üçünün ucunu kırıp, öteki üçünün ucuna takarsa ne olur?

A) Üç tane iki ucu oklu değneği olur
B) Elinde oku gitmiş üç tane sap kalır
C) İyi olur
D) Darbe olur
E) Hiçbiri

SORU 35. Aşağıdakilerden hangisi yer çekimsiz bir ortamda en düşük öz kütleye sahiptir?
a) 100 kg pamuk
b) 100 kg soğan
c) Çağlayan mitinginde metrekareye düşen 5 kişi
d) Yalçın Küçük
e) Veli Küçük

SORU 36. Cumhuriyet gazetesine göre Tandoğan ve Çağlayan meydanlarında 1 metrekareye 5 kişi düşmektedir. Aynı meydanlara yılda 500 metreküp yağmur yağdığına göre, burada kitlesel karşı koyma refleksi gösterecek emekli subaylar derneği üyelerinin başına bir günde kaç metreküp yağmur yağabilir?
a) Emekli de olsa Türk askerinin başına yağmur yağmaz
b) Dernek üyeleri üstü kapalı kürsü bölümündedirler
c) Çok yağmur yağar
d) Sırılsıklam olurlar
e) 5 metreküp

SORU 37. x ve y kesinlikle pozitif tamsayı değillerdir.
x=354 milletvekili
olduğu düşünülürse, demokratik bir hukuk devletinde x küçük y koşulunun sağlanabilmesi için y aşağıdaki değerlerden hangisini almalıdır?

A) 184 milletvekili
B) 1 e-muhtıra
C) 3 adet “şeriat ha geldi, geliyor.” manşeti
D) 9 anayasa mahkemesi üyesi
E) Hepsi

SORU 38. Cumhurbaşkanı 126 gr. ağırlığındaki anayasa kitabını 135 cm uzaklıktan Başbakan’ın kafasına fırlatmış, dolar 4 kat yükselmiş enflasyon %98 olmuştur.
Buna karşılık olarak; Başbakan, 220 gr ağırlığındaki Yeni Başlayanlar İçin Demokrasi kitabını Cumhurbaşkanı’na fırlatsaydı durum ne olurdu?
a) Dolar 1/3 düşer, enflasyon %14 olur
b) Dolar değişmez, enflasyon %17,5 olur
c) Dolar ilk haline döner, enflasyon %9 olur.
d) Dolar ilk halinin de altına düşer, enflasyon %4 olur.
e) Dolar ½ düşer, enflasyon %20 olur

SORU 39. 27 Nisan günü 33 D boylamındaki Ankara’da saat 23.20 de batan demokrasi güneşi, 23 Temmuz Sabahı Türkiye’de kaçta doğar?

A) Tüm sandıklar açıldığında
B) Oy sayımı sonuçlandığında
C) Gece yarısına doğru
D) Çankaya Köşkü Işıkları erkenden kapandığında
E) Hepsi

SORU 40. Türkiye’de yapılan askeri darbe ve muhtıraların tarihleri arasındaki ilişki şöyledir.
27 – 12 – 12 – 28 – 27 - ?
Buna göre bir sonraki darbe ayın hangi günü olacaktır?
a) 28
b) 12
c) 27
d) Lüzum olduğunda
e) Hepsi

SORU 41. Bugüne kadar yapılan 5 askeri müdahale Mayıs – Mart – Eylül – Şubat – Nisan aylarında yapılmıştır. Aylar arasındaki ilişkiye göre bir sonraki müdahale hangi ayda gerçekleşecektir?

a) Ocak
b) Kasım
c) Ekim
d) Temmuz
e) Ağustos

SORU 42.

- Deniz’in demokrasi noktasında ki hızı saatte 40 km’dir. Tayyip’in darbe noktasında ki hızı saatte 50 km’dir.

- Deniz ile Tayyip aynı anda; Deniz darbe noktasına, Tayyip’te demokrasi noktasına hareket etmektedir.

- Hızlı olan Tayyip demokrasi noktasına geldikten 3 saat sonra, yavaş olan Deniz darbe noktasına varıyor.

Demokrasi noktasından darbe noktasına hareket eden Deniz; demokrasi - darbe arası mesafeyi kaç saatte alır.

a) 1982
b) 1997
c) 1971
d) 15
e) 2007

SORU 43.

12 Eylül darbesinde Kenan Evren 65 yaşındadır. 12 Eylül 1982′de darbe yapan Kenan Evren ile 28 Şubat 1997′de post-modern darbe olduğu zamanki Cumhurbaşkanı olan Süleyman Demirel arasındaki yaş farkı 7’dir. AKp’ye karşı darbe girişiminde büyük rol oynayan Süleyman Demirel ile AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan arasındaki yaş farkı 30 dur.

2007 yılında olduğumuz göz önünde bulundurularak, aşağıdakilerden hangisi doğrudur.

a) Kenan Evren 100 yaşındadır.
b) Süleyman Demirel 30 yaşında genç bir delikanlıdır.
c) 12 Eylül darbesinde Recep Tayyip Erdoğan 28 yaşındadır.
d) 28 Şubat 1997 de Kenan Evren ile Süleyman Demirel’in yaşları toplamı 152 dir.
e) 2007 yılında darbe olma ihtimali yoktur.

SORU 44. 27 Nisan e-muhtırasından sonra Türk Medyasında;

Gündüz AKTAN; 90 kglık darbe-demokrasi karışımında darbe konsantresi %100 dür.
Murat Yetkin; 60 kglık darbe-demokrasi karışımında demokrasi konsantresi %70 dir.
Perihan MAĞDEN; 50 kglık darbe-demokrasi karışımında darbe konsantresi % X tir.

Karışımın demokrasi oranı %46 olduğuna göre; aşağıdakilerden hangisi doğrudur.

a- ) Gündüz AKTAN demokrattır.
b- ) Murat Yetkin’in darbe konsantresi 55 kgdır.
c- ) Üç kişi de demokrat değildir.
d- ) Perihan Mağden darbeyi desteklemektedir.
e- ) Perihan Mağden’in darbe konsantresi % 0, demokrasi konsantresi %100 dür

SORU 45. Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilebilmesi için 367 milletvekilinin onun lehinde oy kullanmasına ihtiyaç vardır. DYP’den 2, ANAP’tan 13 ve CHP’den 1 tane demokrasi gönüllüsü milletvekili Abdullah Gül lehine oy kullanırsa AKP milletvekillerinin lehte oy kullanmaları ile birlikte Abdullah Gül cumhurbaşkanı seçilecektir.

DYP, ANAP ve CHP’den belirtilen sayıda milletvekilinin oy kullandığını kabul edersek AKP’nin TBMM’de kaç milletvekili vardır?

a) 366
b) 351
c) 278
d) 350
e) 359

kaynak: haber7.com

Yazı kategorisi: güncel, politika | Yorum Yok »

Çaresizliğin feryadı

Yazan: mustafaemingul Ağustos 1, 2007

Danıştay’ın, Egebank zararı nedeniyle Demirel ailesinin şirketlerine el konamayacağı kararı üzerine TMSF Başkanı Ahmet Ertürk, “Bu kararla biz tek tahsilat yapma imkânımızı kaybederken, faiziyle birlikte 4 milyar doları bulan Egebank zararı Türk toplumunun sırtına yıkılmıştır.” dedi.

Danıştay 13. Daire’nin 23 Haziran 2005 tarihinde el konan Demirel grubu şirketlerinin iadesine yol açan kararından sonra “Demirel dosyasını” kapattıklarını açıklayan Ertürk, kararın banka zararlarının topluma yükünün azaltılması için çıkarılan yasanın ruhuna aykırı olduğunu belirtti. Yargı kararlarının bağlayıcı olduğunu ve saygı duyduklarını ifade eden Ertürk, kararın eleştirilebileceğini kaydetti. Ertürk, Danıştay 13. Daire’nin verdiği kararı şöyle eleştirdi: “Bu kararla toplum Egebank’ın kötü yönetilmesinin, içinin boşaltılmasının maliyetini yüklenmiş olmaktadır. Bankanın tüm zararı, ailenin mal varlığı olmayan tek ferdinin üstüne yıkılmış oldu. Bu da alacağın tahsil edilemeyeceği anlamına geliyor. Bu kararla fon alacağını tahsil edemez duruma düştü. Kişisel olarak bütün millete geçmiş olsun diyorum. Artık tek yapacağımız Egebank zararından dolayı herkesin payına düşen parayı hesaplamak ve kamuoyuna duyurmaktır. Tüm toplum bu faturayı ödeyecek.”

El konduğu tarihte Egebank’ın zararının 1.2 milyar dolar olduğunu anlatan Ertürk, “Biz, el koyma kararıyla hiç olmazsa grup şirketlerine kullandırılan 500 milyon doları tahsil edebiliriz diye düşünüyorduk. Ama 1999 yılından beri işleyen faiziyle birlikte Egebank’ın Türkiye’ye maliyeti 4 milyar doları aştı. Hesap ortada.” diye konuştu. Son olarak Göltaş’tan 58 milyon YTL’lik bir tahsilat yaptıklarını belirten TMSF Başkanı, “O da teselli ikramiyesi oldu. O tahsilatı da yasayı uygulama imkânı olduğu dönemde elde ettik.” dedi. Danıştay’ın son verdiği kararla “Fon 5020 sayılı yasayı Egebank olayında uygulayamaz” dediğini dile getiren Ertürk, ilk kez meşhur yönetime el koyma maddesi olan Bankalar Kanunu’nun 15/7-a maddesinin yürürlüğü durdurulduğunu açıkladı.

TMSF, Egebank davasıyla ilgili olarak mahkemeye bankanın tüm ailenin katılımıyla alındığına, çalıştırıldığına ilişkin onlarca kanıt sunmuş. Ama yeterli görülmemiş. Ertürk, “Bu bir hukuk olayı değil, bu bir yasaların yorumlanması olayı değil, başka bir olay toplumun takdirine bırakıyorum.” dedi. Demirel ailesi ile hukuki ihtilaflar nedeniyle kamunun daha fazla zarar görmesini de istemediğini ve buna izin vermeyeceğini kaydeden Ertürk, “Ama Demirel dosyası nedeniyle karşılaştığımız yeni hukuki yorumların bize zarar verme potansiyelini görüyorum. Demirel dosyasını “Hepimize geçmiş olsun” diyerek kapatıyoruz. Egebank bir finansal ve hukuki dava almaktan çıktı, siyasal bir hüviyet kazandı, Biz de siyasetle uğraşmadığımız için bu Egebank olayından çekiliyoruz.” diye konuştu.

‘Tek çaremiz çıkan faturayı topluma göstermek’ diyen TMSF Başkanı Ertürk, dava süreciyle ilgili yaşadıklarını şöyle anlattı: “İlk defa Demirel olayında farklı bir hukuki yorumla karşı karşıya kalıyoruz. Daha önce yargı tarafından tasdik edilen olaylar Demirel’de farklı yorumlanıyor. Demirel kararı bize bunu göstermiş oldu.Neredeyse pişmanlığa itiliyoruz. Buraya girmemiş olsaydık, belgeleri görmezden gelseydik, elimizdeki verileri görmezden gelseydik acaba diğer davaların sağlığına zarar vermez miydik diye düşünüyoruz. Gereken itirazlarımız olacak, ama neticeyi bekleyeceğiz. Orada irade belli olmuştur, söz söyleme hakkımız yoktur. Bundan sonra tek yapacağımız, topluma çıkan faturayı göstermektir. Yakında bunun, faturanın ne olduğunu duyuracağız.”

Ertürk, “TMSF’nin yaptığı gasptır” dediği için eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel hakkında kişisel olarak açılan davaya savcılığın, cumhurbaşkanlığı yapmış bir kişinin herhangi bir suç işleme kastının olamayacağına hükmederek takipsizlik kararı verdiğini söyledi.

Yazı kategorisi: ekonomi | Yorum Yok »

İstanbul yeraltına iniyor, meydanlar trafiğe kapanacak

Yazan: mustafaemingul Ağustos 1, 2007

İstanbul yeraltına iniyor, meydanlar trafiğe kapanacak
İstanbul’un bir türlü çözülemeyen trafik problemi, belediyeyi radikal kararlara yöneltti. Ulaşım sıkıntısına son vermek ve ilçe meydanlarını rahatlatmak amacıyla trafik yeraltına alınıyor. İstanbul’un altında adeta yeni bir şehir kuracak olan Büyükşehir Belediyesi, tüneller, yollar ve tramvay hatlarını yeraltına indirmeyi planlıyor.

Kadıköy-Kartal hattındaki raylı sistem, Edirnekapı-Sultançiftliği tramvayının 6 kilometrelik kısmı ve Zeytinburnu-Kabataş hattının iki kilometresi, yerin altından geçecek. Taksim, Kadıköy, Aksaray, Üsküdar, Bakırköy ve Beşiktaş meydanları yeniden düzenlenerek trafiğe kapatılacak. Üstgeçitler yüzünden silueti kaybolan Aksaray Meydanı’ndaki tüm yollar yeraltına alınarak 70 dönümlük yeşil alan elde edilecek. Projenin toplam maliyeti ise 900 milyon YTL.

‘7 Tepeye 7 Tünel’ projesi kapsamında Kâğıthane-Piyalepaşa ve Dolmabahçe tüneli eylül ayında açılacak. İstanbul’da 152 kilometre uzunluğunda 33 tünel projesinin tamamı 2010′da tamamlanacak. İstanbulluların ilçe meydanlarında rahatlıkla gezebilmeleri için araç trafiği yerin altına alınıp cadde altı otoparklar yapılarak meydanlar yürüyüş alanlarına dönüştürülecek.

Başta Taksim ve Kadıköy olmak üzere Aksaray, Üsküdar, Bakırköy ve Beşiktaş meydanları için yeni düzenlemeler yapılıyor. İstanbul’un önemli meydanlarından biri olan ve üstgeçitler yüzünden silueti kaybolan Aksaray Meydanı’nda tüm yollar yeraltına alınarak 70 dönümlük bir alan elde edilecek.

Aksaray Meydanı ve Çevresi Yol-Kavşak Uygulama Projesi kapsamında, Millet Caddesi ve Ordu Caddesi üzerindeki raylı sistem yaya hareketlerini en az etkileyecek şekilde yeniden düzenlenecek. Mevcut yol seviyesinin altında kalan Valide Sultan Camii meydana katılacak. Harem-Kumkapı tüp geçişinin getireceği trafik yükü Kennedy Caddesi’nden Vatan Caddesi’ne direkt geçiş imkânı sağlayan bir altgeçit ile engellenecek. Beşiktaş Meydanı, Boğaziçi suyolu üzerinde, vapur iskelesi ve Boğaz Köprüsü bağlantısı ile tarihî, turistik, kültürel ve ticaret işlevleri bulunan İstanbul ulaşımında önemli bir yer. Anıtlar Kurulu’nca onaylanan Beşiktaş Meydanı ve Yakın Çevresi Düzenleme Alan Projesi ile iskeleden başlayan ve Beşiktaş Tansaş’ta biten meydanın tamamı trafikten arındırılarak yayalara kesintisiz olarak denizle buluşma imkânı sağlanacak. Barbaros Meydanı’nda bulunan otobüs durakları ile üst meydandaki halk pazarı, işyerleri ve üst geçitler kaldırılacak.

Kadıköy Meydanı, Boğaz’ın Marmara’ya açıldığı İstanbul’un önemli bir simgesi. Kadıköy için ‘Kadıköy Vapur İskelesi Et-Balık Kurumu Arası Rehabilitasyon Projesi’ hazırlandı. Vapur İskelesi önündeki otobüs durakları Et-Balık Kurumu’nun yanına kaydırılarak, iskele önündeki trafik karmaşası ortadan kaldırılacak. Kadıköy’de yayaların kullanımına açık bir alan oluşturulacak, minibüs durakları da Haydarpaşa Garı’nın yanına taşınarak, meydan gezi ve dinlenme amaçlı yaya kullanımına açık bir yeşil alana dönüştürülecek.

Türkiye’nin en gözde kültür, eğlence ve alışveriş merkezi Taksim için hazırlanan projede meydan Gezi Parkı ile birleştiriliyor. Projede Tarlabaşı Bulvarı’ndan The Marmara Oteli’ne geçiş yolu olan Tak-ı Zafer Caddesi trafiğe kapatılıp araç hareketleri Asker Ocağı Caddesi üzerinden Mete Caddesi’ne yönlendirilecek. Böylece İstiklal Caddesi’nden gelen yayalar araç trafiğini yaşamadan Gezi Parkı’na geçebilme imkânı bulacak. Taksim Meydanı Yayalaştırma ve Trafik Sirkülâsyonu Planlama Projesi’nde 14 bin 600 metrekare alan yayalaştırılacak.

İstanbul’un tarihî yerlerinden birisi olan Üsküdar, ‘Üsküdar Meydanı ve Çevresi Raylı Sistemler ile Karayolu Entegrasyonları ile Kentsel Tasarım Uygulama Projesi’ ile yeni çehresine kavuşacak. Yaya ve taşıt trafiğinin ayrılmaması sebebiyle meydan olma özelliğini kaybeden Üsküdar Meydanı, yeniden düzenlenecek. Üsküdar için yaya alanları düzenlenerek, Üsküdar-Ümraniye Metro Hattı ve Marmaray Hattı’nın Üsküdar İstasyonu’nda yaya entegrasyonu sağlanacak, böylece yaya çıkışlarının yeraltı meydanının oluşturulması hedefleniyor.

İstanbul’un gözde merkezlerinden biri olan Bakırköy için de ‘Bakırköy İlçesi Bakırköy Meydanı’nda Mimari ve Kentsel Tasarım Konsept (Fikir) Projesi’ hayata geçirilecek. Bakırköy Meydanı’nda yaklaşık 45 bin metrekarelik bir alan üzerinde bulunan Bakırköy Jandarma Bölük Komutanlığı, Bakırköy Belediyesi, Bakırköy Kaymakamlığı, Emniyet Müdürlüğü, Cumhuriyet (Özgürlük) Meydanı ve otobüs peronlarının bulunduğu bölge İncirli mevkiine taşınacak. Bakırköy Meydanı Transfer Merkezi Alanı’na da yeraltında bin araçlık otopark yapılacak.

Büyükşehir’den 16 bin araçlık zemin altı otopark

Büyükşehir Belediyesi, önümüzdeki 3 yıl içinde yap-işlet-devret modeliyle 72 otopark yaparak İstanbul’un otopark sorununu çözmeyi hedefliyor. Büyükşehir’in yapacağı otoparkların 16 bin araçlık zemin altı, 10 bini’ de kat otoparkı olarak inşa edilecek. Yeni inşa edilecek otoparkların kapasitesi 26 bin araçlık olacak. İşletme süresi 20 ile 30 yıl devam eden otopark projelerinin toplam yatırım bedeli ise 337 milyon 931 bin YTL.

01 Ağustos 2007, Çarşamba

http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=571078

Yazı kategorisi: güncel | Yorum Yok »