Kapatma davasında Sezer şüphesi

H. Celal Güzel’den ‘ilk defa açıklıyorum’ dediği şok sözler: “Bilgi kaynağımı açıklamak istemiyorum. Hâlâ 10. Cumhurbaşkanı Sezer, Anayasa Mahkemesi üyeleri ile temas halinde.”

 

Eski Cumhurbaşkanı merhum Turgut Özal’ın Başbakan olduğu dönemde, müsteşarlığını yürüten ve Milli Eğitim Bakanlığı görevinde bulunan gazeteci yazar Hasan Celal Güzel’le gündemdeki konuları konuştuk. Güzel, Anayasa Mahkemesi üyeleriyle ilgili olarak dikkat çeken iddialarda bulunarak, eski Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer rolüne vurgu yaptı.

 

- Dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı’nın, 367 konusunda Anayasa Mahkemesi üyelerini tehdit ettiği iddiaları yalanlandı; ancak kamuoyunda tartışmalar sürüyor. Siz ikna oldunuz mu?..

- Bir Deniz Kuvvetleri Komutanı’nın Anayasa Mahkemesi’ni tehdit etmesinden daha önemli bir olay var. O da, tehdit olayının normal karşılanmasıdır. Kimsenin ‘Hayır, öyle şey olmaz..’ diyememesidir. Hatta tarafların açıklamasından sonra bile, köşe yazarları ve kamuoyu bu tehdidin meydana gelmiş olabileceğini imâ etti. Yani açıklamalar milleti ikna etmeye yetmedi. Tüm Türkiye’yi dolaşıyorum. Günübirlik konferanslar veriyorum. Bu olay medyaya yansıdıktan sonra millet ile sohbetlerimizde, “Yok öyle şey..” diyen hiç olmadı. İşte bu çok kötü bir durumdur. Demek ki; Türkiye’de bu olayların olabileceği akla geliyor ve kanıksanıyor. Demokratik bir rejimde bu olay kabul edilir mi? Bir komutan demokrasilerde hukuka veya siyasilere karışır mı? Karışmaması lazım, ama bu akıllara geliyor.

MİLLET, AÇIKLAMA BEKLİYOR

- Ancak bu konuda dönemin Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay Tuğcu, bir açıklama yaptı…

- Evet, Sayın Tülay Tuğcu açıklama yaptı, doğru da söylüyor olabilir. Yalan söylediğini zannetmiyorum. Burada söz konusu olan sadece Tülay Hanım değildir. Anayasa Mahkemesi’nin diğer üyeleri ne olacak? O zaman onlar da çıksın açıklama yapsınlar. Beklemenin kimseye faydası yok. Bu açıklamayı millet görmek istiyor.

MAHKEME, İDEOLOJİK KARARLAR VERİYOR

- 367 kararında belli bir ideoloji mi etkili oldu demek istiyorsunuz?

- Baykal, Anayasa’nın 138. maddesini hiçe sayarak daha önce kalktı, “Eğer Anayasa Mahkemesi, (367’ye gerek yok) kararı alırsa bu Türkiye’yi çok tehlikeli bir noktaya götürecektir. Çatışma çıkar..” diye Mahkeme’yi tehdit etti. Şantaj yaptı. Bu tip baskıların tesiriyle mahkeme peşin hükümlü ve siyasi bir karar verdi. Anayasa Mahkemesi’nin daha önce de tarafsız karar vermediği ortaya çıktı. İdeolojik olduğu netleşti. Nitekim o karardan çok kısa süre önce, bir futbol maçının sonucunu tahmin edercesine -üyelerden 9’unu Sezer’in, 2’sini ise merhum Özal’ın tayin ettiği belirtilerek- “Sonuç 9-2 çıkar” dediler. O da doğru çıktı.

KAPATMA DAVASINDA SEZER ŞÜPHESİ

- Yani A.N.Sezer’in atadığı üyelerin sözü geçti..

- Bakın, ilk defa sizinle paylaşıyorum. Bilgi kaynağımı da açıklamak istemiyorum. Hâlâ 10. Cumhurbaşkanı Sezer, Anayasa Mahkemesi üyeleri ile temas halinde. Yani Sezer’in kendi seçtiği üyelerle yoğun temas halinde olduğu söyleniyor. Sezer’in bu konulardaki görüşlerini bilmeyen yok. Konu bu kadar açıktır. 367’den sonra AK Parti’ye de kapatma davası açılmıştır. İddianame kabul edilmiştir. Anlatmaya da gerek yok. O zaman bu temasların sadece ‘Nasılsınız, iyi misiniz..’ konulu olmadığından eminim. Emin olmayan da yoktur. Konu bu kadar açıktır. Yani Anayasa Mahkemesi adına Tülay Tuğcu Hanım ve Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Yener Karahanoğlu tekzip yapsalar da, ben olabileceğine inanıyorum.

- 23 Nisan malûm. Neşe dolu musunuz?..

- 23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı, öyle miydi? Hayır efendim. Ulusal egemenlik çok önemli, ama şu anda Meclis sıfırlanmış durumdadır. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat’ta hep 23 Nisan kutlandı. Kutlanırken de ulusal egemenlikten, milletin egemenliğinden bahsedildi. Bu komik değil mi? Bundan daha çok bir tezat düşünebiliyor musunuz? Hem millî egemenliğin canını okuyorsunuz, ortadan kaldırıyorsunuz, hem de bayramını kutlayıp nutuk çekiyorsunuz.

JAKOBEN OLİGARŞİK EGEMENLİK

- Egemenlik millete ait değil..

- Bu ancak Türkiye’deki jakobenlere (tepeden inmeci) ait bir ironi olabilir. Böyle bir rezalet hiçbir yerde görünemez. Bunların ulusal egemenlikten kastettikleri de, aslında ulusal egemenlik değildir. Jakoben oligarşik egemenliktir. Mesela geçenlerde Tandoğan Meydanı’nda yüzbinleri alanlara döktüklerini ilan edenler, “Ulusal Egemenlik” mitinginde onbinlere düştüler. Mitingin adına bakın: “Ulusal Egemenlik”. Yahu sen milleti yok sayıyorsun, çobanın oyunu ciddiye almıyorsun, “Bunlar göbeğini kaşıyan adam..” diyorsun, ulusu beğenmiyorsun, seçtiklerini hiçe sayıyorsun, üstüne üstlük birkaç bürokrat bulup onları kapatmaya çalışıyorsun; sonra da mitinginin adını “Ulusal Egemenlik” koyuyorsun. Bunlara göre ulusal egemenlik, devletteki oligarşik egemenliktir. Millî egemenlik asla değildir. Millî irade ise milletin değil, Millî Şef’in iradesidir. Hatta oligarşik baronların iradesidir. Biz millî irade deyince “milletin iradesi”ni anlıyoruz; onlar ise, “devlet içinde devlet, halkı tanımayan bir gücü” anlıyorlar. Bu şekilde demokrasi olmaz. 23 Nisan Bayramı’nı kutlamaya hak kazanmıyoruz. 23 Nisan bayramında millî egemenliğin siyasallaşmış yargı eliyle nasıl katledildiğini görüyoruz. Böyle bir bayram olsa olsa en fazla çocuk bayramı olur. Hatta adını değiştirelim, ulusal egemenlik yerine çocuk egemenliği deyip geçelim.

- Gerçek bir demokrasiden bahsedilebilmesi için neler yapılmalı sizce?

- Türkiye’de demokratik sistemi çok acil yeniden inşaa etmek lazım. İnşaa ederken de hiç kimseyi millet iradesinin dışında bırakmamak gerek. AK Parti’nin en büyük hatası şimdiye kadar Sivil Anayasa’yı yapmamış olmasıdır. Taşların yerine oturması için Sivil Anayasa şarttır.

GÜZEL’DEN İLGİNÇ ÖZDEŞLEŞTİRMELER

- TBMM’deki siyasi partiler ve liderleri sizde neler çağrıştırıyor, birer kelime ile..

AK Parti: Mazlum

CHP: Zalim

MHP: Şaşkın

DSP: CHP’nin kuyruğu

DTP: PKK

BBP Lideri Muhsin Yazıcıoğlu: Doğrunun yanında

ÖDP’li Ufuk Uras: Marksist

Kamer Genç: Provokatör

 

Bu ülkede nasıl demokrasi var deriz?

Deniz Kuvvetleri eski Komutanı’nın kendini savunurken söylediği ilginç bir söz var. “Darbe, haber verilerek yapılmaz..” şeklinde. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

- “Haber verilmez” meselesi komik. Komik olduğu kadar da dikkat çekici… Cevap orada saklı! Nokta dergisinde yazılanlar var. Darbe günlüklerinin Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Özden Örnek’e ait olduğu ve teknik olarak kendi bilgisayarında kayıtlı olduğu, polis tarafından belgelendi. Bu durumda darbe günlüklerinde ismi geçen Jandarma eski Komutanı, şimdilerde ADD Başkanı Şener Eruygur, açıkça bir suça teşebbüs halinde olmuştur. Suçun adı darbe… Bu TCK’ya göre en ağır suçlardandır. İdam kalkmadan idama mucipti. Şimdi ise icabı müebbet hapistir. Ama adam ortalıkta gezdiği gibi, dernek faaliyeti de yapıyor. Konferanslar düzenleyip, eylemler organize ediyor. Bu çok tuhaf bir durum… Eruygur bunları yaparken, hiçbir suçu olmayan partiye kapatma davası açılıyor, siyasetçilerine yasak getirilmeye çalışılıyor. Bu ülkede nasıl demokrasi var deriz?

Anneler günü

Orta yaşlı kadın, evin içinde telaşlı bir haldeydi. Eşyaların yerini değiştiriyor, örtüleri düzeltiyor, arada bir mutfağa gidip pişmekte olan yemeğe bakıyor, tekrar salona dönüyordu. Sokaktan gelen her seste pencereye koşuyor, her duyduğu kapı zilinde de, başkasının zili olduğunu anlayıp üzülüyordu.

Başka şehirde iş bulan oğlu, hem uzak yerde olduğundan hem de izin alamadığından 2 aydır gelememişti. Orta yaşlı kadın, büyük bir özlemle oğlunun gelmesini ümit ediyor, kulağı zil sesinde, ayak sesinde telaşla bekliyordu. Her anneler gününde, çocuğunun “Anneciğim, anneler günün kutlu olsun” diyerek, boynuna sarılmasına öyle alışmıştı ki, sanki oğlu kapıdan giriverecek ve koşup boynuna sarılacaktı, sonra da onun için hazırladığı tatlılardan yiyecekti. Oysa oğlu geleceğini söylememişti ki. Kadın, boynu bükük düşündü, “-Ya gelmezse, ya izin alamadıysa. ” İçini özlem dolu bir alevin yalayıp geçtiğini hissetti.

Kadın sabahtan hazırlığa başlamıştı. . Telaşlı halini gören eşi, sorup durmuştu; ” Bu telaşın niye?” diye. Ama cevabını bir türlü alamamıştı. Sonunda da kadın; “-Bu gün evde işim çok, sen git-gez biraz” diye ısrar ederek, eşini rica-minnet dışarı çıkarmıştı. “Ya, telaşımın nedenini anlarsa, ya saatlerce beklediğim halde oğlum gelmezse” diye düşünmüştü. “Gelmezse” düşüncesiyle bir daha yüreği titremişti.

Saatler geçip gidiyordu, öğlen olmak üzereydi; “-Gelemiyorsan, bir telefon et bari, ‘anneciğim’ de. . ” İçinde sıkıntı artmaya başlamıştı; “-Anneler gününü kutlamak için bir telefon bile etmeyecek mi acaba? Ben böyle bekliyorum ama o belki hatırlamadı bile. ‘Gözden ırak olan, gönülden de ırak olur’ sözü anneler için de geçerli olur mu hiç. Olamaz canım, bir telefon eder en azından. Hoş telefon yetmez, özledim yavrumu, kara gözlerini, yaramaz gülüşünü. Hıh. . yaramaz, dediğimi duysa yine darılır, ‘Beni çocuk gibi sevme’ der. Sanki nasıl seveceksem…”
Çocuğunu düşündükçe, onunla konuştuğunu düşündükçe yüzü gülüyor, farkında olmadan bir anda neşeleniyordu. Sonra duvardaki saate gözü takılıyor, yeniden durgunlaşıyordu. “-Gelmeyecek, telefon bari etse. . ” diye düşündü istemeye istemeye. “-Sesini bari duymuş olurum”. Tam böyle düşünürken, cep telefonunun sesiyle irkildi, omuzlarında bir yorgunluk, bakışlarında bir burukluk telefona uzandı. , ekranına baktı, arayan oğluydu.
Sevinmeli miydi? sevinemedi. …acaba …acaba gelemeyeceğini söylemek için mi aramıştı. Telefonda kutlayıp geçecek miydi anneler gününü, sarılamayacak mıydı yavrusuna?
Açtı telefonu;
-Alo. .
-Alo, nasılsın anneciğim?
-Sağol yavrum, sen nasılsın?
-İyiyim anneciğim.
-Ne yapıyorsun, işler nasıl?
-Biraz zor oldu ama alıştım, hem bu şehre, hem de işe alıştım.
-Öyle mi yavrucuğum.
Söylemiyordu işte ne telefonda kutluyordu, ne de gelmiyeceğini söylüyordu. Sonunda dayanamayıp sordu;
-İzin aldın mı yavrum?
-Evet anneciğim, izin aldım. Sen nerden bildin.
-Nerden mi, anneler günü için izin almadın mı?
-Ha, anneler günü doğru ya. Anneler günün kutlu olsun anneciğim.
-Sen sen. . bunun için izin almadın mı?
-Ah anneciğim, çok sevdiğim, benim için çok önemli bir bayanı görmeye gideceğimi söyledim. Şefim de izin verdi. Şimdi onun yanına gidiyorum.
Orta yaşlı kadın durakladı, sesine hakim olmaya çalıştı.
-Öyle mi, nasıl biriymiş bu?
-Anneciğim, emin ol bana, senin daha önce yaptığın yemeklerden daha lezzetlisini, daha önce yaptığın tatlılardan daha tatlısını yapmıştır, beni bekliyor şimdi.
-Ben… şey… tamam yavrucuğum. Şey, umarım o da seni seviyordur.
-Sevdiğine eminim anne, zaten bu ilk iznimi sırf onu görmek için aldım. Babam nerde anne?
-Dışardaydı yavrum. Hah. . kapı çalıyor, sanırım baban geldi.
-Tamam anne selam söyle, ben de mis gibi kokuların geldiği, dünya da en çok değer verdiğim bir dünya güzelinin kapısındayım.
-Tamam yavrum, söylerim. Sonra yine ara yavrum. Allah’a emanet ol.
Telefonu kapattı. Oysa ne kadar özlemişti oğlunu, ne kadar görmek istiyordu. Kapıya eli uzanırken, gözünden süzülen yaşlara engel olamıyordu.
Kapıyı açtığında, boynuna atılan oğlunun “-Canım anneciğim, anneler günün kutlu olsun!” diye bağırması sanki bir rüya sahnesiymiş gibi geldi. Oğlu; “-Anneciğim, seni sevindirecek bir sürpriz yapayım dedim, lütfen ağlama” dese de, annesi sevinçten hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.

ABDULLAH GÜL CUMHURBAŞKANI kategorisinde yayınlandı. » yorum bırak;

Erdoğan, Gül ve asker abiler!

  Abdullah Gül Çankaya’ya çıkabilir. Ama çıkmasın! Neden?
Asker abiler kızar sonra.
Gül’den iyi cumhurbaşkanı olur.
Ama olmasın!
Neden?
Asker abiler kızar sonra.
Gül’ün eşinin türbanlı olması da Çankaya yolunda bir engel değildir.
Öyleyse?..
Yine de çıkmasın Çankaya’ya.
Neden?
Asker abiler kızar sonra.
Gül dürüsttür, namusludur, yumuşaktır, uzlaşmacıdır.
İyi güzel.
Ama cumhurbaşkanı olmasın!
Niye?
Asker abiler kızar sonra.
Önce Meclis yenilensin deniyordu, yenilendi. Meclis’in meşruiyet tabanı çok yetersiz deniyordu, şimdi fazlasıyla yeterli. Temsilde adalet yok deniyordu, şimdi var. Yüzde 34 oyla milletvekillerinin yüzde 65′ine sahip olan AKP, cumhurbaşkanını seçemez deniyordu. Şimdi bu da değişti.
O zaman?..
Gül yine de vazgeçsin!
Neden?
Asker abiler kızar sonra.
367 engeli de aşıldı. MHP’nin Genel Kurul’a girmesiyle birlikte cumhurbaşkanı seçim süreci başlayacak.
Öyleyse?..
Erkeklik Gül’de kalsın.
Neden?
Asker abiler kızar sonra.
Neredeyse her iki seçmenden birinin oyunu alan AKP’nin, biliyorum, kendi adayını cumhurbaşkanı seçmesinden daha meşru, daha haklı bir şey olamaz.
Öyleyse…
Gül’e şövalyelik yakışır.
Nedenmiş?
Asker abiler kızar sonra.
Ne yaparlar? Darbe mi?
Bu devirde hâlâ darbe mi olur?
Peki, ne yapar asker abiler? Çankaya cehenneme mi döner Gül için? Türkiye ikide bir çalkalanır, kriz havasına mı sokulur?
Bilmem.
Niye karnından konuşuyorsun ki? Açıkça söyle ne düşündüğünü. Mesaj mı var askerden? Erdoğan’la Büyükanıt Paşa’nın Dolmabahçe buluşmasından bir şeyler mi sızıyor?
Cevap yok!
Susma hakkını kullanıyorsun.
Bak, eğer Türkiye’de rejimin adı demokrasi ise, bu ülkeyi eğer sandıktan çıkanlar yönetecekse…
O zaman bir cumhurbaşkanına Çankaya’yı cehennem etmeye kalkışanlara veya ülkede kriz havası yaratmak isteyenlere karşı da hukukun gereği neyse o yapılır, eski deyişle müeyyide uygulanır.
Ben tekrarlamaktan yanayım. Abdullah Gül iyidir, hoştur ama bir şövalyelik yaparak şu Çankaya sevdasından vazgeçse…
Ben de son defa soruyorum nedenmiş diye?
Asker abiler kızar sonra.
Kızarlarsa kızsınlar!
Böyle demedikten sonra Türkiye’de demokrasi ve hukuk devletine dikiş tutturmak olanaksızdır. Askerin seçilmiş sivil otoriteye tabi olduğu gerçeğini kabul etmedikçe, bu ilkeyi uygulamadıkça, Türkiye’nin siyaseten normalleşmesi ve demokratik olgunluğa erişmesi mümkün değildir.
Bir nokta daha var:
Asker abiler kızarlarsa kızsınlar demedikten sonra bu ülkenin temel sorunlarının çözülmesi de imkânsızdır.
Kürt sorununa fazla girme! Dağdakileri indirmek için fazla ileri gitme!
Neden?
Asker abiler kızar sonra.
Kıbrıs’ta fren yap! Ermeni meselesinde, Ermenistan’la normalleşmede, 301′de, Vakıflar Yasası’nda dikkat et! Yerel yönetim reformunu ertele! Türban meselesine dokunma!
Neden?
Asker abiler kızar sonra.
Kızarlarsa kızsınlar birader!
Ya açık darbeyle gelir, bu ülkeyi kendi bildikleri gibi yönetirler. Ya da seçim sandığından çıkanlar, tüm sorumluluğu üstlenerek ülkeyi, elbette anayasal çerçeve içinde kalarak yönetirler.
Bir üçüncü yol yoktur.
Üçüncü yol, yani asker abiler kızar sonra zihniyetinin damgasını vurduğu düzen ‘köhne düzen’dir. Demokrasi değildir böyle bir rejimin adı. Böyle bir zihniyetle uzlaşmaya da demokratik uzlaşma denemez.
Son nokta:
Abdullah Gül’ün adaylık konusundaki kararlılığının dün öğle vaktine kadar devam ettiğini biliyorum. Bu durumda, eğer Tayyip Erdoğan’ın sözü de geçerliğini koruyorsa, gelecek hafta Gül’e Çankaya yolu açılacak demektir.
Tersi olursa…
“Sonunda bunlar da askere yattı!” sözü dolaşıma girer.
Bir başka deyişle:
Türkiye ne uzar ne kısalır
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.