keferdiz44

her yol bir yere çıkıyor: ilk geldiğimiz yere…

Arşiv 'ABDULLAH GÜL CUMHURBAŞKANI' Kategori


İngiliz Kraliçesi 2. Elizabeth neden Ankara’ya geldi ?

Yazan: mustafaemingul Mayıs 15, 2008

Türkiye’de genellikle hep “İngiliz” kelimesini kullanılır . İngiltere Kraliçesi sıfatı da  İngilizler’in yıllar önce kurduğu krallığı temsil eder. ”Birleşik Krallık (United Kingdom )” kavramı dört ayrı krallığın birleşiminden oluşan birliğin adıdır : İngiltere ,İrlanda ,Wales ve İskoçya krallıkları 1707 yılındaki anlaşmayla kurulmuş, 1801 ve 1922 yıllarında yapılan ek anlaşmalarla bugünkü statüsüne ulaşmıştır.  ”Büyük Britanya (Great Britain ), ya da “Common Wealth” İngiliz Milletler topluluğu , gibi kavramlar ise çok karmaşık geldiği için mi nedir, pek kullanılmaz,anlaşılır bulunmaz.Türk basını kraliçeyle ilgili bir haber verirken bu konuya pek aldırmaz.Önemli olan ”adaların  kraliçesi ” olmasıdır. Oysa protokoller gereği olarak bazı sıfatların dikkatlice kullanılması gerektiği, en azından ikili resmi görüşmelerde ve ziyaret programının detaylandırılmasıyla uğraşan yetkililer için bir kabus olarak ortaya çıkabilir.

2. Elizabeth Alexandra Mary 21 Nisan 1926 doğumlu. babası 6. George ‘un ardından 1952 yılında Birleşik Krallık Kraliçelik tacını giyiyor. Şu anda 16 devlet ve bu devletlerin (Eyaletlerin ) yurtdışı topraklarının da oluşturduğu İngiliz Uluslar Topluluğu (Common Wealth ) kraliçesi olarak da kabul ediliyor.Bu devletler (Eyaletler) de şunlar:  Kanada,Avustralya,Yeni Zellanda,Jamaika,barbados ve diğerleri.

Kraliçenin bir de dini kişiliği var. Bu konu nedense pek dile getirilmedi ? Kraliçe’nin inancı ne , ? Laiklik konusundaki görüşü ne ? Kraliçe resmen İngiliz Kilisesi’nin başkanı ve İskoçya Kilisesi’nin  koruyucu başkanı.

Türk medyası haberi nasıl veriyor ?

 “İngiltere Kraliçesi, İngiltere Dışişleri Bakanlığı’nın isteğiyle Türkiye’ye gelerek, Türkiye’nin AB üyeliğine desteği belli ediyor ve bu ülkenin yüzünün batıya dönük olması gerektiği yönünde net bir mesaj veriyor.” NTVMSNBS

“İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth’in, eşi Edinburg Dükü Prens Philip ile Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün daveti üzerine Türkiye’yi ziyaretinin, ülkenin tanıtımı ve turizmi açısından büyük önem taşıdığı bildirildi. ” Yeni Şafak

“İngiltere Kraliyet kuralları gereği, Kraliçe her ziyaret ettiği ülkede, kendisine ev sahipliği yapan devlet başkanı onuruna bir resepsiyon veriyor. II. Elizabeth, bu geleneği Türkiye’de de bozmayacak ve ziyaretinin üçüncü günü, İstanbul’da, Boğaz’a demirleyen İngiliz uçak gemisinde bir resepsiyon verecek.” Boyut Haber

“İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth, dün Bursa’da Osmanlı esintisini doyasıya yaşadı. Kraliçe, dün saat 11.40’ta eşi Prens Philip’le özel uçakla Bursa’ya geldi.” Hürriyet

(Bu yazıya çok ilginç bir okuyucu yorumu yapılmış: ZATEN İSDEDİKLERİDE TEKRAR YIKILMIŞ OSMANLI.AMA GÖRECEKLERKİ İSTEDİKLERİNİ YAPAMAYACAKLAR.Hasan Çetinkaya )

Birleşik Krallık (İngiliz ) medyası bu ziyarete ne kadar önem veriyor ?

Times : imzasız haber yorumunda Türkiye’yi laik bir demokrasi ,bölgesel bir güç olarak tanımladıktan sonra ; radikal İslam ve militarist güçlerin de etkili olduğu bir bölge olarak nitelendiriyor ; stratejik ortaklık olasılığından söz ediyor.Türkiye’nin İslam ve demokrasi deneyini gerçekleştiren  Erdoğan Hükümeti’nin “hukuki “ya da “askeri” anti demokratik nedenlerle görevinden uzaklaştırılmasının tüm İslam dünyasında uyandıracağı olumsuz etkiden söz ediyor.

“a Muslim, secular democracy, a regional industrial power and a society that remains free and open despite the pressures of religious extremism, prickly military nationalism and Westernised culture often at odds with conservative rural traditions.For if the Government of Recep Tayyip Erdogan, despite a good economic record and pro-European orientation, is overthrown - directly by a suspicious military Establishment or through a legal device on the grounds that it is undermining the secularism - Islamists elsewhere will conclude that there is no point in moderation, as democracy will never accept them or let them to come to power legally. ” Times Online .

 

Sonuç Olarak : Kraliçe’nin ziyaretini yorumlamak gerekirse :

Bu ziyaret Birleşik Krallık Dışişleri Bakanlığı tarafından planlanmıştır.

Tamamiyle siyasidir. T.C: Anayasa Mahkemesi’nde görüşülmekte olan ‘AKP Davası ‘ konusunda bir çok mesaj verilmek istenmektedir.Bu mesajlar ,AB üst düzey yetkilileri ziyaretleri aracılığıyla açıkça verilmiş,şimdi de farklı bir tarzda verilmektedir.

Bu ziyaret çok iyi planlanmış bir ziyarettir : Kraliçe’nin Çankaya ziyareti siyasi ,Bursa ziyareti ise kültürel anlamda algılanmalıdır,camii ziyareti, ve Kur’an okunması ,başörtüsü vb. gibi mesajlar belirli adreslere gönderilmektedir.

İstanbul Boğazı’nda demirleyen İngiliz uçak gemisinde verilecek olan yemek de askeri bir mesaj olarak algılanmalıdır. Birleşik Krallık Büyük Elçiliği binalarında yemek vermek yerine bir askeri gemide , hem de bundan 90 sene önce işgal ettiği bir kentin limanına demirleyen bir uçak gemisinde yemek verilmesi askeri bir mesaj taşımıyorsa ,eski emperyal bir nostalji mesajı mı taşımaktadır ?  

Yazı kategorisi: ABDULLAH GÜL CUMHURBAŞKANI, Atatürk, Atatürkçülük, Basın, Tarih, bilgi çöplüğü, dini, ekonomi, english, genel, güncel, haber, hayattan, karışık, komik, mizah, politika, savaş, yorum | 3 Yorum »

Kapatma davasında Sezer şüphesi

Yazan: mustafaemingul Nisan 24, 2008

H. Celal Güzel’den ‘ilk defa açıklıyorum’ dediği şok sözler: “Bilgi kaynağımı açıklamak istemiyorum. Hâlâ 10. Cumhurbaşkanı Sezer, Anayasa Mahkemesi üyeleri ile temas halinde.”

 

Eski Cumhurbaşkanı merhum Turgut Özal’ın Başbakan olduğu dönemde, müsteşarlığını yürüten ve Milli Eğitim Bakanlığı görevinde bulunan gazeteci yazar Hasan Celal Güzel’le gündemdeki konuları konuştuk. Güzel, Anayasa Mahkemesi üyeleriyle ilgili olarak dikkat çeken iddialarda bulunarak, eski Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer rolüne vurgu yaptı.

 

- Dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı’nın, 367 konusunda Anayasa Mahkemesi üyelerini tehdit ettiği iddiaları yalanlandı; ancak kamuoyunda tartışmalar sürüyor. Siz ikna oldunuz mu?..

- Bir Deniz Kuvvetleri Komutanı’nın Anayasa Mahkemesi’ni tehdit etmesinden daha önemli bir olay var. O da, tehdit olayının normal karşılanmasıdır. Kimsenin ‘Hayır, öyle şey olmaz..’ diyememesidir. Hatta tarafların açıklamasından sonra bile, köşe yazarları ve kamuoyu bu tehdidin meydana gelmiş olabileceğini imâ etti. Yani açıklamalar milleti ikna etmeye yetmedi. Tüm Türkiye’yi dolaşıyorum. Günübirlik konferanslar veriyorum. Bu olay medyaya yansıdıktan sonra millet ile sohbetlerimizde, “Yok öyle şey..” diyen hiç olmadı. İşte bu çok kötü bir durumdur. Demek ki; Türkiye’de bu olayların olabileceği akla geliyor ve kanıksanıyor. Demokratik bir rejimde bu olay kabul edilir mi? Bir komutan demokrasilerde hukuka veya siyasilere karışır mı? Karışmaması lazım, ama bu akıllara geliyor.

MİLLET, AÇIKLAMA BEKLİYOR

- Ancak bu konuda dönemin Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay Tuğcu, bir açıklama yaptı…

- Evet, Sayın Tülay Tuğcu açıklama yaptı, doğru da söylüyor olabilir. Yalan söylediğini zannetmiyorum. Burada söz konusu olan sadece Tülay Hanım değildir. Anayasa Mahkemesi’nin diğer üyeleri ne olacak? O zaman onlar da çıksın açıklama yapsınlar. Beklemenin kimseye faydası yok. Bu açıklamayı millet görmek istiyor.

MAHKEME, İDEOLOJİK KARARLAR VERİYOR

- 367 kararında belli bir ideoloji mi etkili oldu demek istiyorsunuz?

- Baykal, Anayasa’nın 138. maddesini hiçe sayarak daha önce kalktı, “Eğer Anayasa Mahkemesi, (367’ye gerek yok) kararı alırsa bu Türkiye’yi çok tehlikeli bir noktaya götürecektir. Çatışma çıkar..” diye Mahkeme’yi tehdit etti. Şantaj yaptı. Bu tip baskıların tesiriyle mahkeme peşin hükümlü ve siyasi bir karar verdi. Anayasa Mahkemesi’nin daha önce de tarafsız karar vermediği ortaya çıktı. İdeolojik olduğu netleşti. Nitekim o karardan çok kısa süre önce, bir futbol maçının sonucunu tahmin edercesine -üyelerden 9’unu Sezer’in, 2’sini ise merhum Özal’ın tayin ettiği belirtilerek- “Sonuç 9-2 çıkar” dediler. O da doğru çıktı.

KAPATMA DAVASINDA SEZER ŞÜPHESİ

- Yani A.N.Sezer’in atadığı üyelerin sözü geçti..

- Bakın, ilk defa sizinle paylaşıyorum. Bilgi kaynağımı da açıklamak istemiyorum. Hâlâ 10. Cumhurbaşkanı Sezer, Anayasa Mahkemesi üyeleri ile temas halinde. Yani Sezer’in kendi seçtiği üyelerle yoğun temas halinde olduğu söyleniyor. Sezer’in bu konulardaki görüşlerini bilmeyen yok. Konu bu kadar açıktır. 367’den sonra AK Parti’ye de kapatma davası açılmıştır. İddianame kabul edilmiştir. Anlatmaya da gerek yok. O zaman bu temasların sadece ‘Nasılsınız, iyi misiniz..’ konulu olmadığından eminim. Emin olmayan da yoktur. Konu bu kadar açıktır. Yani Anayasa Mahkemesi adına Tülay Tuğcu Hanım ve Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Yener Karahanoğlu tekzip yapsalar da, ben olabileceğine inanıyorum.

- 23 Nisan malûm. Neşe dolu musunuz?..

- 23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı, öyle miydi? Hayır efendim. Ulusal egemenlik çok önemli, ama şu anda Meclis sıfırlanmış durumdadır. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat’ta hep 23 Nisan kutlandı. Kutlanırken de ulusal egemenlikten, milletin egemenliğinden bahsedildi. Bu komik değil mi? Bundan daha çok bir tezat düşünebiliyor musunuz? Hem millî egemenliğin canını okuyorsunuz, ortadan kaldırıyorsunuz, hem de bayramını kutlayıp nutuk çekiyorsunuz.

JAKOBEN OLİGARŞİK EGEMENLİK

- Egemenlik millete ait değil..

- Bu ancak Türkiye’deki jakobenlere (tepeden inmeci) ait bir ironi olabilir. Böyle bir rezalet hiçbir yerde görünemez. Bunların ulusal egemenlikten kastettikleri de, aslında ulusal egemenlik değildir. Jakoben oligarşik egemenliktir. Mesela geçenlerde Tandoğan Meydanı’nda yüzbinleri alanlara döktüklerini ilan edenler, “Ulusal Egemenlik” mitinginde onbinlere düştüler. Mitingin adına bakın: “Ulusal Egemenlik”. Yahu sen milleti yok sayıyorsun, çobanın oyunu ciddiye almıyorsun, “Bunlar göbeğini kaşıyan adam..” diyorsun, ulusu beğenmiyorsun, seçtiklerini hiçe sayıyorsun, üstüne üstlük birkaç bürokrat bulup onları kapatmaya çalışıyorsun; sonra da mitinginin adını “Ulusal Egemenlik” koyuyorsun. Bunlara göre ulusal egemenlik, devletteki oligarşik egemenliktir. Millî egemenlik asla değildir. Millî irade ise milletin değil, Millî Şef’in iradesidir. Hatta oligarşik baronların iradesidir. Biz millî irade deyince “milletin iradesi”ni anlıyoruz; onlar ise, “devlet içinde devlet, halkı tanımayan bir gücü” anlıyorlar. Bu şekilde demokrasi olmaz. 23 Nisan Bayramı’nı kutlamaya hak kazanmıyoruz. 23 Nisan bayramında millî egemenliğin siyasallaşmış yargı eliyle nasıl katledildiğini görüyoruz. Böyle bir bayram olsa olsa en fazla çocuk bayramı olur. Hatta adını değiştirelim, ulusal egemenlik yerine çocuk egemenliği deyip geçelim.

- Gerçek bir demokrasiden bahsedilebilmesi için neler yapılmalı sizce?

- Türkiye’de demokratik sistemi çok acil yeniden inşaa etmek lazım. İnşaa ederken de hiç kimseyi millet iradesinin dışında bırakmamak gerek. AK Parti’nin en büyük hatası şimdiye kadar Sivil Anayasa’yı yapmamış olmasıdır. Taşların yerine oturması için Sivil Anayasa şarttır.

GÜZEL’DEN İLGİNÇ ÖZDEŞLEŞTİRMELER

- TBMM’deki siyasi partiler ve liderleri sizde neler çağrıştırıyor, birer kelime ile..

AK Parti: Mazlum

CHP: Zalim

MHP: Şaşkın

DSP: CHP’nin kuyruğu

DTP: PKK

BBP Lideri Muhsin Yazıcıoğlu: Doğrunun yanında

ÖDP’li Ufuk Uras: Marksist

Kamer Genç: Provokatör

 

Bu ülkede nasıl demokrasi var deriz?

Deniz Kuvvetleri eski Komutanı’nın kendini savunurken söylediği ilginç bir söz var. “Darbe, haber verilerek yapılmaz..” şeklinde. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

- “Haber verilmez” meselesi komik. Komik olduğu kadar da dikkat çekici… Cevap orada saklı! Nokta dergisinde yazılanlar var. Darbe günlüklerinin Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Özden Örnek’e ait olduğu ve teknik olarak kendi bilgisayarında kayıtlı olduğu, polis tarafından belgelendi. Bu durumda darbe günlüklerinde ismi geçen Jandarma eski Komutanı, şimdilerde ADD Başkanı Şener Eruygur, açıkça bir suça teşebbüs halinde olmuştur. Suçun adı darbe… Bu TCK’ya göre en ağır suçlardandır. İdam kalkmadan idama mucipti. Şimdi ise icabı müebbet hapistir. Ama adam ortalıkta gezdiği gibi, dernek faaliyeti de yapıyor. Konferanslar düzenleyip, eylemler organize ediyor. Bu çok tuhaf bir durum… Eruygur bunları yaparken, hiçbir suçu olmayan partiye kapatma davası açılıyor, siyasetçilerine yasak getirilmeye çalışılıyor. Bu ülkede nasıl demokrasi var deriz?

Yazı kategorisi: ABDULLAH GÜL CUMHURBAŞKANI, Basın, Tarih, bilgi çöplüğü, ekonomi, genel, güncel, haber, hayattan, komik, mizah, politika, savaş, soykırım, yorum | Yorum Yok »

İŞTE YENİ KABİNE

Yazan: mustafaemingul Ağustos 29, 2007

Türkiye Cumhuriyeti’nin 60. Hükümeti, AKParti Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan’ınbaşkanlığında kuruldu.

Başbakan Erdoğan, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e hükümet listesini sundu.

Erdoğan, Gül ile yaklaşık 1. 5 saat süren görüşmesinin ardından ÇankayaKöşkü’nde bekleyen basın mensuplarına yeni hükümeti açıkladı.

Erdoğan’ın açıkladığı listeye göre, Türkiye Cumhuriyeti’nin 60. hükümetinde Başbakan Erdoğan’ın dışında 24 bakan yer alıyor.

Başbakan Erdoğan başkanlığındaki 60. hükümette yer alan bakanlar şöyle:

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı: Cemil Çiçek

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı: Hayati Yazıcı

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı: Nazım Ekren

Devlet Bakanı: Mehmet Aydın

Devlet Bakanı: Murat Başesgioğlu

Devlet Bakanı: Kürşad Tüzmen

Devlet Bakanı: Nimet Çubukçu

Devlet Bakanı: Mehmet Şimşek

Devlet Bakanı: Mustafa Sait Yazıcıoğlu

Adalet Bakanı: Mehmet Ali Şahin

Milli Savunma Bakanı: Vecdi Gönül

İçişleri Bakanı: Beşir Atalay

Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci: Ali Babacan

Maliye Bakanı: Kemal Unakıtan

Milli Eğitim Bakanı: Hüseyin Çelik

Bayındırlık ve İskan Bakanı: Faruk Nafız Özak

Sağlık Bakanı: Recep Akdağ

Ulaştırma Bakanı: Binali Yıldırım

Tarım ve Köyişleri Bakanı: Mehmet Mehdi Eker

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı: Faruk Çelik

Sanayi ve Ticaret Bakanı: Mehmet Zafer Çağlayan

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı: Mehmet Hilmi Güler

Kültür ve Turizm Bakanı: Ertuğrul Günay

Çevre ve Orman Bakanı: Veysel Eroğlu.

Yazı kategorisi: ABDULLAH GÜL CUMHURBAŞKANI, Tarih, bilgi çöplüğü, genel, güncel, haber, hayattan, politika, yorum | Yorum Yok »

Sezer: Bir ‘proje’ idi; geldi geçti…

Yazan: mustafaemingul Ağustos 28, 2007

“Uzatmalı Cumhurbaşkanı” Ahmet Necdet Sezer bugün Çankaya’ya veda ediyor…

Mümkün olsaydı, “Laikçi-Ulusalcı Cephe” Sezer’in sonsuza kadar Köşk’te kalmasını isterdi. Ancak her makamın bir sonu var. Ulusalcıların Sezer’e “Başımıza geç” çağrısında bulunmaları yeterince manidar. Hakikaten isabetli bir teklif. Sezer keşke ulusalcı cephenin başına geçse. Ama bunu yapmaz. Düşünmez bile. Çünkü misyonunu tamamladı…

Sezer bir projeydi. Bir “Gizli İktidar” projesinden söz ediyorum! Sezer’in cumhurbaşkanlığı ile ilgili temel gerçek budur. Anayasa Mahkemesi Başkanı iken demokrat söylevleri ile öne çıkmıştı. Çankaya’daki ilk aylarında büyük ölçüde sempati toplamış; özellikle de memur yasasındaki tavrıyla dikkat çekmişti…

Sezer, AKP iktidarına kadar olan dönemde pek renk vermedi. Ancak daha sonra asıl çizgisini ortaya koydu. İlk iki yılında vekillerin türbanlı eşlerini resepsiyonlarda ağırlayan Sezer AKP’nin hükümet olmasıyla birlikte “kamusal alanı” bütün bir uzayı içine alacak şekilde genişletmeyi başararak toplumu kutuplaştırdı. Ayrımcılığın şahikası haline geliverdi. Milletin değerleriyle barışık olmayan bir portre çizdi. Bu yolda büyük bir özen gösterdi!

“Mr. Hyde” AKP’yi görünce gece yarısı “Dr. Jekyll”a dönüşüvermişti…

Sezer’in AKP iktidarına karşı hasmane tavrını Selim İleri’nin bir romanından ilham alarak “Ahmet Necdet Bey, Aynalı Dolaba İki El Revolver” diye tercüme edebiliriz!

Sezer’in nasıl bir “proje” olduğu hususunda en çarpıcı örneklerden biri 2006 Haziran’ında yaptığı İsrail ziyaretinde takındığı tavırdır…

Sezer İsrail Cumhurbaşkanı’na AKP hükümetini şikayet ederken “Hamas’ı Ankara’ya AKP davet etti. Onlar şu anda iktidarda olsalar bile bu davet hiçbir şekilde devletin politikasını yansıtmıyor” diyecekti…

Oysa bu davet AKP hükümetinin değil “Yeni Ankara”nın yani devletin arzusuyla gerçekleşmişti!

***

Sezer’in sert laiklik mesajları zaman zaman Çankaya’da oturan kişinin aslında “İlhan Selçuk” olduğu yolunda epeyce kuşkulanmamıza sebep oldu: “Dış güçler laik cumhuriyetimizi Ilımlı İslam Cumhuriyeti yapmak istiyor” şeklindeki cümlesinin İlhan Selçuk’un kaleminden çıktığını söylemeye gerek var mı?

Ahmet Necdet Sezer son bir yıl içinde iki defa “Rejim hiç bu kadar tehdit altında olmadı” derken, laiklik duyarlılığını paravan yaparak Ankara’daki “Gizli İktidar”ın egemenliğini kaybetmesinden yakınıyor gibiydi…

Sezer’in Ankara’daki güç dengeleri bağlamında aslında nerede durduğu hususunda belki de en büyük dezenformasyon Milliyet’in dünkü “Tezkerenin Gizli Kahramanı Sezer’di” manşetidir…

Bu “gizli kahraman” söylemi çok yakın tarihimizin en büyük yanılsamalarından biridir. Sezer’in bir “proje” olduğu gerçeğini hasıraltı etmek isteyen bir şaşırtmacadan söz ediyorum!

“Tezkere Karşıtı” görüntüsü Sezer için sadece bir roldü. Tezkerenin reddedilmesinin Türkiye’deki Amerikancı “Gizli İktidar”a vurulmuş esaslı bir darbe olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda Sezer’in söz konusu rolünü algılamak kolaylaşacaktır…

Kuşkusuz tarih “Çankaya’daki Sezer Gerçeği”ni daha iyi yazacaktır…

O vakit geldiğinde, umarım bu satırları hatırlarsınız!

Yazı kategorisi: ABDULLAH GÜL CUMHURBAŞKANI, Atatürk, Atatürkçülük, Tarih, bilgi çöplüğü, genel, güncel, haber, hayattan, politika, yorum | 3 Yorum »

miting kalmadı grev verelim mi?

Yazan: mustafaemingul Ağustos 24, 2007

Türkiye ekonomisi zor bir dönüşümden geçiyor. Küresel sarsıntı ne olacak, belirsiz. Bazı sektörler ayakta kalmaya, bazıları marka olmaya, bazıları da sektirdiği devirleri geri getirmeye çalışırken, sendikalar adeta ekonominin altına grev döşüyor.

THY, Tekstil ve Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBİTAK). Grev dalgasının tehdit ettiği üç sektöre bir bakalım:

THY, Türkiye’nin küresel alandaki tek markası. Asla sadece yolcu taşıyıp kâr elde etmiyor. Büyük hizmetlere sessiz sedasız imza atan Türkiye İşbirliği Ajansı (TİKA) ile el ele diasporaya adeta çıkarma yapıyor. Nadanlar anlamaz, ancak tarih yazar. THY, turizmin ve ihracatın da stratejik açılımında merkezde yer alıyor.

11 bin 300 işçi ile greve gidilirse kurum da lokavt hakkını kullanarak küçülecek. Parlayan bir yıldız kuşa dönerken, turizm ve ihracatın yediği darbe katlanarak hepimizin önüne gelecek. Elimde Genel Müdür Doç. Dr. Temel Kotil’in geniş değerlendirmesi var. Sendikanın ne istediğini, kendilerinin ne önerdiklerini detaylı olarak anlatmış. Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Dr. Candan Karlıtekin’i de kişisel olarak bilen biriyim. Bu kişiler emek istismarını düşünecek, emekçinin ahını omuzlayacak kişiler asla değil. Kurumda en düşük ücret, yılların akademisyeniyim, benden daha yüksek. Sendika, ‘CHP vari’ bir uzlaşı peşinde.

Önce geleceğini kurtarıp ayakta kalmayı, bunu yaparken de gerekli markalaşmayı başarmaya çalışan tekstilde ise grev kararı zaten çıktı. Sonuç, tam 11.000 işçiyi ilgilendiriyor. Hesaplamalara göre grevin bedeli 3 milyar dolar. Ben bu kadarla kalacağını düşünmüyorum. Devlet Planlama Teşkilatı’nın daha yeni yayınladığı ‘Tekstilin geleceği’ konulu rapora bir bakarsanız ne demek istediğimi anlarsınız. 2005 yılıyla beraber ‘çok elyaflılar’ anlaşmasıyla Çin’e karşı zor bir sürece girmiş olan sektör, zoru başarmak üzereyken, karşıdan ezip geçecek bir sendika katarı kara dumanlar çıkartarak geliyor. Tekstilde sendikalar bir Pirus Zaferi kazanmak üzereler!

Evet, sektör emek yoğun olduğundan son yıllarda tekstil emekçilerinin reel alım gücü geriliyor. Ancak sokaklar bu maaşlara takla atarak çalışacak işçilerle dolu. Biraz daha dişimizi sıkmak gerekiyor. Aksi takdirde Mehmet Şimşek dediği için herkes kızdı ya, tekstilin Çin yolculuğu füze hızıyla rampa alır. Böylece ‘yorgan gitti, kavga bitti’ olur. Kavga bitmez, sendikal sabotaj sonrasında ekmeksiz kalanlar sokaklara akar. Ancak belli ki, bazıları için daha iyisi, can sağlığı!

TÜBİTAK, adeta kartondan kutuya hapsedilmiş bir aslan gibiydi. Prof. Nüket Yetiş’le tam anlamıyla şahlandı ve nihayet kaybolan yıllarımızı kısmen geri getirecek bir telafi sürecine girdi. Yetiş Hoca ve ekibini üniversiteden tanırım. Tam bir lider, onurlu ve yüksek ahlâklı bilim insanı. Akademik özgeçmişi kitap olacak kadar kalın. Nüket Hanım’ın başkanlığı hâlâ ‘vekil’ statüsünde. Evet bildiniz, Çankaya’yı CHP teşkilatına çeviren Sezer onaylamıyor da ondan. Sayın Yetiş türbanlı filan değil. Ama olsun, oligarşiden değil ya, sınıf savaşında yeterli bir gerekçe. Şimdi kurum sendikanın pençesinde. Hem de ‘giyim yardımı’ gibi traji-komik gerekçelerle. Üzümler bağda; ancak bağcı dayaktan kurtulamıyor.

Şimdi de memurlar ile çetin bir görüşme başlıyor. Önümüzdeki dönem bu sendika lafına iyice hazır olun. İstikrarsızlık pimi, belli ki oligarşinin bu feodal adacıklarından çekilecek. Nedenini merak edenler, kısa yoldan Radikal Gazetesi’nden Neşe Düzel’in bu konudaki enfes röportajlarını internetten bulup okusunlar.

‘Jaguar Şemsi’ lafını hatırladınız değil mi? Sıkı durun, sendikalar AB standardında yasal düzenlemeleri, demokratik yapılanmayı şiddetle reddediyor. Çünkü oligarşi buralarda toplumu bloke etmek üzere çoktan örgütlenmiş. Demokrasi uymaz. Bas parayı, koy altına Jaguar’ı, satın al emekçiyi. Üstelik ‘elma dersem çık’ türü bindirilmiş kıtalar pusuda bekliyor, fena mı? ‘Cumhuriyet mitingleri tutmadı, sendika verelim’ hesabı.

Hükümete sesleniyorum; merkeze yerleşmek çoğu kez statükonun parçası haline gelmektir. ‘Uzlaşı odalarının’ kurulduğu yer yani. Büyüme, merkeze gelene kadar devam eder. İktidar, mağlubiyetin başladığı yerdir. Reform, denetim, şeffaflık ve sivil anayasadan vazgeçmek, ertelemek mi, asla!

Yazı kategorisi: ABDULLAH GÜL CUMHURBAŞKANI, Atatürk, Atatürkçülük, ekonomi, genel, güncel, haber, hayattan, komik, mizah, politika, savaş, yorum | 5 Yorum »