keferdiz44

her yol bir yere çıkıyor: ilk geldiğimiz yere…

Arşiv 'deprem' Kategori


veli küçüğün baş döndüren ilişkileri

Yazan: mustafaemingul Haziran 11, 2008

Araştırmacı yazar Talip Doğan Karlıbel, Ergenekon Terör Örgütü soruşturması kapsamında tutuklu bulunan emekli Tuğgeneral Veli Küçük’ün 2003 yılında Alman National Zeitung gazetesine verdiği demeçte “Türkiye’de uzun bir süredir askeri darbe olmamıştır. Bunu büyük bir eksiklik olarak görüyorum” dediğini ortaya çıkardı. Karlıbel, Veli Küçük ve Kemal Kerinçsiz’in “Alman Faşistleriyle toplantı” yaptıklarını söyledi.

Bir dönem Alman Emniyeti’nde görev yapan araştırmacı yazar Talip Doğan Karlıbel, Ergenekon örgütü yapısının, Alman Faşist gruplarının oluşturduğu derin devlet yapısıyla aynı özellikte olduğunu söyledi. Karlıbel, Ergenekon Örgütü’nün, BFV (Anayasa Koruma Teşkilatı) olarak anılan Alman İç İstihbarat Servisi’nin 2001 ve 2002 yıllarında hazırladığı iki raporda “Ergenekon Türk Sağcı Grubu” adıyla yer aldığını söyledi. Ergenekon örgütünün benzerinin, Almanya’da 1980′li yılların başında ortaya çıktığını anlatan Karlıbel, Veli Küçük’ün, Alman gladyosunun subaylarıyla buluşup istişarelerde bulunduğunu ifade ederken, “Veli Küçük, 2003 yılında faşist Gerhard Frey’in sahip olduğu Alman National Zeitung gazetesine demeç verdi ve ‘Türkiye uzun yıllardır askeri darbe görmemiştir. Bunu bir eksiklik olarak görüyorum’ dedi” iddiasında bulundu.

Alman ırkçılarıyla birlik

Büyük Hukukçular Birliği Derneği Başkanı Kemal Kerinçsiz’in bu birliği kurarken Alman NPD Partisi Genel Başkanı Günter Deckert’le internet ortamında tercüman vasıtasıyla irtibata geçtiğini ve aynı oluşumu Türkiye’de kurduğunu söyledi. Karlıbel, “Günter Deckert, Almanya’da 1994 yılında Türkleri kundaklayan Nazi gençleri mahkemelerde savunmak için Alman Ulusal Hukuk Birliği adında bir dernek kurdu. Bu dernek 1998 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı. Kerinçsiz de Büyük Hukukçular Birliği’ni kurarken 2001 yılında Deckert’le mail ortamında iletişim kurdu ve Almanya’daki oluşumun aynısını Türkiye’de kurdu” dedi.

Veli Küçük’ün sık sık gittiği Hollanda ve Almanya’da Alman, Hollanda ve Danimarka’dan gelen aşırı milliyetçi kişilerle buluştuğunu söyleyen Karlıbel, “Bunlardan en ilginç buluşma Mölln ve Solingen katliamlarını organize eden DVU Partisi Genel Başkanı Dr. Gerhard Frey ile buluşmasıdır” dedi. Bu buluşmada, Alman Özel Harp Dairesi’nde uzun yıllar görev yapan Yarbay Wilhelm Hillek’in de olduğunu ifade ederek “Hillek, Türklerin hepsini karantinaya alalım, Türklerin olmadığı bir Almanya temiz bir Almanya olacaktır sözleriyle tanınıyor” dedi.

2001′de Almanya ergenekonu kaydetti

Karlıbel, Alman istihbarat raporlarında Ergenekon oluşumu ile ilgili olarak 2001 yılındaki değerlendirmede; “Baden Würtenberg’in Mannheim Şehrinde 23-25 kişilik bir oluşumun, Bavyera’nın Nürnberg şehrinde ise 30-35 kişilik yeni bir Türk Milliyetçi oluşumun belirlendiği ve bu oluşumun Ergenekon adında olduğu tespit edilmiştir. … Bu gurubun siyasi ideolojisi olup olmadığı henüz bilinmemektedir. Ama genellikle Türk Ülkü Ocakları’ndan ayrılan şahıslar bu oluşumun içinde yer almaktadır. Biz muhtemelen bu oluşumdaki şahısların Ülkü Ocakları ile olan ideolojik tartışmalarından ve farklılıklardan ötürü ayrıldıklarını ve böyle yeni bir oluşum kurduklarını düşünmekteyiz” dediğini ifade etti.

Almanya’ dan ‘Ergenekon’culara yardım

Karlıbel, 2001 ve 2007 yılları arasında Almanya’daki Ergenekon oluşumunun Türkiye’ye 1.5 milyon avro para transfer ettiğini söyedi. Paraların bir kısmının masraf, kitap alımı ve Almanya ve Hollanda gezileri için gönderildiğini ifade eden Karlıbel, bu paranın 120 bin avrosu Yeni Çağ Gazetesi’ne, 380 bin avrosu Türk Ortodoks Kilisesi’ne, 90 bin avrosu Noel Baba Derneği’ne, 15 bin avrosu Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi (VKGB) Genel Başkanı Taner Ünal’a, 4 bin avronun kitap alımı için Doç. Dr. Ümit Sayın’a, 25 bin avrosu avukatlık masrafları için Kemal Kerinçsiz’e, 12 bin avrosu Hollanda ve Almanya gezileri için Veli Küçük’e, 3 bin 500 Avrosu ‘masraflar’ adı altında Sevgi Erenerol’a ödendi” dedi. Karlıbel, Alman yasalarına göre 10 bin avro üzerindeki meblağların transferinde paranın nereden nereye ve hangi amaçla gönderildiğinin kayda alındığını da sözlerine ekledi.

Yabancı düşmanlığının kalesi

1951′de Alman Askerleri Gazetesi adıyla kurulan National Zeitung (Milli Gazete), 1958′de Gerhard Frey tarafından satın alındı. 1963′ten itibaren bugünkü adıyla yayın hayatına devam eden gazete aşırı sağ yayın politikasıyla biliniyor. 1976′da haftalık 106 bin tiraj ortalaması tutturan gazete, 30 yıl sonra yaklaşık 44 bin kişiye satılmaya başladı.

National Zeitung, yabancı düşmanlığını körükleyen haberleriyle bilinse de, gazetenin genel yayın yönetmeni Frey Nazilerle aralarında mesafe olduğunu ancak birçok Almanın tek bir ırkın yaşadığı bir ülkede yaşamak istediğini vurguluyor. AB’nin genişleme sürecine tepki gösteren gazete Türkiye’yi daha önce mercek altına almış ve dosya konusu da yapmıştı.

Aynı zamanda aşırı sağcı Alman Halk Birliği Partisi’nin kurucusu ve lideri olan Frey, yine aşırı sağcı Almanya Milliyetçi Demokratik Partisi ile 2005 seçimlerinde ittifak yapmış ancak her iki parti yüzde beşlik ülke barajının altında kaldığı için parlamentoda koltuk sahibi olamamıştı.

Kömürlükte bulunan el bombası Alman yapımı çıktı.

Ankara’nın Öveçler semtinde Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda görevli başçavuş M.G.’ye ait kömürlüğün kapısına bırakılmış paket içinde bulunduğu belirtilen el bombasının Alman yapımı ve NATO standartındaki DM 41 modeli olduğu belirlendi.

Başçavuş M.G.’nin polise “buldum” diyerek teslim ettiği şüpheli paketteki bomba ve patlayıcı maddelerle ilgili olarak yürütülen soruşturmada yeni bilgiler ortaya çıktı.

Söz konusu bombaların benzerleri, Ergenekon soruşturmasını başlatan Ümraniye’deki 7 el bombası ile nisanda İstanbul Otogarı’nda bir bagaj içinde bulunan 5 el bombasından 2’sinin de yeni ele geçirilen el bombasıyla aynı tip olduğu anlaşıldı.

Başçavuş M.G.’nin Merkez Komutanlığı aracılığıyla polise teslim ettiği kutu içindeki tahrip kalıpları ile değişik markadaki mermilerin büyük bölümünün iyi korunduğu görüldü.

Tahrip kalıplarının 250’şer gramlık olduğu ve patlama düzeneklerinin hazır olduğu, yine kutuda bulunan aparatların kullanılarak patlatılabileceği biçimde korunduğu belirlendi. Polisin ihbarcı olarak ifadesine başvurduğu M.G.’nin verdiği ifadeye karşın patlayıcıların savcılık kanalıyla incelemeye alındığı öğrenildi.

BAŞSAVCI’YI ALMAN KONSOLOSLUĞU’NDAN TEHDİT ETMİŞLERDİ

Ergenekon terör örgütü soruşturmasını yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Zekeriya Öz, Veli Küçük’ün ifadesini aldıktan sonra İstanbul’da bulunan Almanya Başkonsolosluğu’ndan bir kişi tarafından tehdit edilmişti. Başsavcılığı telefonla arayan konsolosluk görevlisi, Öz ile görüşmek istediğini bildirmiş ancak görüşme gerçekleşmeyince santral görevlilerine Savcı Öz’ü hedef alan tehditler yağdırmıştı. Telefonda Zekeriya Öz’ü ölümle tehdit eden kişinin Almanya Başkonsolosluğu’ndan aradığı resmi kayıtlarca belirlenmişti. Başsavcılık, konsolosluktan kimin aradığını bulunmak için soruşturma açmıştı.

Tüm bu gelişmeler doğrultusunda, Başsavcı Zekeriya Öz’ü Alman istihbaratçıları yada onların görevlendirdiği bir kişinin tehdit etmiş olabileceği üzerinde duruluyor.

TARAF

Yazı kategorisi: Ahmet ALTAN, Atatürk, Atatürkçülük, Basın, Küresel ısınma, Tarih, bilgi çöplüğü, deprem, ekonomi, genel, güncel, haber, hayattan, karışık, mizah, politika, savaş, soykırım, yorum | Yorum Yok »

Atatürkçüler buna çok kızacak

Yazan: mustafaemingul Ağustos 23, 2007

Geçtiğimiz hafta ABD’den kaleme aldığım seçim değerlendirmeleri New York-Montreal arasında elimde patlayınca, bu çerçevede göz attığım makalelerden hiç olmassa birine ‘ibretlik’ babından değineyim istedim.

Makale “Atatürk’un Türkiyesi Devrildi” (Atatürk’s Turkey Overturned) başlığı taşıyor. Yazarı Hillel Halkın. 24 Temmuz’da düşük tirajlı yahudi gazetesi The New York Sun’da yayınlandı. Başlığa bakıp Amerika’daki sağcı-Yahudi basınının Türkiye’ye biçtiği o klasik “islamcılar-laikler” çatışmasından dem vurulduğunu düşünebilirsiniz.

Ancak hiç de öyle değil. Güya Türkiye’deki seçimler nedeniyle kaleme alınan makalede yazar bütün enerjisini, “seçimler bahane, iddia şahane” bir üslupla –yine- “Atatürk’ün baba tarafından Yahudi olduğunu” ispatlamaya sarfetmiş.

Yine diyorum, çünkü makale aslında ilk defa, 28 Ocak 1994’te şimdiki The NY Sun’in kadrosunu teşkil eden o zamanki “Forward” adlı bir gazetede yayınlamış ama yazar umduğu tepkiyi bulamayınca “Bir Türk dahi yazımı okumadı” yargısına varmış. Yeniden cilalanıp parlatılan yazıda, iddialara en büyük delil olarak ünlü yahudi siyonist gazeteci İtamar Ben-Avi’nın (1882-1943) hatıraları gösterilmis. Ben-Avi, 1911 kışında Kudüs’te bir hotelin barında tanıştığı bir Türk Yüzbaşısı ile kadeh devirirken, Osmanlı yüzbaşısı kendisine, aslında bir yahudi (Sabataycı dönme olduğunu itiraf etmis. Hatta ispat icin babasından öğrendiği ve “gizli duam” dediği sadece bir yahudinin bilebileceği Tevrat’tan “Shema Yısra’el” (Duy ey İsrail) ayetlerini okumuş.

Aradan yıllar geçmiş. Ben-Avi, bir gün(1921) bir gazeteden Türkiye’de darbe olduğu haberini okurken yeni Türkiye’nın yeni liderinin resmini bir yerden tanımış. Bu, 10 yıl önce barda tanıştığı Türk subayı M.Kemal’den başkası değilmis.

Yazar Halkın, 1994’te yazdığı makaleye tepki olarak araştırma yapan bir Türk’ün, Atatürk’ün 1911 yılında yüzbaşı olarak İtalyan’lara karşı savaşmak üzere Sam-Mısır yoluyla Libya’ya giderken Kudüs’e uğradigini ve de Atatürk’un gittiği Şemsi Efendi Okulu’nun Simon Zvi adlı dönme toplumunun lideri tarafından yürütüldüğünü, cünkü ve o zamanlar Selanik’te “dönme yahudi”lerin yaşadığını tespit ettigini eklemeyi de ihmal etmemiş.

 Halkın, Atatürk’un “İslam dinine karşı şiddetle laik Türk milliyetçiliğini savunmasının” altında yatan nedenleri de önün gizlediğini iddia ettiği kimliğine bağlıyor. Önceden, yazısının Kemalist Türkiye’ye zarar vereceği endişesi taşıyormuş, ama artık “AKP iktidarı ile Kemalist Türkiye (zaten) tarihe karıştı”ğı sonucuna vardığı için ikinci yazıyı yayınlamakta mahzur görmemiş. Ş

imdi, ey okuyucu, bu yazıya ilk olarak “seçim ertesi bu ne alakaya maydanoz iddia?” şeklinde tepki verdiysem de, Prof. Zafer Üskül’un şahsında ayyuka çıkarılan tartışmaları görünce Türkiye’deki “çifte standart”a ve yazının içindeki iddiaların “sıhhatinden” ziyade, “psikolojik” amacına yönelik hissettiğim kötü kokular beni bu yazıyı yazmaya itti.

Evet, makale, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en önemli şahsı hakkında çirkin bir iddiada bulunuyor. “Olabilir, elin adamının ağzı torba değil ki, büzesin” deyip geçebiliriz. Ama benim aklıma takılan, yazar halkınin da yakındığı gibi, bugünlerde Prof. Zafer Üskül’e yüklenmeyi kendilerine vazife sayan malum kesimler bu yazıyı gerçekten görmedi mi?

Yani bu internet çağında bu son yazıyı okuyan tek Türk ben miyim şimdi? Eğer öyleyse, “biz Türkler okumuyoruz, agbi” deyip geçeyim. Fakat, eğer değilse, iste dananın kuyruğu burada kopuyor. Nasıl oluyor da, mesela mevcut hükümeti “Musa’nin Çocukları” olmakla itham eden kesimler bu vahim ve çirkin iddiaya karşı sessiz kalabiliyor? Yani Türkiye’de Atilla Yayla veya Zafer Üskül gibi profesörlerin fikirleri hemencecik “dakka bir gol bir” oluyor da, niye bir Yahudi yazarın “Atatürk Yahudiydi” diye zırvalamasında top taca atılıyor?

 Bu iddiayı bir yahudi değil de yerli veya yabancı İslami cenahtan biri gündeme getirmiş olsaydı acaba aynı sükunet devam eder miydi? Türkiye’deki Atatürk’u savunma adına yapılan tartışmalar yoksa bir kesimi hırpalamak amacıyla sadece ve sadece “vur abalıya” taktiği mi? Yani, Türkiye’de köşe başını tutmuş zevat bazı kavramları, “değerinden” dolayı değil de, kendilerine sağladığı “iktidar” avantajından dolayı mi tartışmayı seviyor? (Bu noktada, Türkiye’deki islami kesimin bu çeşit iddilara kayıtsız kalma seçimini, Türkiye’deki toplumsal barışa fayda vermeyecek zemine haksız yere kaydırılma tehlikesine karşı basiretli bir tutum olarak gördügümü belirtmeliyim.) Ve son olarak, bu yazıyı yazarken beni hop oturtup hop kaldırtan oltaya gelme ihtimali korkusuna da değineyim. İddiaların yayınladığı zaman dilimlerine bakılırsa (1994; Refah Partisinin yükselişe geçtiği, 2007; AKP’nin iktidarını tescillediği yıllar) yazar bu yazıyı salt inandığı bir gerçeği ifşa etmekten ziyade, Türkiye’deki hassas noktaları kaşıyarak yeni bir psikolojik savaş oluşturma amaciyla da yazmış olabilir. Eğer bizim Türk medyası bu oyunu farkedip olayı dallanıp budaklandırmayarak yahudi yazarin hevesini kursağında bırakma basiretini gösteriyorsa, eh ne diyeyim, bana bu vatanseverlige şapka çıkarmaktan başka bir şey kalmaz.

Bu durumda oltaya takılan tek kişi ben olmuş oluyorum. Ve şeytanın dürtüklediği, o acaba “sükut ikrardan mı geliyor” gibi daha yakıcı bir ihtimale hic bile deginmeyerek, oltaya takılmış bir yazariniz olarak siz sevgili okuyuculardan özür diliyorum.Yazının İngilizce orjinaline bu linkten ulaşabilirsiniz

http://www.nysun.com/article/58997

Yazı kategorisi: Atatürk, Atatürkçülük, Tarih, bilgi çöplüğü, deprem, dini, ekonomi, genel, güncel, haber, hayattan, komik, mizah, politika, savaş, yorum | 1 Yorum »

Marmarada Büyük deprem 2011′de mi?

Yazan: mustafaemingul Ağustos 22, 2007

Her ülkede gerilimlerin yükseltilmeye çalışıldığı ülkemizde, deprem alanında da felaket tellalığı devam ediyor. Bilimadamları ‘1754 kabusu tekrarlanabilir’ diyor..

1754 ve 1766 depremleri arasındaki bağa dikkat çeken bilim adamları, Marmara depreminden 12 yıl sonra deprem olabileceğini öne sürüyor

İstatistik çalışmaları kapsamında 1754′te İzmit’te meydana gelen depremden 12 yıl sonra 1766′da Marmara Denizi’nde iki büyük deprem meydana geldiğini vurgulayan bilim adamları, buradan yola çıkarak 1999′da meydana gelen Marmara depreminden 12 yıl sonra yani 2011′de bir deprem olma olasılığına dikkat çekiyor.
İTÜ Maden Fakültesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Haluk Eyidoğan, 1999 depreminin ardından yapılan tüm bilimsel çalışmaları topladığı makalesinde, bu konuyu da gündeme taşıdı. Eyidoğan makalesinde, ABD Princeton Üniversitesi’nde yerbilimci olan Prof. Aurelia Hubert-Ferrari’nin konuyla ilgili düşüncelerini şöyle dile getirdi:
“Hubert-Ferrari 1754 İzmit depreminin, 12 yıl sonra 1766 İstanbul depremlerini tetiklediğini savunmuştur. Yerleri tartışmalı olmakla birlikte Marmara’da en fazla hasar yapıcı depremlerin 1754, 1766 ve 1509′da olan depremler olduğu anlaşılmaktadır.”

Net bilgiler yok
Tarihsel depremlerin yerleri konusunda henüz bir netlik olmadığını belirten Eyidoğan, “Bu konuda daha çok belgenin araştırılması gerekiyor. Yerleri ve büyüklükleri belli olunca tahminler daha sağlıklı olur. Ama yine de mevcut bilgilerden yola çıkarak depremin yerini ve büyüklüğünü tahmin edebiliyoruz. Ama elimizde daha net bilgiler olsaydı, daha yakın tahminlerde bulunabilirdik” diye konuştu.
İTÜ Maden Fakültesi Jeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Celal Şengör de, 1754 ve 1766 depremlerine dikkat çekerek, iki büyük depremin arasında 12 yıl olduğunu, bunun tekrar olabileceğini vurgulamıştı.

En erken 2016′da
Bayındırlık ve İskân Bakanlığı Afet İşleri Genel Müdürlüğü Deprem Araştırma Dairesi’nin yaptığı bir araştırmada da, yüzyıllara göre Marmara Denizi’nde meydana gelen depremlerin tarihleri incelenerek, Orta Marmara Fayı üzerinde 1766′dan bu yana deprem olmadığına dikkat çekildi. Orta Marmara fayı üzerinde depremin yinelenme aralığının 250-300 yıl olduğu belirtilen araştırmada, “En son 1766′da depremler olduğuna göre, bir dahaki depremin oluş tarihi tahmini 2016-2066″ denildi.

1754 ve 1766′da neler oldu?

Merhum Prof. Dr. Aykut Barka ile Ali Er’in hazırladıkları, “İstanbul depremini bekleyen şehir” adlı kitapta, 1754 İzmit ve 1766′da (22 Mayıs ve 5 Ağustos) Marmara Denizi’nde meydana gelen depremlere ait şu bilgiler yer alıyor:

2 Eylül 1754 depremi: Deprem, İzmit Körfezi etrafındaki köyleri yıktı, İstanbul’da büyük can kaybı ve maddi hasara yol açtı. Sarsıntının iki dakika, hatta kesintili olarak 10 dakikaya kadar sürdüğünü iddia edenler oldu. Ancak daha ciddi kaynaklarda sarsıntının 30 saniyeyi aşmadığı belirtildi. Sarkaçlı saatler durdu. Venedik Elçiliği, depremde çanın beş dakika çaldığını bildirdi.
1776 Mayıs ve Ağustos depremleri: 22 Mayıs 1766 sabahı meydana geldi. Deprem, İstanbul’da çok sayıda binayı yıktı, yaklaşık 5 bin kişi yaşamını yitirdi. Depremin yol açtığı tsunami özellikle Boğaz kıyılarını ve Mudanya Körfezi’ni vurdu. Galata ve Haliç’in karşı kıyıları sular altında kaldı. Marmara’da yerleşimin olmadığı bir ada yarısına kadar battı.

Yazı kategorisi: deprem, güncel, haber | 6 Yorum »