WikiLeaks’ta Türkiye ile ilgili tüm ayrıntılar

Wikileaks internet sitesi tarafından sızdırılan belgelere göre Türkiye ile ilgili oldukça ilginç iddialar göze çarpıyor..

ERDOĞAN-BAŞBUĞ İLİŞKİSİ

Bir ABD’li diplomat ‘Başbakan Erdoğan, üste çıktı genelkurmay başkanı İlker Başbuğ bu durumla yaşamayı öğrendi’ dedi.

TÜRKİYE İSLAM DEVLETİNE DOĞRU GİDİYOR

Türkiye’nin gelecekte İslam devleti olma yolunda ilerlediği yönünde raporlar sunulmuş.

HAMAS DESTEĞİ FAYDASIZ

Belgelerde, Türkiye’nin Filistin-İsrail ilişkilerinde Hamas’a destek vermesinin, bölgedeki diğer ülkelerin bu durumda Hamas’a destek vermemesi Türkiye’ye fayda sağlamayacağı düşünülüyor..

EKSEN KAYMASI ENDİŞESİ

Amerikalı diplomatlar Türkiye’nin muhtemel bir eksen kaymasından endişe duyduklarını raporlarına yazmışları..

İRAN-SURİYE YORUMU

Türk diplomatların ‘Suriye’yi İran yörüngesinden çıkarttık’ sözleri dikkat çekti..

ABD DAHA MÜDAHİL OLMALI

Türkiye’nin Kıbrıs sorunu çözümünde ABD’nin daha çok müdahil olmasından yana..

SUUDİLER RÜŞVET VERİYOR

Türkiye, ABD’ye Suudilerin Irak’taki partilere rüşvet vermesini bildirmiş..

TÜRKİYE TAKINTILI

Gizli belgelerde İsrail-Suriye görüşmelerinde Türkiye’nin tavrının takıntılığı olduğu belirtiliyor..

İRAN’LA SADECE TÜRKİYE

ABD’li diplomatlar İran’ın nükleer silah üretiminden vazgeçirmek için sadece Türkiye’nin açık ve eleştirel konuşabileceğini rapor etti.

MOSSAD’IN DARBE HAYALİ

İsrail istihbaratı MOSSAD’ın şefi, ‘Türkiye’de AK Parti iktidarıyla İslamclık hızlı bir yükselişe geçtiği ve ordunun bu duruma daha ne kadar sessiz kalacak, İslamcılar, laikliğin kuyusunu kazıyor’ demiş.

TÜRKİYE MALİKİ’DEN MEMNUN DEĞİL

Hükümet, Irak Başbakanı Maliki’den memnun olmadığını bildirmiş.

AK PARTİ RAPORU HAZIRLANDI..

ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Ross Wilson, AK Parti’nin gizli İslami gündemi konulu rapor hazırlayıp ABD’ye sundu.

ANKARA GEREKENİ YAPMADI..

Amerikan yönetimi Türkiye’nin İran’ı uyarmasını istedi.. Ancak Türkiye bunu yapmadı..

AZERİLER TÜRKİYE’DEN RAHATSIZ

Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev, Enerji Bakanı Taner Yıldız’a ‘Rusya’yla ilişkilerimizi neden bozuyorsununuz.. Nabucco projesine gerçekten ihtiyacınız var mı?’ diye sormuş..

Yine Aliyev, Türkiye’nin İsrail ile yaşadığı sorunlar nedeniyle yeni dış politika çizgisinden rahatsız..haber7

ERDOĞAN AYRINITISI

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan için ‘ Atatürk’le aynı idealleri paylaşan bir harekette liderlik ediyor ve ‘İşkolik, inatçı, mükemmeliyetçi ve despot değil’

DAVUTOĞLU RAHATSIZLIĞI

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Neo Osmanlıcılık çizgisi ABD’yi rahatsız ediyor..

ORDUNUN 2 NUMARASI

Türkiye’de ordunun 2 numaralı ismi ‘İsteseydik 2007′de tankları yürütürdük’ dedi..

Türkiye’den bir gazeteci TSK’da İslamcı avının yöntemlerini ABD’li yetkililere anlatmış.

ARINÇ İÇİN BİLGİ İSTENDİ

ABD yönetimi, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a suikast iddiaları için Ankara’dan bilgi edinmek istedi..haber7

TÜRKİYE’NİN AB’YE GİRME OLASILIĞI ZAYFI

Yine raporlarda ABD’li diplomatlarıın rapolarına göre ‘Türkiye kısır döngü içinde.. AB’nin istediği reformları yapamıyor.. AB’ye girmeleri zor’ dediği görüldü..

TÜRKİYE’NİN OSMANLI DURUŞU RAHATSIZ EDİYOR

ABD için en büyük problem Türkiye’nin Osmanlı duruşu

ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi James Jeffrey’in kaleme aldığı 20 Ocak 2010 tarihli “Türkiye’nin yeni dış politikasının altında ne yatıyor?” başlıklı belgede, “ABD için en büyük potansiyel stratejik problem, Türklerin Balkanlar’da ve Ortadoğu’daki yeni Osmanlı duruşudur” deniliyor.

Belgede, “Bu ‘geçmişe dönüş’ hareketi, Davutoğlu’nun Saraybosna konuşmasında apaçık belliydi. Türkler, bu eğilimi daima problemler çıkaran can sıkıcı yerel aktörlere de hissettiriyor. Başarılarına ve göreceli güçlerine rağmen Türkler, bölgesel liderlerle (Balkanlar’da Avrupa Birliği, Kafkaslar’da ve Karadeniz’de Rusya, Ortadoğu’da Mısır, Suudi Arabistan ve hatta İran) gerçekten rekabet edemez. Aksiyona dahil olmak isteyen Türkler, ezilen ya da baskı gören bir grup bularak, (mesela bir Siladjcic, Mish’al ya da Ahmedinejad) ‘hile’ yapmak zorundalar” iddiaları yer alıyor.

Türkiye’nin yeni dış politikasının, kendileri için “karışık bir çanta” olduğunu vurgulayan Jeffrey, şu ifadeleri kullanmış: “Bölgesel ağır sorunları omuzlamak ABD’nin istenen hedefidir, ancak bu beraberinde kesin bir kontrol kaybını da getiriyor. Afganistan, Pakistan, Irak ve NATO gibi bizim için azami derecede önemli konular ele alındığında Türkiye çok önemli ve kritik bir müttefik. (Bununla birlikte Türkiye’nin Füze Savunma sistemi konusundaki lider rolü hiç kolay olmayacak). İncirlik ve Habur sınır kapısı ile Irak ve Afganistan operasyonlarında Türk hava sahasını kullanmak bizim için zaruri.”

James Jeffrey, İsrail – Türkiye ilişkilerinin ciddiyetini koruduğunu belirterek, “Eğer Türkler, kendilerinin de istediği gibi Suriye’yi İran’dan uzak tutmaya çalışırlarsa ve protokollerde gerçek başarıya ulaşırlarsa bu hepimizin yararına. Ancak, İran konusu farklı bir hikaye. Türkiye’nin İran’la ilişkileri, diğer ülkelerle olan tarihi ilişkilerinden biraz daha karışık. Bazı iç siyasi kaygılar Türkiye’yi yanlış yöne yönlendiriyor” ifadelerini kullanmış.

BELGELERDEKİ GENİŞ AYRINTILAR

Wikileaks uzunca bir süredir merakla beklenen ABD Dışişleri Bakanlığı’na ait belgeleri bu gece yayımladı. Belgeler, 2004 yılından bu yılın Mart ayına kadar yapılan 250 bin adet diplomatik gizli yazışmayı içeriyor.

Wikileaks, internet sitesinin uğradığı saldırı nedeniyle belgelerin İngiliz Guardian, ABD’li New York Times, Alman Der Spiegel, İspanyol El Pais ve Fransız Le Monde tarafından yayınlandığını duyurdu.

Guardian’ın internet sitesine koyduğu belgelerde Türkiye ile ilgili de çok sayıda bilgi yer alıyor. Bunlar arasında İsrail’in Türkiye’nin uyguladığı politikalardan duyduğu rahatsızlığı ABD’ye iletmesi yer alıyor.

Ayrıca, Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev’in de Türkiye’nin bir enerji merkezi olmaması için Rusya ile gaz anlaşması yaptıklarını söylediği de belirtiliyor. Belgeler arasında Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu’nun ABD’li yetkililerle yaptığı görüşmelerin tutanakları da bulunuyor.

Elde edilen belgeler arasında Ankara’dan gönderilenler sayı olarak en üst sıralarda yer alıyor. Guardian’ın sitesine göre, Wikileaks, Ankara’dan Washington’a gönderilen 7 bin 918 belgeyi ele geçirdi.

Belgelerin Türkiye ile ilgili bölümlerinin detayları:

İSRAİL’İN ENDİŞESİ

– 31 Ağustos 2007 tarihli bir belgede, aynı yılın 17 Ağustos günü İsrail gizli servisi Mossad’ın Başkanı Meir Dagan ile ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Burns arasında yapılan toplantının tutanağı görülüyor.

Toplantıda iki yetkilinin Ortadoğu’daki son durumu ele aldıkları ve özellikle İran konusunun üzerinde durdukları ortaya çıktı.

Tutanağa göre, Dagan, Burns’e Türkiye’ye baktığı zaman ülkedeki İslamcıların giderek ivme kazandıklarını gördüğünü söyledi.

Belgede, “Dagan burada sorulması gereken esas sorunun kendisini Türkiye’nin laik kimliğinin savunucusu olan ordunun bu duruma daha ne kadar sessiz kalacağı olduğunu ifade etti” denildi.

Yine aynı belgeye göre, İran’la ilgili olarak Dagan, güç kullanarak rejim değişikliğine gidilmesi için daha fazlasının yapılması gerektiği yönündeki görüşünü dile getirdi.

– 25 Şubat 2010 tarihli Azerbaycan ile ilgili bir başka belgede de Türkiye’nin bahsi geçiyor. Belgede, Azerbaycan Devlet Başkan İlham Aliyev’in ABD Dışişleri Bakanı Yardımcısı Bill Burns ile yaptığı görüşmenin detayları yer alıyor.

Belgede, Aliyev’in Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev ile Başbakan Vladimir Putin arasındaki ilişkiyi tanımlarken “kaba bir sokak ağzını” kullandığı belirtildi.

Aliyev’in Türkiye ile Ermenistan arasındaki yakınlaşma süreci ve Dağlık Karabağ sorunuyla ilgili görüşlerini dile getirirken de aynı üsluba başvurduğu ifade edildi.

Belgede, “Aliyev, Burns’e 24 Nisan’ın Dağlık Karabağ sürecinin yanı sıra Türkiye-Ermenistan normalleşme sürecinin üzerinde ‘Demokles’in Kılıcı’ gibi sallandığını söyledi” denildi.

Aliyev’in ayrıca Türk-Ermeni normalleşme sürecinin Dağlık Karabağ konusunda ilerleme kaydedilmesi için Nisan ayından sonra ele alınması önerisi yaptığı da vurgulandı. Aliyev, ayrıca Karabağ konusunda daha da esneklik göstereceklerini söyledi ancak ABD’den Ermenistan üzerindeki baskıyı artırmasını istedi.

Belgede Aliyev’in Putin ile Medvedev arasında bir çekişme olduğunu hissettiğini söylediği de yer alırken, “Aliyev, (kaba bir sokak ağzı kullanarak) Azericede bir deyim vardır: İki kelle bir tencerede pişmez” denildi.

Görüşmede Burns, ABD’nin Türkiye ile Ermenistan arasındaki normalleşme sürecinin Erivan’ın Dağlık Karabağ konusunda daha esnek hareket etmesini sağlayacak siyasi bir zemin yaratacağını düşündüğünü söyledi.

Aliyev, İran’la ilişkilerini “gergin ve istikrarsız” olarak tanımladı. Azeri lider ayrıca, İran’ın Azerbaycan’a yönelik siyasi provokasyonlarının sürdüğünü de ifade etti.

“NABUCCO’YA İHTİYACINIZ VAR MI?”

Toplantıda enerji konusu da ele alındı. Aliyev Türkiye’nin “yapıcı bir tutum” sergilemesi durumunda gaz geçiş anlaşmasının yapılabileceğini de ifade etti. Aliyev’in bahsettiği anlaşma Haziran ayında imzalandı.

Belgede, “Aliyev, Türkiye Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın kısa bir süre önce Azerbaycan devlet petrol şirketinin başkanına ‘Neden Rusya ile ilişkilerinizi bozuyorsunuz ki? Nabucco’ya gerçekten ihtiyacınız var mı?’ dediğini de söyledi” denildi.

TÜRKİYE’NİN ENERJİ MERKEZİ OLMASINI İSTEMEDİK

Aynı belgede dikkat çeken bir diğer nokta da Aliyev’in ABD’li yetkiliye Rusya’ya gaz satma anlaşmasının detaylarını aktarması oldu. Belgeye göre Aliyev, bu anlaşmanın “Türk dostlarımıza” doğalgaz dağıtım merkezi yaratmasına izin verilmeyeceğini göstermek için yapıldığını ifade etti.

Belgede, Aliyev, Erdoğan hükümetinden “haz etmediğini” de söyledi.

– 17 Kasım 2009 tarihinde Ankara’da yapılan ve dönemin ABD Büyükelçisi James Jeffrey tarafından gizli belge statüsünde gönderilen tutanakta, Philip Gordon ile Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu arasında yapılan ve İran’ın nükleer programını konu edinen bir görüşmenin detayları yer alıyor.

12 Kasım’da yapılan ve 40 dakika süren görüşmede Gordon, Davutoğlu’nu Ankara’nın arabuluculuk çabalarının faydalı ya da mantıklı olmadığına ve İranlılara ciddi müzakerelere başlamadan zamanla oynama şansı verdiğine ikna etmeye çalıştı.

İRAN’A İÇERİDE ELEŞTİRİ, DIŞARIDA SICAK MESAJ

Davutoğlu İran hükümetinin kamu önündeki tavrını bir kez daha dile getirirken, “İranlıların P5+1in önerilerine prensipte evet dediğini ancak kamuoyunun algısını düzeltmek zorunda olduğunu” aktardı. İran’ın nükleer silah sahibi olması durumunda yaşanabileceklerle ilgili olarak Davutoğlu Türkiye’nin “elbette” bu riskin farkında olduğunu, tam da bu sebepten İranlılarla bu kadar yakından çalıştıklarını söyledi.

Gordon, Başbakan Erdoğan’ın açıklamalarının Türkiye’nin meseleyi nasıl gördüğüyle ilgili soru işaretleri yarattığını söyleyince Davutoğlu bunun farkında olduğunu ancak Guardian’ın son röpotajında Erdoğan’ın söylediklerini doğrudan aktarmadğını belirtti. Davutoğlu, “Sadece Tükiye İran’la açık ve eleştirel bir dille konuşabilir, çünkü Ankara kamuoyu önünde dostluk mesajları vermektedir” dedi.

Gordon, Ankara’dan yaptırımların dikkate alınmaması durumunda olabileceklerle ilgili güçlü bir mesaj vermesini istedi. Davutoğlu ise Erdoğan’ın Tahran ziyaretinde bu mesajı zaten verdiğini belirtti. Türkiye’nin dış politikasının bölgeye bir “adalet duygusu” ve “vizyon duygusu” verdiğini, İran’a ve Suudilere bir alternatif olduğunu ve “bölgede İran etkisini sınırlandırdığını” söyledi.

BÖLGE İRAN’DAN KAYGILI

– 25 Şubat 2010 tarihli bir başka tutanak ise 18 Şubat tarihinde William Burns’le Feridun Sinirlioğlu arasında yine Ankara’da yapılan bir görüşmenin içeriğiyle ilgili. Toplantıda İran’dan Ermenistan protokollerine, PKK’dan Kıbrıs görüşmelerine ve füze savunma sistemine kadar birçok konuda değerlendirmeler var.

İran: Sinirlioğlu Ankara’nın resmi tavrını yinelerken askeri operasyonun Türkiye’ye zarar vereceğini, yaptırımların ise İran halkının kenetlenmesine yol açarak muhalefete zarar vereceğini söyledi. Sinirlioğlu bölge ülkelerinin İran’ı bir tehdit olarak gördüğünü belirterek, “Şam’da bile alarm zilleri çalıyor” dedi.

Ermenistan: Sinirlioğlu protokollerin onay süreciyle Minsk süreci arasında eşzamanlılık istedi. Kongre’nin “soykırım” tasarısını kabulünün onay sürecindeki hesapları çıkmaza sokacağını söyleyen Sinirlioğlu, “Aliyev’in kabul edeceği bir şey olursa biz de ilerleyebiliriz” dedi. Sinirlioğlu, gaz anlaşmasıyla ilgili olarak da “Bize güvenmiyor” dedi.

Irak: Ankara Başbakan Maliki’den memnuniyetsizliğini dile getirerek, “kontrolden çıkma”ya eğilimli olduğu korkusunu ifade etti. İran’ın bölgede kontrol sağlama çabalarını eleştiren Sinirlioğlu Suudi Arabistan’ın da bölgedeki partilere para verdiğini söyledi.

7 Mart seçimlerinden sonra Irak’ın gaz alanlarının Türkiye’yle bağlanması için girişim başlatacaklarını anlatan Sinirlioğlu İran’ın boru hattına muhalif olduğunu savundu. İkinci bir botu hattı fikrini ortaya atan Sinirlioğlu bunun barışa da katkı yapacağını belirtti.

Odierno’nun ziyaretini öven Sinirlioğlu terörist PKK’ya karşı Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi’yle belirledikleri hareket planının daha fazla işbirliği getireceğini umduklarını vurguladı.

İsrail: Burns’un gerginliğe temas etmesi üzerine Sinirlioğlu sorunun “iki taraflı değil genel” olduğunu söyledi ve bölgenin rahatsızlığını barış sürecindeki tıkanmaya bağladı.

Askeri işbirliği, ticaret gibi alanlarda ilişkilerin sürdüğünü turizmde ciddi gerirleme yaşandığını belirtti. Burns Türkiye’nin aracılığıyla yapılabilecek yakınlaşma görüşmelerinin barış sürecine önemli katkı yapacağını söyledi.

TÜRKİYE SARKOZY’DEN MEMNUN DEĞİL

Suriye: Sinirlioğlu Türkiye’nin diplomatik çabalarının Suriye’yi İran’ın yörüngesinden çıkarmaya başladığını söyledi. “Çıkarları ayrılıyor” dedi. İsrail’in Türkiye’yi görüşmelerde arabulucu kabul etmesi durumunda, Sinirlioğlu, İran’ın daha da yalnızlaşacağını belirtti.

AB, Kıbrıs, Yunanistan: Sinirlioğlu, Sarkozy’nin Türkiye’nin üyeliğine muhalefetinin Hıristiyan Avrupa’yla Müslüman dünyası arasındaki kültürel ayrımı derinleştirdiğini söyledi.

Sinirlioğlu Papandreu’nun Erdoğan’a yazdığı mektubun üzerine Türkiye ile Yunanistan arasında yeni görüşmelerin başlayacağını söyledi.

Görüşmede ayrıca Afganistan, Pakistan, Hindistan, Bosna konuları konuşuldu.

İkili Avrupa ilişkileri ve NATO: Türkiye’nin Sarkozy’den memnuniyetsizliğini yineleyen Sinirlioğlu Belçika ve Danimarka’nın PKK’ya yakın örgütleri baskı altına almaktaki gönülsüzlüğünden şikayet etti. Türkiye’den bir ismin NATO Genel Sekreter Yardımcısı olması yönünde ABD Başkanı’nın sözünü hatırlatan Sinirlioğlu, onun yerine çok hak etmeyen bir Alman’ın seçildiğini söyledi ve “Rasmussen’le Merkel arasında bir anlaşmadan şüpheleniyoruz” dedi. Sinirlioğlu,” Size güvendik de Rasmussen’in seçilmesine izin verdik” dedi.

Savunma kalkanı: Sinirlioğlu projeyle ilgili Rusya’nın tepkisini sordu, Burns Rusların çok daha rahat olduğunu ve önce ikili sonra Rusya-NATO arasında görüşmeler yapmayı beklediklerini söyledi. Sinirlioğlu Erdoğan’ın Gates’le yaptığı görüşmede dile getirdiği İran tehdidinin öne çıkarılmaması talebini yineledi.

– 16 Eylül 2009 tarihli bir başka belgede de ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Gordon’un Fransa temasları yer alıyor.

Gordon, Paris’te Fransa Cumhurbaşkanlığı’nın Dış Politika Danışmanı Jean-David Levitte ile de biraraya geldi. Belgeye göre, yapılan görüşmenin ana gündem maddelerinden birisini Türkiye’nin AB üyeliği oluşturdu.

Levitte görüşmede, Fransa’nın Türkiye ile AB arasında bir “imtiyazlı ortaklık” kurulması yönündeki tutumunu değiştirmediğini söyledi. Levitte, Türk halkının bir gün Avrupa’nın parçası olmak yerine Avrupa ile Doğu arasında köprü olma görevine geri dönmek isteyeceğini umduklarını ifade etti.

TÜRKİYE’NİN AB KISIR DÖNGÜSÜ

Gordon da Türkiye’nin bir kısır döngü yaşadığını, bir yandan reformları gerçekleştirmek isterken diğer yandan halkın AB’ye olan inancının azaldığını belirtti.

Belgede, “Levitte, Türkiye’nin üyeliği konusundaki yaşanabilecek en kötü senaryonun Türkiye’nin müzakere başlıklarını tamamlaması ama düzenlenecek referandumda Fransız halkının Türkiye’yi reddetmesi olacağını ifade etti” denildi. Levitte ayrıca bütün sorunlara rağmen Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin “Türkiye’nin bir dostu” olduğunu ifade ettiği vurgulandı.

İTALYA’NIN TÜRKİYE’YE ÖFKESİ

– 8 Şubat 2010 tarihli bir belgede, İtalya Dışişleri Bakanı Franco Frattini’nin ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Gates ile yaptığı görüşmenin tutanağı yer alıyor.

Görüşmede, Frattini’nin Ankara’nın hem Avrupa hem de İran’a yüzünü çevirdiği “ikili oyundan” dolayı duyduğu öfkeyi dile getirdiği belirtildi.

– 26 Temmuz 2007 tarihli bir belgede de Ankara’daki ABD Büyükelçiliği’nin Başbakan Tayyip Erdoğan ile ilgili Washington’a geçtiği bilgi görülüyor.

Bu belgenin Erdoğan’ın ismi verilmeyen bir çalışma arkadaşıyla yapılan görüşme üzerine hazırlandığı belirtiliyor.

OTOKRATİK KURALLARI OLAN CÖMERT LİDER

Belgede, söz konusu kişinin Erdoğan’ı “demokratik” olarak nitelendirdiği ancak yaptığı genel tanımlamanın “çevresini katı otokratik kurallara göre yöneten cömert bir lidere” daha çok benzediği ifade edildi. Belgede ayrıca söz konusu kişinin Erdoğan’la çok yakın çalıştığı ve bu nedenle de söylediklerine güvenilebileceği vurgulandı.

Erdoğan’ı mükemmeliyetçi bir işkolik olarak tanımlayan belgede, Başbakan’ın yüzde 47 oy aldığı 2007 seçimlerinin ardından partisinin Merkez Karar Yürütme Kurulu’nda yaptığı konuşmada, bu sonucun yetmeyeceğini, İzmir ve Tunceli gibi yerlerden de oy alınması için çalışmalar yapılması gerektiğini söyleyerek herkesi şaşırttığı ifade edildi.

Ayrıca Erdoğan’ın sağlığıyla ilgili olarak bilgi veren kişinin “mükemmel” tanımlamasını yaptığı da belirtildi.

”TÜRKİYE’NİN İKİLİ OYNADIĞINI, HAYAL KIRIKLIĞI YARATTI’

WikiLeaks sitesinde yayımlanan gizli belgelere göre, İtalya Dışişleri Bakanı Franco Frattini’nin Roma’da ABD Savunma Bakanı Robert Gates’le yaptığı görüşmede, Türkiye’nin hem Avrupa, hem de İran’a açılımlar yapmasını ”ikili oynamak” diye niteleyerek, ”bu durumun kendisinde hayal kırıklığı yarattığını” söylemiş.haber7

İtalyan haber ajansları, Roma’da yapılan ikili görüşmenin ardından ABD’nin Roma Büyükelçiliği tarafından 8 Şubat 2010′da Washington’a gönderilen ”gizli” damgalı telgrafta, ”Frattini, Türkiye tarafından hem Avrupa’ya, hem de İran’a doğru açılımlar yapma suretiyle ikili oynanmasının özellikle hayal kırıklığına neden olduğunu ifade etmiştir” ibaresine yer verildiğini belirtti.

Telgraftaki değerlendirmeye göre Frattini, nükleer meselesinde İran’la yapılan görüşmelere, ”Suudi Arabistan, Türkiye, Brezilya, Venezüela ve Mısır’ın da dahil edilmesini önerme”sinin yanı sıra, ”Ortadoğu ülkeleri arasında İran konusunda gayri resmi bir toplantı düzenlenmesi” teklifinde de bulundu.

NEW YORK TIMES: BELGELERE GÖRE BM’DE GÖREVLİ AMERİKALI DİPLOMATLARDAN KUZEY KORELİ DİPLOMATLARLA İLGİLİ DETAYLI İSTİHBARAT ELDE ETMELERİ İSTENMİŞ

New York Times Gazetesi, Wikileaks internet sitesi tarafından yayımlanan on binlerce gizli belgede, BM’de görevli Amerikalı diplomatlardan, tüm Kuzey Koreli diplomatlarla ilgili ayrıntılı istihbarat elde etmelerinin istendiğinin de yer aldığını bildirdi.

Gazete, Wikileaks tarafından sızdırılan, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un imzasının bulunduğu gizli diplomatik belgede, ABD’nin BM Daimi Temsilciliğinde çalışan diplomatlara, ABD’nin BM’de önem verdiği meselelerle ilgili öncelikli bilgi edinmeleri gerekli konuların sıralandığını yazdı.

ABD’nin, BM’de öncelik verdiği konuların başında gelen Kuzey Kore ve İran’ın nükleer programlarıyla ilgili olarak Amerikalı diplomatlardan bazı özel istihbarat bilgilerini elde etmeleri istenen belge 31 Temmuz 2009 tarihini taşıyor.

Belgeye göre Kuzey Kore konusunda ABD Dışişleri Bakanlığı, Amerikalı diplomatlardan, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu tüm BM Güvenlik Konseyi üyelerinin, özellikle de diğer daimi üyelerinin (Rusya, Çin, İngiltere, Fransa) Kuzey Kore’ye karşı yaptırım da içerebilen yeni karar tasarıları konusundaki plan ve niyetleri ile BM’nin Kuzey Kore’ye yaptığı gıda yardımı konusundaki görüşleri hakkında istihbarat toplamaları isteniyor. Bunun yanı sıra Amerikalı diplomatlardan, Kuzey Kore’nin BM Daimi Temsilciliğinde çalışan tüm diplomatlarla ilgili detaylı kişisel istihbarat elde etmeleri de talep ediliyor. Belgede diplomatlardan, Kuzey Kore’de görevli BM Kalkınma Programı (UNDP) yetkilisi hakkında ve bu kişinin Kuzey Kore yetkilileri ile ilişkileri konusunda detaylı bilgi edinmeleri de isteniyor.

”BELGELERDE KORE’NİN BİRLEŞMESİ İHTİMALİ ÜZERİNDE DURULDUĞU YAZIYOR”

New York Times Gazetesi, Wikileaks internet sitesi tarafından yayımlanan on binlerce gizli belge arasında, Amerikalı ve Güney Koreli yetkililerin, Kuzey Kore’nin ekonomik sorunlarının ve siyasi geçiş sürecinin çökmesi durumunda, Kuzey Kore ile Güney Kore’nin birleşmesi konusu üzerinde durduklarını da yazdı.

Wikileaks tarafından sızdırılan belgelerin, ABD’nin gizli diplomatik kanallarının aydınlatılmasına yardımcı olduğunu belirten gazete, gizli belgelerin arasında aşağıdaki önemli konuların da yer aldığını kaydetti:

-Belgelere göre Amerikalı ve Güney Koreli yetkililer, Kuzey Kore’nin ekonomik sorunlarının ve siyasi geçiş sürecinin çökmesi durumunda, Kuzey Kore ile Güney Kore’nin birleşmesi konusu üzerinde durdular. Ayrıca Güney Koreli yetkililerin, birleşmiş bir Kore konusunda Çin’in endişelerini ortadan kaldırmak için Çin’e ekonomik teşvikler vermeyi düşündükleri de ortaya çıktı.

-Belgeler, ABD’nin, 2007 yılından beri Pakistanlı yetkililerden, ülkede bulunan bir nükleer araştırma reaktöründe bulunan yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyumu kaldırmasını istediğini ancak bu konuda bir türlü başarıya ulaşamadığını ortaya koydu. Sızan belgelere göre ABD, Pakistan’ın söz konusu reaktöründe bulunan zenginleştirilmiş uranyumun yasadışı şekilde kullanılmasından korkarken, Pakistan ise uranyumu ortadan kaldırmaya yanaşmıyor.

-Belgelerde Amerikalı diplomatların, başka ülkelerin yetkilileriyle Guantanamo cezaevini boşaltmak ve tutukluları başka yerlere göndermek için pazarlık yaptığını ortaya koydu. Gizli belgelere göre Slovenya’ya, ABD Başkanı Barack Obama ile görüşmek istiyorsa, öncelikle Guantanamo’daki cezaevindeki bir tutukluyu ülkesine alması gerektiği söylenirken, küçük ada ülkesi Kiribati’ye de Çinli Müslüman tutukluları alması için milyonlarca dolarlık ekonomik teşvik verilmesi teklif edildi. Aynı yönde teklifin “Avrupa’da önem kazanmak isteyen” Belçika’ya da yapıldığı belirtildi.

-Belgelere göre Çin’in en yüksek karar alma organı Politbüro, Google’ın Çin’deki bilgisayar sistemlerine girmek için uğraştı ve bu denemenin, Çin’in ABD’ye karşı yürüttüğü bilgisayar sabotaj kampanyasının bir parçası olduğu vurgulandı.

-Belgelerde Suudi Arabistan’daki bazı mali kaynakların El Kaide gibi Sünni militan grupları mali açıdan destekleyenlerin başında geldikleri belirtilirken Katar’ın terörizmle mücadelede bölgesindeki “en kötü ülke” olduğu da kaydedildi. Ayrıca belgelerde ABD’nin, Suriye’nin Lübnan’daki Hizbullah’a silah temin etmesini durdurmada başarısız kaldığı da ifade edildi.

-Roma’daki Amerikalı diplomatların 2009 yılında İtalyan bilgi kaynaklarına dayandırarak yazdıkları gizli bir belgede, İtalyan Başbakanı Silvio Berlusconi ile Rusya Başbakanı Vladimir Putin arasında “olağanüstü derecede yakın bir ilişki olduğu”, Berlusconi’nin Avrupa’da giderek Putin’in “sözcüsü” gibi davranmaya başladığı da belirtildi.

-Wikileaks belgelerine yer veren diğer gazetelerde de belirtildiği üzere, İran’ın nükleer programından büyük rahatsızlık duyan Suudi Arabistan Kralı Abdullah, ABD’den defalarca, nükleer programını yoketmek için İran’a saldırı yapmasını istedi, ayrıca ABD’ye “hala zaman varken yılanın başını kesmesini” tavsiye etti.

HABER7.COM – AJANSLAR

 

ADAM DEDİĞİN…!

ADAM DEDİĞİN…!

 Bu kadar cesur olunabileceğini öğretmediler sana… hem ne derler sonra…ayıp… hadi canım… Adam dediğin cesur olacak! Baktımı şöyle karşıdan, için titreyecek için. Ayaklarında bir dermansızlık, seni alıııp götürecek. Artık ev mi olur, deniz mi , gökyüzü mü, nedir bilmem. Alsın götürsün yeter.

Adam dediğin; Sana ihtiyacım var demeyi bilecek. Seviyorsa seviyorum var mı, diyebilecek. Korkmayacak ne aşksızlıktan ne parasızlıktan ne senden ne başkasından…

 Öyle sümüklü böcek gibi yapışmayan cinsten, kalabalıklarda gözlerini senin üzerinden ayırmayan. Tamam sigaranı O yakacak, kapıyı sana O açacak, şarabı senin için ilk O tadacak, kibar olacak kısaca asla yapışık ikiz değil. Oturup kalkmasını, kültür yapmasını, iki maç anlatmasını, ekonomiyi, siyaseti bilecek… Misal; Atatürkten sonraki 4 cumhurbaşkanını sayabilecek tereddütsüz…

Vizyonu olacak vizyonu, televizyondan bakmayacak hayata. İki laf ettiğinde bileceksin ki anlamış da başka konuya atlamış bile. Uyuşuk olmayacak adam dediğin leb demeden leblebiyi yutacak. Sabah saati kurmadan kalkabilecek ve çoraplarını nereye koyduğunu bildiğinden sabahları debelenmeyecek, titiz değil ama, bir kadına ihtiyacı olmadan da yaşayabileceğini gösterecek. Adam dediğin sihirli olacak azıcık, ruhuna ulaşmayı öğretecek. Biraz da kıskanç olacak, vurdu mu ses getirmeyecek ama vurmaktan beter edecek gözleriyle… öyle bir adam işte….

Arada sırada dokunmayacak sana. Aramayacak. Mavi bir kaç gömleği olacak illaki senin ütülediğin. Merak edeceksin merak, öyle lök diye burnunun dibinde bitivermeyecek. İnsanın iyi hali var kötü hali var, sende bazen görmek istemeyeceksin, anlayacaaaaak…. Adam dediğin, güdümlü değil eğitimli olacak. Okuduğunu anlayacak, bilmediğine bilmiyorum diyebilecek, sallamayacak özet…

Lügatında -haklısın-doğru-evet-gidelim-yapalım-merak etme-sen üzülme- olacak. -üzgünüm-yorgunum-belki-yarın-olmaz olmayacaaaaak… Kasımpatı gibi açılıp saçılmayacak. Bacakları kalınsa, yazın güneşin altında uzun paçalı don ve naylon terlik giymeyecek. Adam dediğin bir söylediği sözü unutmayacak, geri almayacak, temcit pilavı gibi çıkarıp çıkarıp höykürmeyecek. Utanmayacak, arlanmayacak, başkasının karısına da yan gözle bakmayacak. Azıcık namuzsuz olacak tamam ama o namussuzluğu ancak ve ancak senin uğruna , değerleri ve onuru uğruna kullanacak… Adam dediğin anlayacak içkiden yemekten…

Balığın yanına rakıyı, şarabın yanına peyniri, viskinin yanına çikolatayı koyacak. Viskiyi sek, neskafeyi sütsüz, tekilayı tek içişte bitirecek. Sert olacak sert adam dediğin, sözünü sakınmayacak, koydu mu yumruğunu masaya, bileceksin ki susman gerek…

Adam dediğin öküz olmayacak ama hiçbir treni de kaçırmayacak. Geç kalmayacak, zamanından öncede yola düşmeyecek, program delisi değil, tam karar gelecek. Yemek masasında koltuğunu tutacak ama yılışmayacak salya sümük. Ağlayacak omzunda yeri gelecek ama sana abanmayacak. -sen yoksan ölürüm- acitasyonu yapmayacak. Arabesk dinlemeyecek, dinleyenden haz etmeyecek. Vurdulu kırdılı filmlere para verip gitmeyecek. At gözlüğü takıp gezmeyecek sağda solda…

Kavun peynir yiyecek yemek olmadığında. Sushi’yi de deneyecek ama. Yeniliğe açık olacak her daim, yemem diye tutturmayacak. Adam olacak adam… Odun gibi çıtır çıtır değil, kömür gibi için için yanacak içinde ve arkasını dönüp uyumayacak seksüel zevkleri bitince. Şefkat olacak adam dediğin anlıyor musun? Gönlünü almasını, sinirini çözmesini, seni memnun etmesini bilecek. Yan gözle şöyle bir süzmesiyle için eriyecek… ‘Kırıldım, yamuldum, küstüm, konuşmam’ demekle olmaz. Neyse sorun çözecek, ertelemeyecek. Bilecek hayatın kurtarılası anları olduğunu ve o anı bir daha geriye saramayacağını. Matematik bilecek. Logaritma nedir, türev nasıl alınır, kare kökü filan… Kafadan çarpıp bölecek, ayın sonunu getirebilecek. Kıllı olacak adam dediğin ama senin üstünde balık sırtı gibi kaygan. Oklava tutar gibi tutmayacak kollarını.

Aşkı için dağları delecek, fizana gidecek, ama dönmesini de bilecek, kıçının üstüne oturup beklemesini de. Adam dediğin iyi araba kullanacak kardeşim!. Direksiyon hakimiyeti , yön kabiliyeti 100′de 1500 olacak. Bastımı gaza saçların savrulacak, bir iki manevrayla parkediverecek arabayı, mel mel bakmayacak… Bir salon beyefendisi olacak. Belinden kavrayıverecek uzun parmakları, dansa kaldırırken…

Arada bir elini havalandırıp seni döndürecek, soluğuna soluğunu değdirecek, ne zaman duracağını da bilecek. Kendini göstere göstere afişe etmeyecek. ‘tamam hoşum, akıllıyım, param var ama kadınıma da sadığım’ dedirtecek…

Valla bence adam dediğin güzel öpecek başka yolu yok. -tarif edemiycem-. Mutfakta misal; aniden dibinde bitiverecek. Elinde domates filan ne varsa fırlatıp atacaksın lavaboya, masa arayacaksın masa, üzerinde yemek yapmak için değil ama….

İçki içecek kardeşim sigara da. Dünyevi zevkleri tadacak birkere. Hangi ortama ne gider bilecek. Oynamayacak öyle artist gibi, kıkırdamayacak kadın gibi, kocaman kahkahalar savuracak etrafa kendinden emin, nerede gülünür, nerede yas tutulur bilecek…

Bakışıyla kılcal damarların titreyecek, dokunuşuyla ter boşanacak etinden, korkuyla değil ama minnetle sokulacaksın koynuna. Adam dediğin ter kokacak ter. Teriyle ıslanacaksın, sırtında mı, göğsünde mi, kolunda mı bilmem, yatağa birlikte öyle dolanacaksın. Aşk olacak aşk adam dediğin tepeden tırnağa, aşk…

Romantizmi sex on the beach’le kısıtlamayacak. Koyacak rakıyı balığın yanına kırdımı birde soğan yanına, şarkılar söyleyecek neşelisinden, kederlisinden yahut gidecek bir techno bara, ritmde boğulacak sallanırken. Yanında yabancı gibi değil, ben bu adamın ciğerini bilirim bakışlarıyla dolaşacaksın… yoksa ne?….

Çalışkan olacak çalışkan, tuttuğunu koparacak. İşçi olacak işçi, çalışmadan karizma satmayacak. Yeri gelecek limon satacak, utanmayacak. Taşı sıktı mı suyu çıkacak. Baba parası yemeyecek, babasına destek çıkacak. Annesini sevecek ama kadınına kuma getirmeyecek. Aile, akraba nedir?, bayram seyran kimler aranır sorulur, kimler küstürülmez, kimlerin elleri öpülür?…Bilecek…

Büyüklüğünü, önündeki ceketin düğmesini ilikleyerek değil, önünde ceket iliklettirerek farkettirecek. Dobra olup kabalaşmayacak. Eleştirinin ince ayarını, bir terzi maharetiyle teğelleyecek. İnsanları kırmadan da hataların onarılabileceğini öğretebilecek. Öyle hemen yorulmayacak, sızmayacak ve hiç başı ağrımayacak. Dişleri, tırnakları, burnu ve saçları temiz olacak. Adam adam kokacak, parfümlü züppe değil. Kudurmadan eğlenmeyi bilecek, kudurtmadan dize getirmeyi bildiği gibi. Adam dediğin yazın buz gibi, kışın soba gibi olacak. Çok şişman, çok zayıf, çok uzun, çok kısa, çok yakışıklı, çok sıradan, çok titiz, çok mükemmeliyetçi, çok kaba, çok kıskanç, çok bayağı olmayacak. Normal ama aykırı olacak. Sıkmadan sıkıştıracak, baymadan bayıltacak, ezmeyecek ruhunu anlıyor musun? Sarsacak ama, sarsıntın depresyondan olmayacak…

Demem o ki; adam adam olacak, adam gibi adam dedikleri…

Ama sen de hakikaten kadın olacaksın. Bütün bunları yaşatabilecek bir ruhu yetiştirebilecek bir koca yürek, bir koca ana. Ana olacaksın…

Bir adam büyütmek o kadar da kolay değilmiş diy mi? Ne o, hazıra mı konacaktın? Böyle analar olmasa, böyle adamlar nereden bulunur söyle, hadi söyle?

Sende analığını bileceksin, kadınlığını bildiğin kadar, otur oturduğun yerde!…

güncel, genel, hayattan, hikaye, karışık, komik, mizah kategorisinde yayınlandı. » yorum bırak;

Cemaat cumhuriyetin sonucudur ve sorunlarının da çözümüdür

1923 koşullarında ‘Yeni Cumhuriyet’in öncelikli meselesi ülkeye bir ekonomi oluşturmaktı. Çünkü o tarihte Türkiye’de ekonomi hiçbir yönüyle yoktu. Cumhuriyeti kuran kadrolar ülkeye bir altyapı ve temel endüstriyi acilen kurmak zorundaydılar. Savaşın yaratmış olduğu tahribatın yanı sıra dünya yavaştan büyük depresyon dönemine gitmekte olduğundan dışarıdan kaynak bulmak söz konusu değildi. Anlayacağınız; o koşullarda Türkiye’ye ekonomi oluşturmak yoktan var etmek gibi bir şeydi. Karl Marx’ın bize öğrettiği gibi bir ülkede değer yoktan varedilemez. Değer, bir sınıfın sömürülmesiyle oluşabilir ancak. O dönemde bir tek köylü sınıfı vardı. Bir tek onlar üretiyordu. Ve devlet acımasız ama rasyonel bir karar aldı, köylü sınıfı sömürülecekti. Orada yaratılan değerin artısına el konulacaktı. Yani artı değeri devlet alacaktı. Ortada henüz burjuvazi olmadığı için devletin üstlenerek yaptığı bu işin popüler adı sömürüdür. (Daha fazlasını öğrenmek için Karl Marx’ın Kapital ve Grundrissse adlı eserlerini okuyabilirsiniz. Ayrıca Lenin’in toplu eserlerinin üçüncü cildindeki ‘Köylülük’ sorunu ile ilgili bölümü de hepinize mutlaka tavsiye ediyorum. Aslında bu yazının tüm teorik altyapısı ona dayanmaktadır.) Kırsal kesimden el konularak alınan artık-değer, devlet eliyle kırsal kesimin dışına çıkarılıp ülkenin acil yatırımlarında kullanılacaktı.1929′a kadar olan dönemin hikayesi ayrı, 1930-40 döneminin ise hikayesi farklıdır ama temelde ikisinde de üzerinde oturduğu ekonomik süreç aynıdır. Cumhuriyet sisteminin ekonomik yapısının mecburen aldığı biçimin gelecek için oldukça vahim sonuçları olmuştu. Artık-değer sömürüsü ve aktarımı bir tek köylülerden yapılabildiği için devlet hem ideolojik açıdan köylülükten uzaklaştı hem de sıradan insanların gözünde sömürücü olarak anılmaya başlandı. Tabii ki bu arada halkın dini değerlerine de yabancılaşıldı. Cumhuriyet rejiminin ve CHP’nin halkın dini hassasiyetlerine karşı olarak algılanmasının temelinde bu köken vardır. (Genelkurmay Başkanı’nın son konuşmasında ‘TSK hiçbir zaman dine karşı olmamıştır’ vurgulamasını yapmaya kendini mecbur hissetmesinin temelinde bu tarihi sürecin onların omzuna yüklediği ağır tarihi yük de rol oynamıştır.) Daha sonra Demokrat Parti iktidara gelebilmek için tek oy potansiyeli olan köylülüğü kucaklamak zorundaydı. DP, köylüden ‘Yeter! Söz Milletin’ diyerek oy istediği dönemde köylülük sadece atık değer üreten kesim olmaktan yavaşça çıkıp tüketici de olmaya başlamıştı. Sömürücü devletin temsilcisi olan CHP’nin karşısında DP’nin bir seçimde başarısız olması imkanı yoktu. Köylüye sahip çıkmak dini değerlere de sahip çıkma anlamna geliyordu ve böylece Türk siyasetinde yıllardır bir türlü kapatılamayan fay hattı ortaya çıkmış oldu. Dini değerlere yakın partiler hep sağda algılandı, CHP iktidarsızlaşmasının ilk belirtilerini daha o dönemde verdi. (Adalet Partisi Lideri Süleyman Demirel ‘Benim halkım, benim köylüm’ diyerek duyarlılığı algıladığını gösterdi ve gerektiğinde tabii ki din kartını açmak zorunda kaldı. DP’den AKP’ye bir direkt bağlantı çizgisi çekmek mümkündür.) Demirel’in başarısının ekonomik açıklaması, köylüyü tüketici olarak tutma ve bunu geliştirmektir. Anlayacağınız; bir döneme Türkiye’nin sınıfsal dengeleri oturmak üzereymiş görünümünü veriyordu. Ancak sonra başka bir ekonomik süreç devreye girdi ve iç göç başladı. Büyük şehirlere taşradan gelen insanları koruyup kollayacak mekanizmalar devlette yoktu. Cumhuriyetin kuruluş aşamasında sıradan insanın değerlerinden mecburen kopmuş olan devlet bırakınız sorunları çözmeyi, bu sorunları anlayabilecek kapasiteye bile sahip değildi. Aslında göç eden insanlar büyük acılar çekiyordu. Hayata yabancılaşmışlardı, korkuyorlardı, sahipsizdiler… Bu dönem, türkülerin arabesk şarkılara dönüştüğü dönemdir. Temelde yaşam sevgisini anlatan türkülerin yerini acıları anlatan arabesk şarkılar aldı. CEMAAT DEVREYE GİRİYOR Korumasız kalan bu insanlara o dönemde cemat yardımcı oldu. Ve aslında hem onlara yardım etti hem de şehirdeki yaşama daha az sorunlu adapte olmalarını sağladı. Özellikle Fethullah Gülen cemaati o dönemde sıradan insanlara sahip çıkarak hem bizim modernleşmemizin sonucu olan büyük bir problemin patlamasını engelledi hem de cumhuriyetin oluşum biçimi nedeniyle yabancılaşmış olan insanların daha radikal fikirlere itilmelerini önleyici oldu. Sıradan insanlar yeni geldikleri şehirde geleneksel değerlerini dini inançları içinde yoğurarak yaşama fırsatını cemaatin çabaları sayesinde buldular. TEHDİT ALGILAMASI MI? Bu açıdan bakarsanız ben cemaatte bir tehdit algılaması görmediğim gibi, yani Genelkurmay Başkanı’nın yaptığı tespite katılamıyorum. Aksine cemaatin varlığını bir güvence olarak görüyorum. Cemaat bir dönemden diğerine sancısız geçişi yani bir anlamda Türk modernleşmesinin sürekliliğini sağlamıştır. İşte bu yüzden yazıya ‘Cemaat cumhuriyetin sonucudur ve sorunlarının da çözümüdür’ diye başlık attım. Bu sürecin ekonomik altyapısı anlattığım gibi yaşanmıştır. Ben bundan dolayı TSK ile cemaatin diyalog kanallarını kurmasını istiyorum. Bu diyaloğa önümüzdeki yıllarda daha da ihtiyaç olacaktır. 21′inci yüzyılda modernleşme süreçlerinin doğal sonucu her kültürde, her sınıfta insanların inanç meselesi ile yüzleşip bunu kendi vicdanlarında bir şekilde çözmeleri kaçınılmaz olmuştur. Bu sağlıklı toplumlar yaratılabilmesi için kaçınılmaz bir süreçtir ve bunun ön koşuludur CEMAAT DEVLETE YARDIMCI OLABİLİR Bu süreci, kuruluş felsefesi ve ekonomik zaruretler ile halkın değerlerinden koparak modernleşme sürecini başlatmış olan devletin tek başına başarması mümkün değildir. Cematin devlete yardımcı olması ihtimali vardır. Bu nedenle TSK’nın cemaat ile bir fikir alışverişi sürecine girmesinin yararı büyük olacaktır. Türkiye’yi modern, laik bir cumhuriyet olarak geleceğe omuzlarımızda taşıyacaksak Türkiye’de bir ‘Büyük Diyalog’ başlatmamız gerekiyor. Korkular, tehdit algılamalarıyla yaşayıp durdum. Artık bari çocuklarımızın normal, huzurlu bir ülkede yaşayabilmelerini çok istiyorum. Bu tür yazılar da sadece o arzumun teorik çerçevesini çizmeye çalıştığım entelelektüel çabalardan ibarettir. Mesajlarıyla destek verenlere gönülden teşekkür ediyorum.

SERDAR TURGUT

muhsin yazıcıoğlu – üşüyorum şiiri

Üşüyorum

Bir coşku var içimde bu gün kıpır kıpır
Uzak çok uzak bir yerleri özlüyorum
Gözlerim parke parke taş duvarlarda
Açılıyor hayal pencerelerim
Hafif bir rüzgar gibi süzülüyorum

Kekik kokulu koyaklardan aşarak
Güvercinler ülkesinde dolaşıyor
Bir çeşme başı arıyorum
Yarpuzlar arasında kendimi bırakıp
Mis gibi nane kokuları arasında
Ruhumu dinlemek istiyorum

Zikre dalmış her şey
Güne gülümserken papatyalar
Dualar gibi yükselir ümitlerim
Güneşle kol kola kırlarda koşarak
Siz peygamber çiçekleri toplarken
Ben çeşme başında uzanmak istiyorum

Huzur dolu içimde
Ben sonsuzluğu düşünüyorum
Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum
Durun kapanmayın pencerelerim
Güneşimi kapatmayın

Beton çok soğuk, üşüyorum…

Muhsin YAZICIOĞLU

ATATÜRK

Tabii ki insanlar saçmalayabilirler. Ama saçmalığı bir ideoloji haline getirip “herkes bu saçmalığı tekrarlamak zorunda” dediğiniz zaman sorun da başlamış demektir. Can Dündar’ın “Mustafa” filmi fevkalade ciddi bir saçmalama yarışı başlattı. Filmle ilgili şöyle eleştiriler okudum: “Atatürk’ü kısa göstermiş.” Eee, ne olmuş? Uzun boylu muydu Mustafa Kemal? Yoo, kısa boylu, ince sesli bir adamdı. Onun bu fiziksel özellikleri, onun yaptıklarını ya da yapmadıklarını değiştirir mi? “Atatürk’ü içki içerken gösteriyordu,” diyorlar. İçmiyor muydu? Sıkı içiciydi ve içiyordu. Ne var bunda? Tabii filmle ilgili asıl söylemek istedikleri şu: “Atatürk’ün insani zaaflarını gösteriyor.” Yok muydu Atatürk’ün insani zaafları? Vardı ve çoktu. Kimin yok ki? Hepimizin var. Mesele tam da burada işte. “Atatürk sıradan fanilere benzeyemez, benzetilemez, o bizler gibi değildir.” “Onun insani zaafları olamaz.” Türkiye’nin çok önemli kilitlerinden birini çözecek soru burada karşımıza çıkıyor işte. “Neden Atatürk’ü insanüstü biri gibi anlatmak istiyorsunuz bize?” Niye onun önemli bir lider, tarihte yerini almış bir şahsiyet olması yetmiyor da, ona “tanrısal” bir görüntü yüklemek istiyorsunuz? Bir insanı, bütün insani zaaflarından soyarak tanıtmak, ona bir tür “dinî dokunulmazlık” sağlamaya uğraşmak, “laiklikle” ne kadar bağdaşır, o da ayrı bir soru. Her dinden insan için “peygamberi” kutsaldır, buna rağmen peygamberlerle ilgili filmler yapıldı. Hatta Hıristiyanlar kendi peygamberleriyle dalga geçen filmler bile çektiler. Bizde ise, Atatürk’e, neredeyse “peygamberlerin” bile sahip olmadığı bir “tanrısallık”, bir dokunulmazlık yüklemeye uğraşıyorlar. Neden yapıyorlar bunu? Çünkü Atatürk, bu ülkenin yaşadığı birçok çarpıklığın, çürümüşlüğün sorgulanmasını önleyen bir kalkan gibi kullanılıyor birçokları tarafından. Atatürk’e “tanrısal” bir statü verip, onun arkasına saklanıyorlar. Şu anda, halkı tarafından böyle algılanan ve böyle algılanması için çaba gösterilen bir tek “lider” var. O da Kuzey Kore’nin yöneticisi. Doğrusu ya, Atatürk’ün o adama benzetilmek isteyeceğini de hiç sanmıyorum. Kendi yaptıklarını Atatürk’ün arkasına saklanarak yapmak isteyenler, saçmalıklarını gittikçe artırıyorlar. Ne İskender, ne Napolyon, ne Lenin, ne Washington kendi halkları tarafından böyle değerlendirilmiyor. Değerlendirilmemesi de gerekir. Bu insanlar, özel yetenekleri olan liderlerdi. Ama hepsinin de zaafları vardı. O zaafların açıkça bilinmesine, söylenmesine rağmen hâlâ saygı görürler, halkları, insanları onları zaaflarıyla sever ve saygı gösterir. Ya da sevmez ve saygı göstermez. Atatürk bir diktatördü. Bunu kendisi bizzat Fethi Okyar’a da söylemişti. Katı bir adamdı. Muhaliflerine karşı çok sertti. Çok ihtiraslıydı. Bir asker olarak kendisini çok mutlu edecek kadar büyük başarılara sahip değildi ve yaşadığı dönemde onu en çok kızdıran eleştirilerden biri “bir meydan savaşını bizzat kazanmamış olduğunun” söylenmesiydi. Buna karşılık olağanüstü iyi bir örgütçü, dengeleri her zaman çok iyi gözeten yetenekli bir politikacıydı. Kendi ilkeleri yoktu, duruma göre görüşlerini değiştirirdi, pragmatikti. Kendine ait bir kuramı, derinliğine kapsamlı bir fikir sistemi bulunmuyordu. “Bu, Mustafa Kemal’in kendi fikriydi, daha önce hiç söylenmemişti” diyebileceğiniz tek bir fikir bile bulamazsınız zaten. Batılı bir hayat tarzını Türkiye’ye getirmek isterdi. Ve o Batılı ülkeyi de kendisinin yönetmesini isterdi. Bir asker olduğu için “emirlere” inanırdı. Klasik Batı müziğini bile Türk köylüsüne emirle sevdirebileceğini sanmıştı. Denemişti. Bunu “iyi niyetli” bir şekilde yapmıştı, çünkü Sofya’da, Selanik’te, Berin’de gördüğü hayatın Türkiye’de de yaşanmasını istiyordu. Sadece o hayatın nasıl şekillendiğini, hangi aşamalardan geçilerek o noktaya gelindiğini bilmiyordu. Zorla şapka giydirip, zorla müzik dinleterek Batılı bir toplum yaratabileceğini sanıyordu. Yaratılamazdı, yaratamadı. Ama Kurtuluş Savaşı’nı çok iyi örgütledi, cumhuriyeti kurdu. Liderliği ile ülkenin önemli bir dönemeçten geçmesini sağladı. Bu gerçek değişmez. Atatürk’ün zaafları bulunan bir insan olduğu gerçeği de değişmez. Onun kurduğu cumhuriyetin hâlâ demokratikleşemediği gerçeği de değişmez. Zaten gerçekleri değiştirmeye değil, o gerçekleri görmeye ihtiyacımız var. O gerçekler görüldüğü zaman Atatürk’ün ne değeri eksilir ne de değeri artar, sadece onun arkasına saklananların asıl yüzü ve amaçları ortaya çıkar. Esas korktukları da bu, onun için bu kadar saçmalıyorlar zaten. Taraf Gazetesi, 04 Kasım Salı

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.