keferdiz44

her yol bir yere çıkıyor: ilk geldiğimiz yere…

Arşiv 'kişisel gelişim' Kategori


öss öncesi son uyarılar…!

Yazan: mustafaemingul Haziran 11, 2008

ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan, 15 Haziran Pazar günü gerçekleştirilecek ÖSS’de, hem kolay hem de zor sorular olacağını belirterek, ”Genel zorluk derecesi itibariyle geçen yıldan daha zor olmadığını, belki daha kolay olduğunu veya aynı düzeyde olduğunu söyleyebilirim” dedi.

Yarımağan, AA muhabirinin ÖSS’ye ilişkin sorularını yanıtladı. Pazar günü yapılacak ÖSS’ye 1 milyon 530 bin adayın gireceğine işaret eden Yarımağan, adaylara sınava giriş ve kimlik belgesi ile fotoğraflı bir kimliklerini yanlarında getirmeyi unutmamaları uyarısında bulundu.

Yarımağan, ”Sınava giriş belgesinin aslı olmadan adayların sınava girmeleri mümkün değil. Onun için sınava giriş belgelerini iyi korusunlar. Sınava giriş belgelerini unutmamalarını öneriyorum. Sınav sabahı telaşa kapılmamak için sınava giriş kimlik belgelerini, fotoğraflı bir kimliklerini, kalem, silgi, vesaire malzemeleri sabah kolay bulacakları bir yere koysunlar ve vakitlice sınav yerlerine gelsinler” diye konuştu.

-ELLERİNE BELGE ULAŞMAYAN ADAYLAR-

Yarımağan, şu ana kadar ellerine sınava giriş ve kimlik belgesi ulaşmayan adayların bulundukları yerin ÖSYM sınav merkezi yöneticiliğine başvurarak, yeni belge çıkarabileceklerini bildirdi.

Özellikle büyük şehirlerdeki adayların, mutlaka sınava girecekleri binayı görmelerini öneren Yarımağan, adayların sınav günü sıkıntı yaşamamaları için sınav yerlerine nasıl ve ne kadar sürede ulaşılacağını öğrenmeleri uyarısında bulundu.

-”ÜÇTE BİRİNİ YAPAN BARAJI GEÇER DİYEBİLİRİZ”-

Sınavda yöneltilecek soruların zorluk derecesinin sorulması üzerine Yarımağan, şunları söyledi:

”İçlerinde kolay sorular da var, zor sorular da var. Soruların özgün olmasına dikkat ediyoruz. Mutlaka sorularımızın içinde geçmiş yıllarda sorduğumuz sorulardan farklı yapıda olanların bulunmasına dikkat ediyoruz. Sınava çok sayıda aday girdiği için, bunları birbirinden ayırmak amacıyla soruların kolayları da, zorları da olması lazım. Ama genel zorluk derecesi itibariyle geçen yıldan daha zor olmadığını, belki daha kolay olduğunu veya aynı düzeyde olduğunu söyleyebilirim.”

”Kaç net soru yanıtlayan adayın barajı aşabileceği” sorusuna Yarımağan, bunun net bir yanıtı olmadığını söyledi.

Yarımağan, ”Adayın hangi testten kaç soru yaptığı önemli. Örneğin, Sayısal-2 puanı için 6 test devreye giriyor. Bu altı testte 180 soru var. ‘180 sorudan 60 tanesini yapmalı demek’ çok fazla bir şey ifade etmiyor. Çünkü 60 tane yaptığınızda, bu 60 tanesi Matematik-2′den mi, Matematik-1′den mi, Fen-1′den mi, Fen-2′den mi yapılmış o önemli. Ama kabaca söylersek, eğer bütün testler eşit yapılırsa mevcut puan hesaplama yöntemine göre soruların üçte birini yapan, yani 180 sorudan yaklaşık 60 tanesini yapan, 185′i geçiyor diyebiliriz. Ama dediğim gibi bu çok kaba bir değerlendirme. Bu, yıldan yıla, testten teste değişiyor. Puan türünden, puan türüne değişebiliyor.”

-TERCİH ETTİĞİ YERDE SINAVA GİREMEYENLER-

Yarımağan, bu yıl çoğunluğu İstanbul‘u tercih edenler olmak üzere toplam 39 bin adayın ”tercih ettiği yerde” sınava giremeyeceğini bildirdi.

İstanbul’da deprem karşı binaların güçlendirmeye alınması nedeniyle sınava girilecek salon kapasitesinin azaldığını ifade eden Yarıamağan, adayların istedikleri yerlerde sınava girememelerinin bundan kaynaklandığını dile getirdi.

Yarımağan, ÖSS’yi 151 merkezde gerçekleştirdiklerini, her yıl 15-20 merkezde aday sayısının kapasitesinin üstünde kaldığını, bu nedenle kapasite fazlası adayları, adreslerinin bulunduğu illerde, tercih ettikleri ilin yakınında veya mezun oldukları okulun bulunduğu ilde sınava aldıklarını anlattı.

-CEP TELEFONU UYARISI-

Bu yıldan itibaren cep telefonu konusunda yeni bir uygulama başlatacaklarını anımsatan Yarımağan, geçen yıllarda adayların sınava gelirken yanlarında cep telefonu getirerek bina girişinde görevlilere teslim edebildiklerini kaydetti.Bu uygulama karmaşa yarattığı için yeni bir düzenlemeye ihtiyaç duyulduğunu söyleyen Yarımağan, şunları kaydetti:

”O yüzden bu sene cep telefonu ile binaya girmeyi yasakladık. Adaylar cep telefonlarını ya evlerinde bırakacaklar ya da eğer birlikte geldikleri birisi varsa bina girişinde ona verecekler” dedi.

Sınav süresince cep telefonlarının kullanılmasının engellenmesine yönelik bir girişimleri olup olmadığı sorusu üzerine Yarımağan, şunları söyledi:

”Bu çok zor, tabi keşke böyle bir uygulama olabilse biz çok rahatlarız. Çünkü günümüzde teknolojik olanaklar kopyayı cep telefonu ile çekmeye imkan veriyor. O yüzden biz de cep telefonu ile sınava gelinmesini istemiyoruz. Ama maalesef sınav süresince GSM yayınlarını durdurmak, yani cep telefonu ile yapılan iletişimleri Türkiye genelinde durdurmak mümkün değil. Çünkü bilebildiğim kadarıyla bu iletişim imkanının kullanılmasını durdurmak Türkiye bazında hayatı felç eder.”

-KILIK KIYAFET-

Yarımağan, adayların sınava kurallara uygun kılık kıyafetle katılmaları gerektiğini belirtti. Yarımağan, ”Bizim kurallarımız kılavuzda yazılı. Bu Yükseköğretim Kurulu tarafından da kabul edilen kurallar. Bu kurallara göre, gerek başvuru sırasında gerek sınava girerken adayların başının açık olması gerekiyor. Olay sadece türban değil. Başı açık olacak, aday kolay tanınacak bir kıyafette olacak” diye konuştu.

-”ALÇAK, PÜRÜZLÜ SIRALAR DEVRE DIŞI”-

ÖSYM’nin bu yıldan itibaren sınava girecek adayların rahat etmelerini sağlamaya yönelik düzenlemeler yaptığını anlatan Yarımağan, kolçaklı sandalyelerin bulunduğu salonlarda, ilköğretim 1. ve 2. sınıfların kullandığı salonlarda ve üzeri pürüzlü sıralarda bundan sonra sınav yapılmayacağını bildirdi.

Yarımağan, ÖSS’ye başvuru sırasında adayların kilosunun da sorulduğunu anımsatarak, kilolu ve uzun boylu adayların durumlarına uygun sıralarda sınava alınacaklarını kaydetti. Yarımağan, şöyle devam etti:

”Bundan önce sınav salonlarının kapasitesi dışında başka bilgiye sahip değildik. Örneğin sandalyelerin büyüklüğü, masaların, sıraların tipi, durumu ile ilgili bilgimiz yoktu. Bu nedenle adaylardan şikayetler geliyordu. Salonlarla, binalarla ilgili detaylı bilgi topladık ve buna dayanarak en uygunsuz salonları, örneğin kolçaklı sandalyeli salonları devre dışı bıraktık. Çok alçak sırası, sandalyesi bulunan genellikle ilköğretim 1. ve 2. sınıflarını, yüzeyi çok pürüzlü olan, üzerinde işaretleme yaparken bile cevap kağıdının yıprandığı sıraların bulunduğu salonları devre dışı bıraktık.Bir de tuvaleti bina dışında olan binaları devre dışında bıraktık. Okullarımız arasında tuvaleti binanın dışında, bahçede olan okullarımız var. O tür okulları devre dışı bıraktık.”

-ADAYLARIN ŞANSI-

Yarımağan, bu yıl sınava girecek adayların, gerek kontenjanların artması, gerek liselerin dört yıla çıkarılmasından dolayı lise son sınıflardan mezun verilmeyecek olması dolayısıyla daha avantajlı olacağını belirtti.

Yarımağan, şöyle konuştu:

”Bu yıl adaylar için iki yönlü şans var. Birisi, aday sayısının azalması. Gerçi aday sayısı beklediğimiz oranda azalmadı. Son sınıf öğrencilerinin sayısının 500 binin üzerinde azalmasına karşın, eski mezunlardan 380 bin fazla olduğu için aday sayısındaki azalma 130 bin oldu. Olsun, gene de geçen seneye göre bir azalmadır.

Bunun yanında, belki bundan da daha önemlisi, kontenjanlar bu yıl arttı. Örgün programların kontenjanlarındaki artış oranı yüzde 25′i aşıyor. Bu da aday sayısındaki azalmayla birlikte düşünüldüğünde, bu yıl sınava girenler için ciddi biçimde üniversiteye girme şansını yükseltiyor.”

-ADAYLARA MESAJ-

Adaylara sınavı önemsemeleri önerisinde bulunan Yarımağan, şunları söyledi:

”Önemsemediği bir konuda insanın başarılı olması mümkün değil. Adaylar önemseyecekler, ciddiye alacaklar fakat bunu bir kaygı düzeyine çıkarmayacaklar. Nihayet bu bir sınavdır. Sınavın ötesinde buna bir anlam yüklemek gerekmez. Adayların hayatları boyunca girecekleri sınavlardan bir tanesidir, tek sınav bu değildir. Adayların girdikleri veya girecekleri sınavların bir kısmı bunun kadar önemlidir. Dolayısıyla bu sınavın anlamını çok abartmasınlar ama ciddiye alsınlar.

Bütün adayların düzeyi aynı değildir. Herkesin aynı başarıyı göstermesi mümkün değildir, o bakımdan herkes kendi imkanları içinde, kendi yetenekleri ölçüsünde bir başarı elde edecektir. Önemli olan elde edilebilecek başarıyı mümkün olduğu kadar yukarılara çekmektir. Adayların hepsine başarılar diliyorum.”

-SINAV SONUÇLARI-

Yarımağan, sınav sonuçlarının 10-15 Temmuz arasında açıklanmasını planladıklarını bildirdi. Yarımağan bu tarihler arasında sonuçların açıklanması halinde adayların tercihlerinin 20 Temmuz’dan sonra alınacağını ifade etti.

”BARAJ PUANLARINI HESAPLAMA YÖNTEMİNDE DEĞİŞİKLİK YAPMAYI PLANLIYORUZ”

ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan, ÖSS’de iki yıllık ön lisans programlarını tercih etmek için gerekli 160 baraj puanı ile lisans programlarını tercih etmek için gerekli 185 baraj puanının hesaplama yönteminde değişiklik yapılmasının planlandığını bildirdi.

Yarımağan, yeni yöntemle daha fazla adayın 160 ve 185 barajını geçeceğini, böylece kontenjanlarda boş kalma oranının azalacağını söyledi.

AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Yarımağan, geçmiş yıllarda bazı alanlarda kontenjanların dolmadığına işaret etti. Bu yıl kontenjanların artırıldığını anımsatan Yarımağan, bu çerçevede ÖSS’yi kazanmak için gerekli baraj puanlarının hesaplanması yönteminde değişiklik yapılmasının palanladığını belirtti.

”Puan hesaplamada, 160 ve 185 baraj puanlarının anlamlarının değiştirilmesiyle ilgili bir önerimiz var” diyen Yarımağan, önerinin kabul edilmesi halinde bu sınav sonuçlarının yeni karar doğrultusunda hesaplanacağını anlattı. Yarımağan, ”Bu değişiklik adaylara nasıl yansıyacak?” sorusunu, şöyle yanıtladı:

”Bu, adayların lehine olacak. 185 ve 160 puan almak mevcut sisteme göre daha kolaylaşacak, daha çok aday 185 puanı geçebilecek, dolayısıyla daha fazla aday tercih yapma imkanına sahip olacak. Böylece kontenjanlardaki doluluk oranı da daha yüksek olacak. Kontenjanlarda yüzde 100 doluluk oranı beklemiyoruz. Bu sene örgün öğretim programlarının 540 bin civarında kontenjanı var. Bu kontenjanın hepsini doldurmak mümkün olmayabilir. Çünkü bu programlar arasında gerek alanı itibarıyla gerekse de vakıf, KKTC’deki üniversiteler veya yurt dışındaki üniversiteler olması itibarıyla çok fazla ilgi görmeyenler olabilir. Amacımız bu 540 bin kontenjanı mümkün olduğu kadar doldurmak. Bu programların 40 bini değil, boş kalacaksa sadece birkaç bini boş kalsın. Bunun için de puanlarda bir değişiklik yapılmasına ihtiyaç var. Yani mevcut programlarla mevcut puan hesaplama yöntemiyle bu 540 bin kontenjanın hepsini doldurmak mümkün değil.”

-”ADAYLARIN LEHİNE BİR DEĞİŞİKLİK YAPILACAK”-

”Baraj puanlarıyla ilgili yapılacak değişiklik, kontenjanları doldurmak amacıyla mı yapılıyor?” sorusu üzerine Yarımağan, geçmiş yıllarda boş kontenjanların sayısının bazı alanlarda yüksek olduğunu belirtti.

Bu kontenjanların dolmasını amaçladıklarını anlatan Yarımağan, ”Adayların lehine bir değişiklik yapmaya çalışıyoruz. Tabii, bu konuda yetkili kurul YÖK Genel Kurulu. YÖK Genel Kuruluna böyle bir öneri sunulacak, kabul edilirse değişiklik yapılacak” diye konuştu.

Yarımağan, hesaplama yönteminde 160 ve 185 baraj puanlarının düşürülüp düşürülmeyeceği sorusu üzerine, sadece hesaplama yönteminde değişiklik yapılacağını, daha fazla adayın bu baraj puanlarını aşacağını yineledi. Yarımağan, ”Şu anda önerimiz YÖK’e henüz sunulmadığı için, yetkili kurul değerlendirmeden bilgi vermek istemiyorum. Ama adayların lehine bir değişiklik yapılacak.”

Yarımağan, YÖK’ün onaylaması halinde uygulamanın hemen başlatılacağını ifade ederek, ”Bu yıl uygulamazsak, 540 binlik kontenjanının en az 50 bini boş kalır” dedi.

Yazı kategorisi: Basın, Tarih, bilgi çöplüğü, eğitim, genel, güncel, haber, hayattan, karışık, kişisel gelişim, komik, mizah, yorum | Yorum Yok »

Kadir Gecesi

Yazan: mustafaemingul Ekim 8, 2007

Kur’ân-ı Kerim’in inmeye başladığı Ramazan ayı’nın yirmi yedinci gecesi. İslâm’da en kutsal ve faziletli gece Kadir gecesidir. Kur’ân-ı Kerim de bu gecenin fazileti kadir süresinde belirtilmektedir. Bu sûrede yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:

Bismillahirrahmanirrahim

1-Gerçek şu ki, biz onu kadir gecesinde indirdik.

2-Kadir gecesinin ne olduğunu sana bildiren nedir?

3-Kadir gecesi, bin aydan daha hayırlıdır.

4-Melekler ve ruh, onda Rablerinin izniyle her bir iş için inerler.

5-Fecrin çıkışına kadar bir esenliktir (selamdır) o.

Bu sûreye göre Kadir gecesinin bir kaç üstün özellikleri vardır:

a) Kur’an-ı Kerim Ramazan ayında bu geceden itibaren inmeye başlamış ve yirmiiki yıl sürmüştür.

b) Kadir; takdir anlamındadır. Yani bu gece, ALLAH’ın, ezelde takdir ettiği kaderi uygulamak için meleklere emir verdiği gecedir. Bunun için melekler bu gecede yer yüzüne iner.

c) Kadir gecesi içinde o kadar büyük iyilik ve hayır vardır ki bu hayır insanlık tarihinde bin yılda yapılmamıştır. İşte Kadir gecesi bunun için bin yıldan daha hayırlıdır.

Kadir gecesinin ihyasına gelince: Bu geceyi varsa kaza namazlarını kılarak, ibadet ve dua ile ihya etmeye çalışmalı. Çünkü Rasûlûllah (s.a.s) “Kadir gecesini iman ederek ve mükâfatını umarak ibadetle geçirenin geçmiş günahları affolunur” buyurur.


Rasûlûllah (s.a.s) bu gece de şu duayı okumayı tavsiye buyurmuştur. “
Yarabbi, şüphesiz sen affedicisin ve affı seversin; beni de affet” (Riyazü’s-Salihin, H. No: 1194).


Kadir gecesinin hangi gece olduğu kesin olarak bilinmemekle beraber genellikle Ramazan’ın yirmi yedinci gecesinde olduğu tercih edilmiştir. Hz. Peygamber (s.a.s) bunun kesinlikle hangi gece olduğunu belirtmemiş, ancak; “
Siz Kadir gecesini Ramazan’ın son on günü içerisindeki tek rakamlı gecelerde arayınız” (Buhârî, Leyletü’l-Kadir, 3; Müslim, Sıyam, 216) buyurmuştur.

Bu geceye Kadir gecesi denilmesi şeref ve kıymetinden dolayıdır. Çünkü:


a) Kur’ân-ı Kerim bu gecede inmeye başlamıştır.

b) Bu gecedeki ibadet, içerisinde Kadir gecesi bulunmayan bin ayda yapılan ibadetten daha faziletlidir.

c) Gelecek bir seneye kadar cereyan edecek olan her türlü hadiseler ALLAH Teâlâ’nın ezelî kaza ve takdiri ile ilgili meleklere bu gece bildirilir. (Tecrîdi Sarih Tercemesi, VI, 312).

d) Bu gecede yeryüzüne Cebrail ve çok sayıda melek iner.

e) Bu gece tanyerinin ağarmasına kadar esenliktir, her türlü kötülükten uzaktır. Yeryüzüne inen melekler uğradıkları her mü’mine selam verirler.

Kadir gecesi, Ramazan ayının 27. gecesidir. Fakat başka gecelerde olduğu da rivayet edilmiştir. Bu konuda Râsulullah (s.a.s)’den bir kaç hadis rivayet edilmiştir. Bunların birinde şöyle buyurur. “Kadir,gecesini Ramazan’ın son on gününün tek sayılı (21, 23, 25, 27; 29) gecelerinde arayınız” (en-Nevevi, Riyâzü’s-Salihin, II, H. No: 1197). Ancak İslâm alimlerince kuvvetli ihtimal 27. gecesidir.

Kadir gecesinin sessiz ve sakin, fırtınasız, ne fazla sıcak, ne fazla soğuk, uyanık bulunan kimselere huzur ve huşu bahşettiği, sabahleyin doğan güneşin saçtığı ışınların gözleri tırmalamadığı çeşitli alimlerce ileri sürülmüştür.

Eğer zamanlar içerisinde mutlak mukaddes bir zaman olsaydı, bu Kadir Gecesi olurdu. Çünkü Kur’an vahyi, kendi beyanına göre o gece inmeye başlamıştı. Yine kendisi bu iniş gecesinin bir Ramazan ayına tekabül ettiğini ifade buyurmaktadır. Kur’an Kadir Gecesi’ne bir tam sure ayırmıştır. (97. Sure) “Kadir Gecesi“, “değer gecesi“dir. ALLAH tarafından değerli kılınmış bir gecedir. Bu değer ayette rakamla ifade edilmiştir: “Kadir Gecesi, bin aydan daha hayırlıdır!

Bin aydan daha hayırlıdır denmesinin hikmeti nedir?

Bin ay” seksen üç sene dört aylık bir süreye tekabül eder. Geçmişteki Salih kimselerin bir ömür boyu kazandıkları manevi mertebeyi bir gece içinde elde etme fırsatıdır. Rasûlûllah (a.s.m.) sahabelere İsrail oğullarından bir kimsenin ALLAH yolunda bin ay boyunca silâhlı olarak cihat ettiğini anlatmıştı. Sahabeler bunu duyunca şaşırdılar ve kendi amellerini az, gördüler. Bunun üzerine Kadir Suresi indirildi.


Başka bir rivayette Peygamberimiz Sahabilere İsrailoğullarından dört kişinin seksen sene boyunca hiç günah işlemeden ibadet ettiklerini anlattı. Sahabiler bunu hayretle karşıladı. Cebrail Aleyhisselâm geldi, “
Yâ Muhammed, ümmetin o birkaç kişinin seksen sene ibadetinde hayrete düştüler. ALLAH sana ondan daha hayırlısını indirmiştir” diyerek Kadir Suresini okudu ve, “İşte bu senin ve ümmetinin hayran kalışından daha hayırlıdır” buyurdu.

Ashaptan bazı kimseler rüyalarında Kadir Gecesi’nin Ramazan’ın son yedi gününde olduğunu görüp bunu Resul’e haber verince, Rasûlûllah “Görüyorum ki rüyalarınız Ramazan’ın son yedi gecesi hakkında birbirini tutuyor. Artık kim Kadir Gecesi’ni arayacaksa onu Ramazan’ın son yedisinde arasın” (Buhari ve Müslim) buyurmuştur. Yüzyıllardır Müslüman geleneği, rivayetlerin de katkısıyla, Ramazan’ın 27. gecesini Kadir Gecesi niyetine ihya etmekte, yüz milyonların yanık yürekleri Rablerinin rahmet ve şefkat pınarına bin bir umutla kurumuş dudaklarını dayamaktadır.

Demek ki esas olan, niyettir, alâkadır, ihlâstır. Gerisi Rabbimizin bitmez tükenmez rahmet hazinesinin mükâfatına kalmıştır. Rabbimizin mükâfat hazinesi kulların ki gibi değildir, verilmekte güçlük, zorluk ve cimrilik bahis mevzu olsun. Ne var ki, ihlâs, iman ve âlaka şartı vardır bunun. Bunu nefsimizde bulunduralım yeter.


Allahu Teâlâ, gecelerimizi Kadir eylesin. Gecelerimizin kadrini bilmeyi de cümlemize nasip eylesin. Âmin…

 

* * * * * *

 

“Gerçek şu ki, Biz onu “Kur’ân’ı” kadir gecesi’nde indirdik. Kadir gecesi’nin ne olduğunu sana bildiren nedir? Kadir Gecesi, bin aydan daha hayırlıdır.  Melekler ve ruh, onda Rablerinin izniyle her bir iş için inerler. Fecrin çıkışına kadar bir esenliktir “selâmdır” o.” Kadir Suresi-1-5

 

Kadir suresi’nde, Rabbimiz, kadir Gecesi’ni böyle beyan buyuruyor.. Kur’ân-ı Kerimi Kadir Gecesi’nde indirdiğini beyan buyuran Rabbimiz, yegâne hayat düsturumuz Kur’ân-ı Kerim’i Ramazan ayında indirmiş olduğunu da beyan buyurmuştur: “Ramazan ayı… insanlar için hidayet olan ve değer yolu ve “hak ile batılı birbirinden” ayıran apaçık belgeleri “kapsayan” Kur’ân onda indirilmiştir…” Bakara Suresi-185

 

Diğer ayetlerde şöyle buyuruyor Rabbimiz: “Hâ, Mîm. Apaçık kitaba andolsun. Gerçekten Biz, onu mübarek bir gecede indirdik. Gerçekten Biz uyaranlarız. Ki onda “o gecede “ her hikmetli iş ayrılır.” Duhan Suresi-1-4

 

Ayet-i kerimelerden anlaşıldığı gibi Kur’an-ı Kerim, Ramazan ayında ve Kadir Gecesinde indirilmiştir…

 

Kadir kelimesinin mânâsı, “Hüküm vermek” demektir. Allah Teâlâ, o gecede bir yıl içerisinde olacak şeyler hakkında hüküm verdiği için bu geceye bu ad verilmiştir.

 

İbn Abbas(r.anhuma) dedi ki: Yüce Allah, dünya işlerini bir sonraki kadir Gecesi’ne kadar hayat, ölüm ya da rızık ile ilgili hususları muhkem olarak hükme bağlar.

 

Katâde Ebu Bekr ibnu’l Arabî ( rh.a.)dedi ki: İlim adamlarının çoğunluğu bu gecenin kadir Gecesi olduğunu söylemişlerdir. Onlardan bu gece, şaban’ın ortası gecesi olduğunu söyleyenler de vardır. Ancak bu yanlış bir görüştür. Çünkü yüce ALLAH, doğru ve kat’i olan kitabında: “O Ramazan ayı ki, onda Kur’an indirilmiştir.” Bakara 2/183 diye buyurarak, Kur’an’ın indirilmiş zamanın Ramazan ayında olduğunu açıkça ifâde etmiş, daha sonrada bu buyrukta: “Biz onu, mübarek bir gecede indirdik.” Duha Suresi-3 buyurmak suretiyle hangi gecede inmiş olduğunu tayin etmiştir.

 

Kim Kur’an’ın başka bir zamanda indiğini iddia edecek olursa, Allah’a karşı büyük bir iftirada bulunmuş olur.

 

Hakim ve ibnu Ebi şeybe Hassan ibnu Hureys tarikiyle said b. Cubeyir’den ibn Abbas (r.anhuma)’nın şöyle dediğini rivayet ederler: Kur’ân-ı Kerim, bütünüyle Levh-i mahfuzdadan dünya semâsındaki Beytu’l- izze’ye indi. Cebrail (a.s) ondan, peyderpey Rasulullah (s.a.s)’e indirdi.

 

Hakim, Beyhaki ve nesei, Davud b. Ebi Hind tarikiyle ikrime’den ibn Abbas (r.anhuma)’nın şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:  Kur’ân-ı Kerim, önce bir bütün olarak kadir Gecesi’nde dünya semâsına, bundan sonra yirmi sene boyunca parça parça inzali tamamlanmıştır.

 

Kur’an-ı kerim’in inmiş olduğu, Ramazan ayı içinde bulunan ve bin aydan hayırlı olan kadir Gecesi’nin hangi gece olduğunu, yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s) bizlere beyan buyurmuştur.

 

İbn Abbas (r.anhuma )’nın rivayetiyle şöyle buyurmuştur Rasulullah (s.a.s): “Siz kadir Gecesi’ni Ramazan’ın son onu içinde arayınız. Kadir Gecesisi, ya Ramazandan kalan dokuzuncu gecede, yahud kalan yedinci gecede, yahud kalan beşinci gecededir.”

 

Ümmül- Mü’minin Aişe (r.anha)’dan . Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurur: “Sizler kadir Gecesi’ni, Ramazan’ın son on günündeki tek gecelerde arayınız!.” Sahih-i Buhârî Kitabu salati’t Teravih, B.4, Hds.9.

 

Zır b.Hubaş (r.a.) anlatıyor: Ubeyy ibn ka’b (r.a.)’a sordum. Dedim ki: Kardeşin ibn Mes’ud! “kim bir yıl ibadetle kaim dursa, kadir Gecesi’ne rastlar” diyor.

 

Ubeyy (r.a.): O, insanların buna güvenmemelerini kastetmiştir. Yoksa kendisi bu gecenin Ramazan’da olduğuna, Ramazan’ın da son on gecesinde, o gecenin de yirmi yedinci gece olduğu pekâlâ bilir, dedi. Sonra bu gecenin yirmi yedinci gece olduğuna istisnasız yemin etti.

 

Ben: Ya Ebu’l- Munzir, bunu neye istinaden söylüyorsun? Dedim. Ubeyy (r.a): Alâmetine, yahud Rasulullah (s.a.s)’in bize haber verdiği nişana istinaden söylüyorum. O gecenin sabahında güneş, şuasız olarak doğacaktır, cevabını verdi. Sahih-i Müslim Kitabu’s Siyam, B.40, Hds.220.

 

Bin aydan daha hayırlı olan kadir Gecesi, Mübarek Ramazan ayının son on gününün tek gecelerinde aranması gerekir… Ubeyy ibn ka’b (r.a.)’ın beyanı ve ümmetin ulemâsının genel kabuluyla Ramazan Gecesi’nin doğru ve isabetli tesbiti gerekir…

 

Kadir Gecesi’nin hangi gece olduğu meçhuldür. Ramazan ayında, ramazan ayının son on gecesinde veya son yedi gecesinde, ramazanın tek olan son on gecelerinde aranılması hususunda rivayetler vardır. Efendimiz (s.a.v.) son on gece îtikafa girer ve ev halkını da ibâdete teşvik ederdi. Kadir Gecesi’nin tam olarak bilinmemesinin pek çok hikmeti vardır. Müminler, bu sâyede tembellikten kurtulmakta ve Kadir Gecesi’ni yakalayabilme arzusuyla ramazan boyunca gecelerini değerlendirmektedirler.

 

Nitekim bizler, iki büyük kıymeti pek takdîr edememekteyiz. Birincisi en üstün varlık olan insan, ikincisi de zaman (hâssaten geceler). Bu yüzden: “Her geceni Kadir bil; her geçeni Hızır bil” demişler.

 

“Allah Teâlâ şu beş şeyi, beş şeyde gizlemiştir:

1- Rızâsını, taatlarda gizlemiştir.

2- Gazabını, ma’siyetlerde gizlemiştir.

3- Orta namazını, diğer namazlar arasında gizlemiştir.

4- Velî kulunu, halk arasında gizlemiştir.

5- Kadir Gecesi’ni, ramazan ayında gizlemiştir.”

 

Hayat düsturumuz Kur’an-ı Kerim’in inmiş olduğu Kadir Gecesi’nde melekler ve ruh, Allah’ın izniyle iner ve fecrin çıkışına kadar muvahhid mümin Müslümanları selamlar. Bin aydan hayırlı olan Kadir Gecesi’nde mümin müslümanların uyanık olup geceyi ibadetle geçirmelidirler.

 

Ebu Hüreyre’ın (r.a.) rivayetiyle Rasülüllah (s.a.s.) şöyle buyurur: “Her kim imanından dolayı ve ecrini yalnız Allah’dan umarak Kadir Gecesi’ni taatle geçirirse, onun lehine, geçmiş günahları mağfiret olunur.” Sahih-i Buhârî Kitabul iman B.25, Hds.28

 

İmam Nevevi (r.a.) şöyle diyor : Kefaret mahiyetinde olan ibadetler, günahlar ile karşılaştığı zaman eğer bu günahlar küçükseler, onları siler götürür ve şayet büyükseler, o zaman onları hafifletir. İzale edeceği veya hafifleteceği bir günah bulunmadığı taktirde, sahibinin derecesini ve cennetteki makamını yükseltir.

 

Bu hadisin şerhinde şöyle denilmiştir: “ Kadir Gecesi hakındaki sevaba nail olmak için ulemadan bazılarına göre bütün geceyi ibadet ve taatle ihya etmek şart değildir.yatsının farzını kılmak bile o geceye va’d buyrulan sevaba nail olmaya kafidir.fakat zahire bakılırsa, o gecenin sevabına nail olabilmek için bütün geceyi ibadetle ihya etmek şarttır. Bir günün yalnız bir kısmında veya o günün ekserisinde oruç tutmakla bir kimse oruç tutmuş sayılamıyacağı gibi, kadir gecesinin bir kısmında ibadet yapmakla dahi o gece ihyâ edilmiş sayılamaz.

 

Mü’minlerin annesi Aişe (r’anha) anlatıyor: Ya Rasulullah, kadir gecesi’ne rastlarsam ne dua edeceğim bana bildir, diye talebde bulunmuş.

 

Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah’ım, şüphesiz sen affedicisin affetmeyi seversin. Beni affet, dersin.”

 

Hz. Mevlâna: “Ey genç! Ne bütün geceler Kadir’dir, ne bütün geceler ondan hâlidir.” der. Âşıklar için Kadir Gecesi, sevgiliye (yüce Rabb’e) yakınlık hazzının duyulduğu gecedir.

 

Gönül erbâbına, velîlere, müminler arasından Allah Teâlâ’nın murad ettiği tâat ehline Kadir Gecesi hayret verici pek çok şeyler ihsân edilir. Bunlar, o zâtların hallerine, kısmetlerine, azîz ve celîl olan Allah’a yakınlık derecelerine göre farklı farklı tecelli eder. Kadir Gecesi’nin farkına varan kimsenin bunu gizlemesi sünnettir

 

Kadir Gecesi’ni Nasıl Değerlendirmeli?

 

Efendimiz (s.a.v.) bir hadîs-i şeriflerinde şöyle buyurur: “Yatsı namazını cemaatle kılan kimse, gece yarısına kadar namaz kılmış gibidir. Sabah namazını cemaatle kılan kimse ise bütün gece namaz kılmış gibidir.” Yine Efendimiz (s.a.v.)’in; “Kadir Gecesi’nde, yatsı namazında cemaatte hazır bulunanın, ondan hissesini alacağı” ve “Ramazan ayı çıkıncaya kadar, akşam ve yatsı namazlarını cemaat ile kılanın, Kadir Gecesi’nden çok hisse alacağı” müjdeleri de göz önünde bulundurulursa, en azından ramazan ayında sabah, akşam ve yatsı namazlarını cemaatle kılmanın ne büyük bir manevi kazanç olduğu anlaşılır.

 

Bu gecelerde, günahlarımızın affı için dua etmeliyiz. Özellikle “Allah’ım! Sen çok affedicisin, affetmeyi seversin. Beni de affet.” diye dua etmeliyiz. Bu gece en makbul amel dua ile Kur’an kıraatidir. Efendimiz (s.a.v.) bu gece dua eder, tertîl üzere Kur’an okur, tefekkür eder ve namaz kılardı. Bizler de bu amellerle ve istiğfar ile geceyi değerlendirebiliriz.

 

Eskiden Kadir Gecesi’nde, oyun ve eğlence yerleri kapatılır ve büyük camiler sabaha kadar açık olur, müminlerle dolup taşardı. İnsanlar birbirlerine, “Gecen Kadir, gündüzün bayram olsun!” diye dua ederlerdi.

Yazı kategorisi: Tarih, dini, genel, güncel, haber, hayattan, kişisel gelişim, yorum | Yorum Yok »

Yaşam için birkaç Kural

Yazan: mustafaemingul Ağustos 21, 2007

A. Saf Güç KuralıBizlerin asıl hali saf bilinçliliktir; bu da saf güç demektir. Saf bilinçlilik ruhsal özümüzdür, sonsuz ve sınırsızdır, saf coşkudur, saf bilgidir, sonsuz sessizliktir, kusursuz dengedir, yenilmezliktir, basitliktir, mutluluktur.“Saf Güç” Kuralının uygulanması:

1. Sessiz olmak için her gün zaman ayırın. Günde iki defa derin düşünme yapın.

2. Doğayla baş başa kalabilmek ve her varlığın içindeki zekâya şahit olmak için her gün zaman ayırın.

3. Yargılamayın. Güne “Bugün hiçbir şeyi yargılamayacağım.” sözüyle başlayın.

B. Verme Kuralı

Evren dinamik alışveriş ile var olmaktadır. Vermek ve almak evrendeki enerji akışının değişik görünüşleridir. Aramakta olduğumuz şeyi vermeye istekli olmakla, evrenin bereketinin yaşamımıza yansımasını sağlarız. Coşku istiyorsanız başkalarına coşku verin; sevgi istiyorsanız sevgi vermeyi öğrenin; ilgi ve takdir istiyorsanız ilgi ve takdir göstermeyi öğrenin; maddi zenginlik istiyorsanız başkalarının zengin olmaları için yardımcı olun.

“Verme” Kuralının uygulanması:

1. Nereye gidersem, kime rastlarsam onlara bir hediye vereceğim. Bu hediye hoş bir söz, bir çiçek veya dua olabilir.

2. Bugün yaşamın bana vereceği bütün hediyeleri şükranla alacağım. Doğanın hediyelerini alacağım; bunlar, güneş ışını ve kuş sesleri, Başkalarından gelecek madde, para, kompliman veya dua şeklindeki hediyeleri almak için açık olacağım.

3. İnsanlara her rastlayışımda onlara mutluluk ve coşku dileyeceğim.

C. “Karma” veya Etki ve Tepki Kuralı

Her hareket bize aynen geri dönen bir enerji gücü yaratır. Ne ekersek onu biçeriz. Başkalarına mutluluk ve başarı getiren hareketlerde bulunduğumuz zaman, “karma”mızın meyvesi da mutluluk ve başarı olacaktır.

“Karma” Kuralının Uygulanması:

1. Bugün yaptığım bütün seçimlerin şahidi olacağım. Gelecekteki herhangi bir ana hazırlık yapmanın en iyi yolunun şimdiki anın tam bilincinde olmak olduğunu bileceğim.

2. Her seçim yaptığımda kendime şu iki soruyu soracağım: “Yapmakta olduğum bu seçimin sonuçları neler olacaktır?” ve “Bu seçim bana ve bu seçimden etkilenen diğer insanlara doyum ve mutluluk getirecek midir?”

3. Yapmış olduğum seçim bana rahatlık veriyorsa, o seçimi tamamen teslim olarak uygularım. Yapmış olduğum seçim bana rahatlık vermiyorsa, hareketimin sonuçlarını içgörümle görürüm. Bu yol gösteri kendim ve çevremdeki bütün insanlar için kendiliğinden doğru seçimler yapmamı sağlayacaktır.

D. En Az Çaba Kuralı

Doğanın “zekâsı” işlevlerini en az çabayla yerine getirir, Kaygısızca, uyum içinde ve sevgiyle. Otlar büyümeye çalışmazlar, sadece büyürler. Balıklar yüzmeye çalışmazlar, sadece yüzerler. Hareketleriniz sevgi tarafından yönlendirildiğinde en az çaba harcanır; çünkü doğa, yaşamını sevgi enerjisiyle sürdürür. Egoya önem vermek çok fazla enerji tüketir.

“En Az Çaba” Kuralının Uygulanması:

1. Kabul etmeyi uygulayacağım. Bugün, insanları, durumu, şartları ve olayları olduğu gibi kabul edeceğim. Bu anın olması gerektiği gibi olduğunu biliyorum, çünkü bütün evren olması gerektiği gibi.

2. İçinde bulunduğum durumun sorumluluğunu kabul edeceğim. Sorumluluk almanın, içinde bulunduğum durum için hiç kimseyi ve hiçbir şeyi suçlamamak olduğunu biliyorum.

3. Görüşlerimi savunmak alışkanlığından vazgeçeceğim. Başkalarını benim görüşlerimi kabul için ikna etmeye çalışmayacağım. Bütün görüşlere açık olacağım ve hiçbir görüşe kaskatı bağlı olmayacağım.

E. Niyet ve Arzu Kuralı

Saf güç alanında niyet ve arzu sonsuz düzenleme gücüne sahiptir. Dikkat, enerji verir, niyet dönüştürür. Dikkatinizi neye yoğunlaştırırsanız, onun, yaşamınızda daha önemli bir yeri olacaktır. Diğer ruhsal başarı kurallarına uymak kaydıyla, dikkatinizi üzerinde yoğunlaştırdığınız şeye ilginiz, niyet edilen sonucun alınması için sonsuz uzay-zaman olayları yaratır. Bunun gerçekleşmesi için, niyetiniz insanlığın iyiliğini gözetmelidir.

“Niyet ve Arzu” Kuralının Uygulanması:

1. Arzularımın listesini yapacağım. Bu listeyi her zaman yanımda taşıyacağım. Sessizlik ve meditasyona geçmeden önce bu listeye bakacağım. Gece uyumadan önce bu listeye bakacağım. Sabah uyandığımda bu listeye yine bakacağım.

2. Olayların istediğim gibi gelişmediği zamanlarda, bunun için bir sebep bulunduğuna ve kozmik planın düşünebildiğimden çok daha büyük olduğuna inanarak, arzularımın listesini serbest bırakıp onu yaradana teslim edeceğim.

3. Bütün hareketlerimde, şimdiki anın farkındalığının gerekliliğini kendime hatırlatacağım. Engellerin dikkatimi dağıtmalarına izin vermeyeceğim. Şimdiki zamanı olduğu gibi kabul edeceğim ve geleceği, el üstünde tuttuğum niyetlerim ve arzularımla gerçekleştireceğim.

F. “Ayrı Olmak” Kuralı

Belirsizliğin hikmeti “ayrı olmak”tır. Belirsizliğin hikmeti, geçmişten, geçmişte yaşanan şartlanmadan ve bilinenden kurtulmakta yatar. Bilinmeyene ve saf güç alanına doğru yönelmekteki istekliliğimizle, evrene güzel hareketlerini yaptıran yaratıcı zekâya kendimizi teslim ederiz. Fiziksel evrende herhangi bir şeyi elde etmek için, o şeye olan bağımlılığınızdan vazgeçmeniz gerekir. Bu, arzunuzu gerçekleştirmek için gerekli olan niyetten vazgeçmeniz gerektiği anlamına gelmez. Niyetinizden vazgeçmiyorsunuz; arzunuzdan da vazgeçmiyorsunuz. Sonuca bağımlılıktan vazgeçiyorsunuz. Ayrı olmak kuralı, evrimin oluşmasını hızlandırır. Bu kuralı anladığınızda, kendinizi çözümü zorlamaya mecbur hissetmezsiniz. Sorunun çözümünü zorlarsanız sadece yeni sorunların oluşmasına sebep olursunuz. Halbuki dikkatinizi belirsizliğin üzerinde yoğunlaştırır ve kargaşa içinden çözümün çıkmasını beklerken- belirsizliği yaşarsanız, ortaya harika ve heyecan verici şeyler çıkar.

“Ayrı Olmak” Kuralının Uygulanması:

1. Bugün, kendime ve çevremdekilere oldukları gibi olmaları özgürlüğünü tanıyacağım.

2. Belirsizliği kabullenme arzumdan dolayı, sorunların, karışıklığın çözümü kendiliğinden oluşacaktır. Belirsizliğin özgürlüğe giden yol olmasından dolayı, belirsizlik ne kadar fazla olursa kendimi o kadar güvende hissedeceğim. Belirsizliğin hikmetiyle güvene kavuşacağım.

3. “Tüm olasılıklar alanı”na girerek, sonsuz seçime açık olduğumda yaşayabileceğim heyecanı öngöreceğim. Tüm olasılıklar alanına girdiğimde yaşamın tüm macera, gizem ve büyüsünü yaşayacağım.

G. “Dharma” veya “Yaşamın Amacı” Kuralı

Herkesin yaşamda bir amacı ve başkalarına verecek özel bir hediyesi veya yeteneği vardır. Bu özel yeteneği başkalarına hizmetle birleştirdiğimizde, kendi ruhumuzun coşkusunu ve sevincini yaşarız. Bu da bütün amaçların esas ve nihai amacıdır.

“Dharma” veya “Yaşamın Amacı” Kuralının Uygulanması:

1. Ruhumun derinliklerinde oluşmakta olan Tanrıyı sevgiyle besleyeceğim. Dikkatimi hem bedenimi hem de aklımı hareketlendiren ruha yönlendireceğim.

2. Özel yeteneklerimin bir listesini yapacağım. Özel yeteneklerimi ifade ettiğimde ve onları insanlığın hizmetinde kullandığımda zamanın nasıl geçtiğinin farkında olmadan hem kendi hayatımda hem de başkalarının hayatlarında bolluk yaratacağım.

3. Her gün, kendime, “Nasıl hizmet edebilirim?” ve “Nasıl yardım edebilirim?” diye soracağım. Bu soruların cevapları insanlara sevgiyle yardım ve hizmet etmemi sağlayacaktır.

DEEPAK CHOPRA

Yazı kategorisi: hayattan, kişisel gelişim | 1 Yorum »

KARİYER YÖNETİMİ

Yazan: mustafaemingul Ağustos 14, 2007

Sanayileşmiş ülkelerde meslek seçimi öğrenim hayatı içerisinde ve özellikle orta öğrenim döneminde gençlere bireysel kariyer planlaması uygulanarak meslek seçimlerinde yönlendirme ile gerçekleşmektedir. Türkiyede ise lise döneminden başlayarak kişinin kişilik özellikleri ve mesleki ilgi alanları göz önüne alınarak ciddi bir “bireysel kariyer planlaması” çalışması yapılmadığı için iş hayatına atılanların özellikle ilk 5-6 yıl içerisinde hayal kırıklıkları yaşayarak meslek değiştirme ihtiyacı hissettikleri gözlemlenmektedir. Ancak bu kişilerin pek çoğu başladıkları meslek alanlarında iş bulabildiklerinden “meslek” değil sadece “iş” değiştirmekle yetinmek zorunda kalmakta ve mesleki tatminsizlikleri tüm çalışma hayatları boyunca devam etmektedir.

Aslında bu konuda bir kuşak farkı olduğuda söylenebilir. 1960-1980 yılları arasında doğanlar yani “Generation X” dediğimiz kişiler Liyakata, ömür boyu bir şirkette çalışmaya, şirketine ve değerlerine bağlılığa önem veriyorlar. Bu kişilerin Kariyer Anlayışı ise klasik kariyer anlayışı. Şirketlerce yönlendiriliyorlar, Kariyer planlarını şirketler oluşturuyor ve beklentileri Şirketler tarafından yerine getirilmese dahi bu kişiler şirketlerinden kolay kolay ayrılmıyorlar.

1980den sonra doğan ve “Generation Next” dediğimiz yeni nesil ise kariyeri konusunda daha özgür düşünüyor ve iletişime önem veriyor, seçici, kendine güvenen, esnek çalışma ortamlarını tercih eden, yaratıcı, işe katkısını ve yaşamdaki sonuçlarını görmek isteyen kişiler. Bu yeni neslin Yeni Kariyer Anlayışı ise; Kariyer planlama bireysel, Şirketler bireyin kariyer planlarına cevap verebildiği sürece çalışmak için uygun yerler, Tatminsizlik durumunda ise iş değiştirmek kaçınılmaz.

Dolayısı ile nesiller arasında kariyer anlayışı açısından ciddi bir fark var. Bu farkın temelinde ise globalleşmenin getirdiği yeni ekonomik koşullar yatmakta. Geçmişte çalışanlar için iyi bir Şirkette iyi bir iş bulmak ve o şirketten emekli olmak önemli idi. Oysa artık şirketler rekabet güçlerini koruyabilmek için hızlı büyümek veya küçülmek ihtiyacını hissediyorlar, bu da çalışanlar için “iş güvenliğini” azaltıyor. Her an herkes işsiz kalabilir. Bu durumda kariyer değişimi kaçınılmaz oluyor. Bu kariyer değişikliği ise eğer mesleki tatminsizlikte varsa meslek değiştirme boyutlarına varabiliyor.

İnsanların Türkiyede kariyer değiştirme sebepleri:

Bunun üç önemli nedeni var. Öncelikle kişinin kendi özelliklerine, ilgi alanlarına, kişilik yapısına uygun olmayan bir meslek alanında çalışması nedeniyle ortaya çıkan “mesleki tatminsizlik”. Örneğin sadece popüler olduğu için bilgi teknolojileri-yazılım alanına yönelen bir kişi bir süre sonra eğer “sosyal ve girişimci” özellikler taşıyor ise çalıştığı işte mutlu olamıyor ve mesleğini değiştirme ihtiyacı hissediyor.

İkinci neden ise meslek alanlarının popülaritesinin değişmesi. Kişi çalıştığı işte mutlu olsa bile daha iyi gelir ve sosyal imkanlar getiren bir meslek alanına yönlenebiliyor.

Üçüncü neden ise belli meslek alanlarının kriz ortamlarından daha derin etkilenmesi. Örneğin bankacılık sektöründeki büyük daralma nedeniyle geçmişte bankalarda çalışan ve bugün işsiz olan kişiler farklı meslek alanlarında iş arayışlarına giriyorlar.

Kariyer değiştirmek isteyenlerin yapması gerekenler ve kariyer değiştirirken nelere dikkat edilmeli?

İlk önce “kariyer değişimi” bir zorunluluk olmalı. Her ne olursa olsun kişi çalıştığı meslek alanına ciddi bir yatırım yapıyor ve meslek değişimi bu meslek alanında yapılan yatırımların bir kısmının kullanılamamasına neden olacaktır.

İkinci dikkat edilmesi gereken konu seçilecek yeni meslek alanının kişinin ilgi alanlarına, eğitimine, kişilik özelliklerine uygun olması. Kariyer değişimi amaçlayan kişilere bu konuda bireysel kariyer danışmanlığı anlamında profesyonel destek almalarını öneriyoruz.

Üçüncü dikkat edilmesi gereken konu yeni meslek alanının eski meslek alanına mümkün olduğunca yakın olması. Eğer meslekler birbirine yakın ise eski meslek alanında kullanılan bazı becerilerin kolayca yeni meslek alanına “transfer edilmesi” mümkün olabiliyor. Örneğin bir bankada kambiyo bölümünde çalışan bir kişi eğer kişilik özellikleri uygunsa kolaylıkla bir dış ticaret şirketine geçebiliyor ve adaptasyon süresi çok kısa oluyor. Son olarak da seçilen yeni meslek alanının gelişen bir meslek alnı olmasına dikkat edilmeli. Bu meslek alanındaki gelişmeler kişinin mesleki motivasyonuna ciddi destek sağlayacaktır.

Kariyer değiştirme açısından ülkemizin gelişmiş ülkelerle karşılaştırması

Ülkemizde kariyer değiştirmek isteyenler bazı şanssızlıklarla baş etmek zorundalar. Öncelikle bireysel kariyer danışmanlığı kavramı Türkiyede çok yeni kurumsallaşmaya başlayan bir kavram. ABDde 1900lerde, Avrupa ülkelerinde ise 1930-1940 yılları arasında kariyer danışmanlığı merkezleri kurulmuş ve çalışanların özel avukat, aile doktoru gibi bireysel kariyer danışmanları (career agent) var. Oysa ülkemizde bu konuda danışmanlık veren kurumların sayısı henüz çok az. İkinci olarak da ülkemizde eleman alımı safhasında şirketlerin kariyer değiştirmek isteyenlere “olumsuz” gözlerle bakmaları. Oysa sanayileşmiş ülkelerde “başarılı” bir kariyer süreci için 8 - 10 iş ve/veya meslek değişikliği normal kabul ediliyor.

Krizin kariyer değiştirme üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi

Yaşanan ekonomik krizin doğal sonucu olan işsizlik oranının artması sebebi ile çalışmak ve para kazanabilmek kişiler açısından daha öncelikli amaç haline geldi dolayısı ile kişiler meslekleri ve deneyimleri dışında daha farklı işlerde çalışabiliyorlar. Maddi açıdan durumu iyi olan ve rahat geçinen kişilerse istedikleri gibi bir işe ulaşmak için bekliyorlar ve seçici davranıyorlar. Tabii ki krizin “ertelenmiş bir kariyer değişimi fırsatı” yarattığını da inkar edemeyiz. Meslek yaşamları boyunca iş veya meslek değiştirmek isteyen ancak buna cesaret edemeyen kişiler işsiz kaldıklarında bu fırsatı değerlendiriyorlar ve yeni meslek alanlarına yönelme, yeni işler bulma çabalarına giriyorlar. Kendi işini kurma çabası gösterenlerin sayısı da oldukça fazla. Bu konularda ciddi başvuru ve talep alıyoruz. Ancak elbette ki krizin iş imkanlarını daralttığı ve yeni yatırımların yapılması için riskli olduğu bir dönem olduğu gerçeği de unutulmamalı. Sanırım şu anda yaşadığımız dönem Türkiye açısından gerçek anlamda “işgücü realizasyonu” dönemi olacak. Bu kriz döneminde iş ve meslek alanları daha netleşecek ve çalışanlar daha doğru meslek alanlarına yönlenecekler.

Meslek değiştirmek isteyen kişilere önerimiz “profesyonel destek” yani bireysel kariyer danışmanlığı hizmeti almaları. Kariyer seçimi sanıldığı kadar kolay bir süreç değil ve bugünün şartlarında rastlantıya bırakılamayacak kadar önemli. Yanlış atılacak adımlar yarardan çok zarar verebiliyor. Profesyonel destek alınmadan yapılacak kariyer değişikliklerini biz “doktora gitmeden ilaç almaya” benzetiyoruz.

Türkiyedeki üniversiteliler, yeni mezun olanların çalışmayı tercih ettikleri şirketler :

Yeni mezunlardan, iyi üniversitelerden mezun ve iyi eğitim görmüş olanlar mutlaka uluslararası orta ve büyük ölçekli şirketlerde çalışmak istiyor. Her ne kadar bir kısmı pozisyon istekleri anlamında yüksek beklentiler içinde olsalar da bilinçli olanlar ve kariyerlerini doğru planlamış olan, kendilerini iyi analiz eden ve farkındalığı olan kişiler tercih edilmede diğerlerine karşı farklılığı yaratabiliyorlar. Uluslararası şirketlerin analiz ve seçim süreçleri uzun zaman alıyor ve doğru karar vermeye çalışıyorlar ve Assesment Center kurmuş olan firmalarda bu analizler gerçekleştiriliyor.

Son yıllarda öğrencilerin şirket ve sektör tercihinde ciddi bir değişiklik oldu mu?

Farklı eğitimler aldıkları için herkes aslında öncelikle kendi meslekleri konusundaki iş alanlarına yönelmeyi hedefliyorlar. Fakat iş olanakları kısıtlı olduğu için farklı alanlara da yönelim söz konusu. Tecrübe kazanmak önemli dolayısı ile başlangıç firması ve iş önemli bir faktör.

Son yıllarda IT sektörünün tercihinde ciddi anlamda bir artış sözkonusuydu. Teknik Bölümlerden mezun olmayanlar bile sertifika programları ile kendilerini yetiştirip IT pozisyonlarında yeralma arzu ve çabasındaydılar. Buradaki en önemli faktör IT Teknolojilerin neredeyse başdöndürücü hızla ilerlemesi ve buna paralel olarak da bu sektörlerdeki kazançları yüksek olması. Ancak Dünyada ve Türkiyede özellikle IT sektöründeki krizle birlikte bu sektöre olan eğilimde bir miktar azalma yaşanmakta. Bununla birlikte yeni mezunlar için halen gözde bir mesleki tercih.

Tercihlerde en göze çarpan diğer bir trend; :sosyal meslek gruplarına olan ilginin artması; örneğin İnsan Kaynakları, Halkla İlişkiler, Pazarlama, Uluslararası Temsilcilik gibi alanlarda daha önceki yıllara oranla gerçek bir ilginin artışı sözkonusu…. Yine Gıda ve Medikal Sektör, Dış Ticaret ile ilgili alanlar öğrencilerin en fazla ilgilerini çeken sektörlerin başında…

Öğrenciler, tercihleri eski ve köklü şirketler mi, yeni ve yaratıcı şirketler mi ?

Öğrenciler açısından yeni iş alanları, dinamik ve yaratıcı şirketler ön planda. Büyük organizasyonlarda pozisyon bulabilmenin zorluğunu biraz da kavramış durumdalar ve daha küçük yapılarda insiyatifin daha mümkün olabileceği ve kendilerini gösterebilecekleri deneyim kazanabilecekleri şirketlerin varlığından haberdar olmaya başladılar. İş fırsatlarından haberdar olabilmek artık sadece insan kaynakları gazeteleri ile sınırlı değil. İnternet önemli bir iletişim aracı ve danışmanlık şirketleri de bu arayışlara destek olabiliyor. Yurt dışında deneyim kazanmak isteyen kişiler de çoğunlukta. Mezun oldukları andan itibaren yurt dışında 1-2 yıllık master veya sertifika programlarına katılıyorlar ve çalışma imkanı bulabiliyorlar.

Öğrenciler (profesyonel adayları) için aslında en belirli olan özellik; iş hayatına biran önce atılabilmek. Bu nedenle çok seçici davranış biçimi gösteremeyebiliyorlar: eski ve köklü kuruluşlarda endişelerini daha rahat giderebileceklerini düşünerek tercih etseler de; (deneyimden yoksun olmaları nedeni ile) bu organizasyonlarda kendi açılarından yeralabilme güçlüğü ile tercihlerini yeni büyümekte olan organizasyonlardan yana kullanıyorlar.Profesyonel gözle ve güvenle -mesleki geleceğini düşünerek- bakabilenler yeni ve yaratıcı şirketlere yoğun olarak iş başvurularında bulunuyorlar.Genel perspektiften bakıldığında genç ve yaratıcı şirketler oldukça ağır basıyor yeni mezunların tercihlerinde…

Doğru ve Etkili İletişim İlkeleri İletişimde Etkili Olabilmek İçin:

Konuşurken bir sonraki aşamada neler söyleyecekleriniz hakkında merak uyandırmaya çalışın. Olumlu sözler kullanın. Pozitif olun. Dürüst samimi ve açık olun. İçten davranışlar sergileyin. Yazılı olarak sunmanız ve ifade etmenizin daha zor olacağını düşünün İlginin kaybolmaması için konuştuğunuz konunun özüne inin. Hitap önemlidir. Karşınızdaki kişiye ismi ile veya sen ya da siz ifadelerini sıkça kullanın. Güçlü ve etkili sözcükler kullanın. Kısa cümleler ve kısa paragraflar kullanın.

AYŞEN ARIDURU Fortune Danışmanlık A.Ş. Managing Partner

Yazı kategorisi: kişisel gelişim | Yorum Yok »

Japon Firmalarının Yönetim ve Başarı Sırları

Yazan: mustafaemingul Ağustos 14, 2007

 

Japonya, ekonomik anlamda şüphesiz dünyanın en önemli güç odaklarından birisi. Teknoloji anlamındaki üstünlüklerini, her alanda dahice geliştirerek mevcut dünyada sarsılması güç bir imparatorluk kuruldu Japon firmalarınca. Peki Japon firmalarının bu başarılarının altındaki sır nedir? Aslında ufak bir araştırmayla bunu anlamak hiç de zor değil. Tamamen emekçi merkezli bir yönetim tarzı, şeffalık, eşitlik, maddi imkanlar ve en önemlisi “ömür boyu istihdam” kavramları sanırım bu başarıyı açıklamaktadır. firma-çalışan uyumunun en üst noktada sağlanmış olması ve işçilerin, çalıştıkları firmaları aile kurumu gibi görmeleri, sürekli yüksek verimlilikle çalışmalarını ve uzun soluklu bir çalışma dönemi oluşturmalarını sağlamaktadır. Japon yönetim sisteminin öne çıkan bazı unsurlarını açıklamak gerekirse;

KAIZEN:
Bugün dünyada Japon şirketlerinin başarısı hepimizce biliniyor. Özellikle otomotiv, elektrik ve elektronik alanlarında Japon şirketlerindeki inanılmaz büyüme bütün dünyanın ilgisini çekiyor. Japonya’da şirket yönetiminde elde edilen başarının sırlarını öğrenmek ve bunu uygulamak tabii ki çok önem taşıyor. Dünyanın en başarılı şirketleri Japonya’daki şirketlerin yapısını, çalışma sistemini ve ilkelerini yakından izliyorlar.

Japon şirketlerini başarıya götüren şey ne tek başına insan, ne de sistemdir. Japon yönetimindeki başarının sırrı “organizasyon kültürü” ya da “organizasyon/şirket iklimi” nde aranmalıdır. Organizasyon kültürü bir organizasyondaki tüm unsurları içermektedir. Üst yönetim, çalışanlar, araç-gereç, sistem, çevre ve saire. Bu unsurların hiç biri tek başına bir organizasyonu başarıya götüremez. Çok iyi yetişmiş, kalifiye insangücü kendisine değer vermeyen, motive etmeyen, takdir etmeyen ve ödüllendirmeyen bir yönetimde yüksek performans gösteremez. Üst yönetimin vizyon ve misyon sahibi olması çok önemlidir. Vizyon olmadan misyon olmaz; misyon olmadan da gerçekleştirilmesi öngörülen hedefe, yani vizyona ulaşılamaz. Organizasyondaki sistem ve bu sistemin kuralları çok önemlidir. Oyunun kurallarının açık ve adil olarak belirlenmediği hiç bir organizasyon mucizevi bir başarıyı yakalayamaz. İyi bir oyun için hem oyuncuların hem de oyunun kurallarının iyi olması gerekir. Özetle, insan kalitesi ve sistem (kural) kalitesi olmadan yüksek performans ve başarı hayaldir. Japonya’daki organizasyonları analiz eden uzmanlar bu ülkede insan ve sistem kalitesine genellikle önem verildiğini ifade etmektedirler.

Japon yönetim anlayışında şirket kültüründe 7 ilkenin çok önem taşıdığını söyleyebiliriz. Bu yedi ilkenin ilki ve bana göre en önemlisi KAİZEN felsefesidir. Kaizen Japonca “sürekli gelişme” anlamına gelmektedir. Gelişme bir defaya mahsus olduğunda elde edilen kazanımlar da bir defaya mahsustur. Tedrici gelişme ise yavaş ve çoğu kez atalete dönüşen bir gelimedir. Önemli olan organizasyonda önce şirket kültürünün tüm unsurlarını tanımak ve buna inanmaktır. Bundan sonra hızlı ve radikal bir değişim gereklidir. Bu radikal değişimin sonucu olarak organizasyon performansında bir “atılım” ya da “sıçrama” sözkonusu olacaktır. İşte bu aşamada herşey bitmiş değildir. Yapılması gereken hiç durmaksızın bu gelişme performansını sürdürmektir. Bunun için de KAİZEN felsefesine inanmak gerekir.

KESSAI:
Japon şirket kültüründe ikinci önem taşıyan unsur KESSAİ’dir. Bu kavram yönetim biliminde “ekip çalışması” ve “sinerjik yönetim” olarak anlatılan felsefeyi ifade ediyor. Kessai, organizasyonda ekip çalışmasına, consensus’a dayalı karar verme ilkesine, çalışanların her seviyede karar alma sürecine katılımının teşvik edilmesine, diyalog ve iletişime önem verilmesini öneriyor.

KAISHA (KYOSEI):
Japon yönetimindeki başarının üçüncü sırrı Japonların KAISHA ya da KYOSEI olarak adlandırdıkları felsefedir. Kyosei, Japonca “ortak yaşama” anlamına geliyor. Yani, bir şirkette aile yaşamına benzer dayanışma mevcut olmalıdır. Japonlar, çalıştıkları şirketi bir ikinci yuva olarak görme eğilimindedir. Şüphesiz, ailesinden memnun olmayan bir çocuğun evini terketmesi gibi çalıştığı organizasyondan memnun olmayan bir kimsenin işden ayrılması da doğaldır. Ancak burada önemli olan “müşteri memnuniyetinden” önce “çalışanların memnuniyeti” dir. Çalışanları mutlu olmayan bir şirkette müşterileri memnun etmek de zorlaşır. Dolayısıyla önce çalışanlara bir insan olarak değer vermeliyiz.

POKA YOKE:
Japonların POKA YOKE adını verdikleri anlayış büyük önem taşıyor. Poka Yoke, hatayı baştan önlemek için tedbir almak demek. Poke Yoke ile iş başında ürünün dizaynını üretim sürecinde hata ortaya çıkarmayacak ve “hata geçirmez” bir özellikte yapmaya çalışmak anlamına geliyor.

JIDAKO:
JİDAKO; üretimde hataları bulmaya çalışan bir mekanizmaya verilen isimdir. Jidako, Üretimde hataların saptanması halinde üretimin otomatik olarak durdurulmasını sağlayan bir mekanizma. Japonların önceden problem çözme konusunda gösterdikleri bu anlayış Japon şirketlerinde başarı için tahmin edildiğinden çok daha fazla önem taşıyor. Bu anlayış organizasyonda israf ve savurganlıkları azaltarak etkinliği ve verimliliği artırıyor. Amerikalılar son yıllarde bu anlayışa “SIFIR HATA” akımı adını vermişlerdir. Philip Crosby adındaki bir yönetim uzmanı bu akımın Amerika’daki öncülerinden biri olarak kabul ediliyor.

HOSHIN:
Japon yönetim kültüründe önem taşıyan diğer bir ilke “HOSHIN” kavramı ile ifade ediliyor. HOSHİN, plana dayalı bir yönetimi ifade ediyor. Japonların bu anlayışı son yıllarda yönetim biliminde daha bilimsel olarak “Stratejik Yönetim” konsepti ile inceleniyor.

DONTOTSU:
Japon şirket kültüründe DONTOTSU adı verilen ilke önem taşıyor. DONTOTSU, “en iyinin en iyisi”ni bulmaya çalışma ve bunu organizasyona uyarlama anlamına geliyor. Başarılı şirketleri ve organizasyonları tanıyarak bunlardan yeni şeyler öğrenme ve bunları uygulama organizasyonda başarı ve performans düzeyinin yükseltilmesi için büyük önem taşıyor. Son yıllarda yönetim bilimi alanında bu ilke “BENCHMARKING” adı altında başarılı şirketlerde tatbik ediliyor. Tüm dünyada başarılı şirketler Japonların Dontotsu adını verdikleri yöntemi uygulamaya çalışıyorlar.

Kaynak: C.C.Aktan, “Japon Yönetimindeki Başarının Sırları”, Ekonomik Forum Dergisi, Yıl 5, Sayı 6, Haziran-1998. s.50-52
Alıntı: canaktan.org

Yazı kategorisi: bilgi çöplüğü, kişisel gelişim | 1 Yorum »