kadın dediğin…

Kadın dediğin güzel olacak arkadaş. Şöyle savurdu mu eteğini, ruhun rüzgarına kayacak. Bacakların, ayakların, bilekten bağlı ayakkabıya tutunan parmakların, seyrine doyamayacaksın. Bakımlı olacak kadın dediğin. Saçları ipek , topukları pembe, boynu ince, salındı mı kuğu gibi zarif olacak ve zarifliğinin ortasında bir hanımefendi barındıracak. Güzel olacak ama kaşı, gözü, bacağı, iki meme ucundan önce, sözü doğru, ruhu aydınlık olacak, güzelliği komple olacak. Korkmayacaksın gecenin bir vakti sol cenapta yüzünü gördüğünde. Yeni bir kabus gibi yaşamayacaksın gerçeği de. Güzel olacak ama, aklını evde tutacak kadar da akıllı…. Seni elinin tersiyle değil, avucunun içiyle kavrayacak… Bileceksin ki emin ellerdeyim, başkası tutamaz beni böyle. Rahat olacaksın yanında, çok konuşmayacak, beynini didiklemeyecek küçük kurtçuklarla. Sıradan ve kabullenir yaşamanın ne demek olduğunu sindirmiş olacak içine…

Asla şatafat düşkünü olmayacak. Doğum günlerinde bir sıcacık öpücüğün yerini, tek taş bir pırlantanın alamayacağını algılayacak kadar doygun olacak. Hatırlaman yetecek özel günleri, pahalı bir hediyeyle savuşturmadan. Sadeliğin içinde farkedilir olabilmeyi, gösterişli kıyafetle bir tutmayacak. Duruşu, oturuşu, yürüyüşü abartılı değil, basit hiç değil, sadelikten oluşacak. Kendini süs bebeği gibi ortaya atıp, fingirdeşmeyecek başkalarıyla. Ekonomiden, politikadan, milli maçlardan ve kültürel olaylardan haberi olacak. Bizi kim yönetir, nasıl yönetir, demokrasi, monarşi, oligarşi nedir bilecek, saf hatun numarasıyla cahilliğini güzelliğiyle örtmeye yeltenmeyecek. Gezip, eğlenmesini bildiği kadar, pazar parasını kozmetiğe yatırmaması gerektiğini, domatesin, ekmeğin, soğanın, kıymanın kaç para olduğunu bilecek. Cak cak telefonda konuşup, niye böyle fatura geldi hayret tribine girmeyecek. Eşini dostunu kollayacak ama içi vıcık vıcık dedikodu yumağının içinde kaybolmayacak.

Marka düşkünü, moda düşkünü olmayacak kesinlikle…Takip edecek ancak yakışanı seçecek. Sökük, paça boyu, fermuar dikmeyi bilecek, herseferinde terzi aranmayacak pırnık pırnık. Elinden her iş gelecek. Marifetlerini sadece seni elde ederken değil, seni elde tutarken de gösterecek ve tüm bunlar içinden gelecek içinden, göstermelik olmayacak.

Adamın siniri bozmayacak, tepesini attırmayacak, cinleri başına toplamayacak, körolası dilini gerektiğinde yutacak… Çarşı pazar görmesini, sana don kilot almasını, gömlek ayakkabı numaranı bilecek… ve zevki seni giydirecek kadar yerinde olacak, kendisini giydirmeyi bildiği gibi.

Orada burada dedikodu yapmayacak, laf taşımayacak, ayıkla pirincin taşını durumlarına sokmayacak. Ortalık yerde kahkahalarıyla sebepsiz çınlamayacak. Dekoltenin dozunu kaçırmayacak ama sıkı sıkıya da kendini ambalajlamayacak. Açık saçık olan elbisesi değil, sana olan ilgisi olacak ve bunu gösterebilecek medeniyeti…

Onu bir kediyi sever gibi seveceksin yanıbaşında ve huzurla… Öyle ‘çağırdım, gelmedin, geç kaldın, aramadın, sormadın, kiminleydin, hesap ver’ yapmayacak. Sana yüreğiyle güvenecek, inançlarıyla sokulacak. Bilmem kimin sözüne aldırmayacak, asla arkadaşlarının arkasından konuşmayacak, hele küfür hiç etmeyecek. Sınırını zorlamayacak , salya sümük ağlamayacak, kıytırık nedenlerden hır gür çıkarmayacak. Sözü dinlenir, anlaşılır olacak. Bir hatayı allayıp pullayıp abartmayacak.

Gömleklerini o ütüleyecek ve o gömleğe hangi pantolon yakışır bilecek. Ama hayatı giyim kuşam üstüne kurulmayacak. Uyum ve uyumsuzluk nedir bilecek. Bir kere, topuklu ayakkabıyla spor ayakkabının ayrımını yapabilecek arkadaş. ..Dağa çıkarken rugan ayakkabı giymeyecek. ‘Of yoruldum, beni ara, beni al, beni bul, bunu isterim’ değil, ‘sence de uygunsa, yanındayım, ben gelirim, merak etme’ olacak lügatında. Tereciye tere satmayacak yani. Hissettiğiyle yaptığı şey arasında uçurum olmayacak. Cesur olacak cesur. …Seni seviyorum derken korkmayacak, başka şeylerin arkasına gizlenmeyecek ve arkandan laf söyletmeyecek….

Kadın dediğin iyi sevişecek arkadaş. Koyun gibi yatmayacak, kımıl kımıl olacak yatakta. Aklını başından alacak ama, aklını sadece bununla yormayacak. Delireceksin ama delirmen hastalıktan olmayacak. Uzanıverdi mi yanına boylu boyunca, göğsünde atan kalbinin yerine koyacaksın kendini, ruhunu, herşeyini. Hepsinden önemlisi ;aşksız yatmayacak yatağa ve sen bunu bileceksin…

Kadın gibi kadın olacak kadın dediğin, çıtır çerez niyetine yemediğin. Bir gecelik değil, ömürlük olacak ömürlük. Yıllara rehaveti değil huzuru taşıyacak. En seksi hanımefendi olmayı da bilecek, hanım sultan olup sözünü geçirmeyi de. Cıvık konulara takılıp zaman tüketmeyecek, küsmeyecek, süründürmeyecek. Kadın dediğin ayıp nedir bilecek arkadaş…

Sıkboğaz edip seni yalancı durumuna düşürmeyecek. Seni öyle bir tutacak ki arkadaş, sen bile şaşıracaksın öyle tutulduğuna. iki lafın başı, her tartışmada ayrılalım tehtidi savurmayacak. Sabırlı olacak ve asla gururuna dokunmayacak…

Tuzu az, şekeri çok gibi limiti olmayan prosedürsüz yemeklerle işi olmayacak. şöyle pastırmalı kurufasülyenin yanına tereyağlı pilavı konduracak şüphesiz. Salatasız oturmayacak yemeğe. Temiz olacak herşeyden önce mesela köfteyi mıncıklarken elleri . Yahut pahalı parfümlerin sindiği, süslü püslü boyacı küpü gibi, her öptüğünde bulaşık bir tadın kaldığı bir kadını öpmeyeceksin. Buram buram aşka sarılacaksın arkadaş. Buram buram kadın kokacak kadın dediğin…

Kadın dediğin güzel olacak ama eli yüzü düzgünden çok öte birşey. Zeki olacak zeki, seni bir hamur gibi karmasını da bilecek, o hamura kendini katmasını da… Paranın gücünü bilecek ama ne parasızlığın ezikliğini ne de paranın kudurmuşluğunu yaşayacak. Değerlerini bir anlık hevesler uğruna terketmeyecek. Namussuzluğunu, ahlaksızlığını ancak ve ancak seni baştan çıkarırken kullanacak, yan gözle adam kesmeyecek ,üstüne sevgili edinmeyecek…

Sarışın, renkli gözlü, uzun bacaklı, beyaz tenli, ince bilekli dilber filan fasarya… Kadın dediğin hatun olacak arkadaş, sözüne güvenilir, olacak. Bileceksin ki konuşulanlar burada kalır, kapıdan çıkmaz bir daha. Ağzı sıkı olacak kadın dediğin. Sırrını tutacak ama gününü bekleyip kusmayacak…

Para lazımcılardan, kürkçülerden, cep telefonu manyaklarından, dırdırcılardan, unutkanlıklarını senin üzerine atanlardan, kendi yetersizliğini seni suçlayarak rahatlayanlardan, raf süslerinden, tehtidkarlardan, kaçaklardan, kıkırdayanlardan, boş bakanlardan olmayacak. Saflığı, cahilliği, aptallığı oynamayacak, biraz ukala olabilir ancak sana rol yapmayacak. Komplekslerini güzelliğiyle örtmeye çalışmayacak. Bir şeyi çok isterse ve inançları doğrultusunda yapacak.

En önemlisi kendini sevecek arkadaş, kendini sevmeyen kadından sana ne hayır gelir… Bir bakarsın ki yıllar sonra bu kadınla ne yatağa sığabiliyorsun, ne toprağa… Koluna takıp gezmesini de bileceksin gururla, koynuna çekip sevişmesini de şehvetle… Analığını da bilecek, çocuklarından saygı görmeyi de, anaya babaya hürmet etmeyi de…

Kadın kadın olacak be, seni sadece sen olduğun için, sensin diye sevecek. Parayla pulla, kariyerle, güçle, kimin ne dediğiyle , sınırlamayacak. Hem sevgilin, hem arkadaşın, hem annen, hem çocuğun olacak, bağrına basacaksın huzurla…

BİLECEKSİN Kİ EVDE ‘O’ KADIN TARAFINDAN BEKLENMENİN ZEVKİNİ HİÇBİR ZEVK YAŞATAMAZ SANA….

genel, hayattan, hikaye, karışık, kişisel gelişim, komik, mizah, Tarih kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . 5 Yorum »

ATATÜRK

Tabii ki insanlar saçmalayabilirler. Ama saçmalığı bir ideoloji haline getirip “herkes bu saçmalığı tekrarlamak zorunda” dediğiniz zaman sorun da başlamış demektir. Can Dündar’ın “Mustafa” filmi fevkalade ciddi bir saçmalama yarışı başlattı. Filmle ilgili şöyle eleştiriler okudum: “Atatürk’ü kısa göstermiş.” Eee, ne olmuş? Uzun boylu muydu Mustafa Kemal? Yoo, kısa boylu, ince sesli bir adamdı. Onun bu fiziksel özellikleri, onun yaptıklarını ya da yapmadıklarını değiştirir mi? “Atatürk’ü içki içerken gösteriyordu,” diyorlar. İçmiyor muydu? Sıkı içiciydi ve içiyordu. Ne var bunda? Tabii filmle ilgili asıl söylemek istedikleri şu: “Atatürk’ün insani zaaflarını gösteriyor.” Yok muydu Atatürk’ün insani zaafları? Vardı ve çoktu. Kimin yok ki? Hepimizin var. Mesele tam da burada işte. “Atatürk sıradan fanilere benzeyemez, benzetilemez, o bizler gibi değildir.” “Onun insani zaafları olamaz.” Türkiye’nin çok önemli kilitlerinden birini çözecek soru burada karşımıza çıkıyor işte. “Neden Atatürk’ü insanüstü biri gibi anlatmak istiyorsunuz bize?” Niye onun önemli bir lider, tarihte yerini almış bir şahsiyet olması yetmiyor da, ona “tanrısal” bir görüntü yüklemek istiyorsunuz? Bir insanı, bütün insani zaaflarından soyarak tanıtmak, ona bir tür “dinî dokunulmazlık” sağlamaya uğraşmak, “laiklikle” ne kadar bağdaşır, o da ayrı bir soru. Her dinden insan için “peygamberi” kutsaldır, buna rağmen peygamberlerle ilgili filmler yapıldı. Hatta Hıristiyanlar kendi peygamberleriyle dalga geçen filmler bile çektiler. Bizde ise, Atatürk’e, neredeyse “peygamberlerin” bile sahip olmadığı bir “tanrısallık”, bir dokunulmazlık yüklemeye uğraşıyorlar. Neden yapıyorlar bunu? Çünkü Atatürk, bu ülkenin yaşadığı birçok çarpıklığın, çürümüşlüğün sorgulanmasını önleyen bir kalkan gibi kullanılıyor birçokları tarafından. Atatürk’e “tanrısal” bir statü verip, onun arkasına saklanıyorlar. Şu anda, halkı tarafından böyle algılanan ve böyle algılanması için çaba gösterilen bir tek “lider” var. O da Kuzey Kore’nin yöneticisi. Doğrusu ya, Atatürk’ün o adama benzetilmek isteyeceğini de hiç sanmıyorum. Kendi yaptıklarını Atatürk’ün arkasına saklanarak yapmak isteyenler, saçmalıklarını gittikçe artırıyorlar. Ne İskender, ne Napolyon, ne Lenin, ne Washington kendi halkları tarafından böyle değerlendirilmiyor. Değerlendirilmemesi de gerekir. Bu insanlar, özel yetenekleri olan liderlerdi. Ama hepsinin de zaafları vardı. O zaafların açıkça bilinmesine, söylenmesine rağmen hâlâ saygı görürler, halkları, insanları onları zaaflarıyla sever ve saygı gösterir. Ya da sevmez ve saygı göstermez. Atatürk bir diktatördü. Bunu kendisi bizzat Fethi Okyar’a da söylemişti. Katı bir adamdı. Muhaliflerine karşı çok sertti. Çok ihtiraslıydı. Bir asker olarak kendisini çok mutlu edecek kadar büyük başarılara sahip değildi ve yaşadığı dönemde onu en çok kızdıran eleştirilerden biri “bir meydan savaşını bizzat kazanmamış olduğunun” söylenmesiydi. Buna karşılık olağanüstü iyi bir örgütçü, dengeleri her zaman çok iyi gözeten yetenekli bir politikacıydı. Kendi ilkeleri yoktu, duruma göre görüşlerini değiştirirdi, pragmatikti. Kendine ait bir kuramı, derinliğine kapsamlı bir fikir sistemi bulunmuyordu. “Bu, Mustafa Kemal’in kendi fikriydi, daha önce hiç söylenmemişti” diyebileceğiniz tek bir fikir bile bulamazsınız zaten. Batılı bir hayat tarzını Türkiye’ye getirmek isterdi. Ve o Batılı ülkeyi de kendisinin yönetmesini isterdi. Bir asker olduğu için “emirlere” inanırdı. Klasik Batı müziğini bile Türk köylüsüne emirle sevdirebileceğini sanmıştı. Denemişti. Bunu “iyi niyetli” bir şekilde yapmıştı, çünkü Sofya’da, Selanik’te, Berin’de gördüğü hayatın Türkiye’de de yaşanmasını istiyordu. Sadece o hayatın nasıl şekillendiğini, hangi aşamalardan geçilerek o noktaya gelindiğini bilmiyordu. Zorla şapka giydirip, zorla müzik dinleterek Batılı bir toplum yaratabileceğini sanıyordu. Yaratılamazdı, yaratamadı. Ama Kurtuluş Savaşı’nı çok iyi örgütledi, cumhuriyeti kurdu. Liderliği ile ülkenin önemli bir dönemeçten geçmesini sağladı. Bu gerçek değişmez. Atatürk’ün zaafları bulunan bir insan olduğu gerçeği de değişmez. Onun kurduğu cumhuriyetin hâlâ demokratikleşemediği gerçeği de değişmez. Zaten gerçekleri değiştirmeye değil, o gerçekleri görmeye ihtiyacımız var. O gerçekler görüldüğü zaman Atatürk’ün ne değeri eksilir ne de değeri artar, sadece onun arkasına saklananların asıl yüzü ve amaçları ortaya çıkar. Esas korktukları da bu, onun için bu kadar saçmalıyorlar zaten. Taraf Gazetesi, 04 Kasım Salı

Kadir Gecesi

Kur’ân-ı Kerim’in inmeye başladığı Ramazan ayı’nın yirmi yedinci gecesi. İslâm’da en kutsal ve faziletli gece Kadir gecesidir. Kur’ân-ı Kerim de bu gecenin fazileti kadir süresinde belirtilmektedir. Bu sûrede yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:

Bismillahirrahmanirrahim

1-Gerçek şu ki, biz onu kadir gecesinde indirdik.

2-Kadir gecesinin ne olduğunu sana bildiren nedir?

3-Kadir gecesi, bin aydan daha hayırlıdır.

4-Melekler ve ruh, onda Rablerinin izniyle her bir iş için inerler.

5-Fecrin çıkışına kadar bir esenliktir (selamdır) o.

Bu sûreye göre Kadir gecesinin bir kaç üstün özellikleri vardır:

a) Kur’an-ı Kerim Ramazan ayında bu geceden itibaren inmeye başlamış ve yirmiiki yıl sürmüştür.

b) Kadir; takdir anlamındadır. Yani bu gece, ALLAH’ın, ezelde takdir ettiği kaderi uygulamak için meleklere emir verdiği gecedir. Bunun için melekler bu gecede yer yüzüne iner.

c) Kadir gecesi içinde o kadar büyük iyilik ve hayır vardır ki bu hayır insanlık tarihinde bin yılda yapılmamıştır. İşte Kadir gecesi bunun için bin yıldan daha hayırlıdır.

Kadir gecesinin ihyasına gelince: Bu geceyi varsa kaza namazlarını kılarak, ibadet ve dua ile ihya etmeye çalışmalı. Çünkü Rasûlûllah (s.a.s) “Kadir gecesini iman ederek ve mükâfatını umarak ibadetle geçirenin geçmiş günahları affolunur” buyurur.


Rasûlûllah (s.a.s) bu gece de şu duayı okumayı tavsiye buyurmuştur. “
Yarabbi, şüphesiz sen affedicisin ve affı seversin; beni de affet” (Riyazü’s-Salihin, H. No: 1194).


Kadir gecesinin hangi gece olduğu kesin olarak bilinmemekle beraber genellikle Ramazan’ın yirmi yedinci gecesinde olduğu tercih edilmiştir. Hz. Peygamber (s.a.s) bunun kesinlikle hangi gece olduğunu belirtmemiş, ancak; “
Siz Kadir gecesini Ramazan’ın son on günü içerisindeki tek rakamlı gecelerde arayınız” (Buhârî, Leyletü’l-Kadir, 3; Müslim, Sıyam, 216) buyurmuştur.

Bu geceye Kadir gecesi denilmesi şeref ve kıymetinden dolayıdır. Çünkü:


a) Kur’ân-ı Kerim bu gecede inmeye başlamıştır.

b) Bu gecedeki ibadet, içerisinde Kadir gecesi bulunmayan bin ayda yapılan ibadetten daha faziletlidir.

c) Gelecek bir seneye kadar cereyan edecek olan her türlü hadiseler ALLAH Teâlâ’nın ezelî kaza ve takdiri ile ilgili meleklere bu gece bildirilir. (Tecrîdi Sarih Tercemesi, VI, 312).

d) Bu gecede yeryüzüne Cebrail ve çok sayıda melek iner.

e) Bu gece tanyerinin ağarmasına kadar esenliktir, her türlü kötülükten uzaktır. Yeryüzüne inen melekler uğradıkları her mü’mine selam verirler.

Kadir gecesi, Ramazan ayının 27. gecesidir. Fakat başka gecelerde olduğu da rivayet edilmiştir. Bu konuda Râsulullah (s.a.s)’den bir kaç hadis rivayet edilmiştir. Bunların birinde şöyle buyurur. “Kadir,gecesini Ramazan’ın son on gününün tek sayılı (21, 23, 25, 27; 29) gecelerinde arayınız” (en-Nevevi, Riyâzü’s-Salihin, II, H. No: 1197). Ancak İslâm alimlerince kuvvetli ihtimal 27. gecesidir.

Kadir gecesinin sessiz ve sakin, fırtınasız, ne fazla sıcak, ne fazla soğuk, uyanık bulunan kimselere huzur ve huşu bahşettiği, sabahleyin doğan güneşin saçtığı ışınların gözleri tırmalamadığı çeşitli alimlerce ileri sürülmüştür.

Eğer zamanlar içerisinde mutlak mukaddes bir zaman olsaydı, bu Kadir Gecesi olurdu. Çünkü Kur’an vahyi, kendi beyanına göre o gece inmeye başlamıştı. Yine kendisi bu iniş gecesinin bir Ramazan ayına tekabül ettiğini ifade buyurmaktadır. Kur’an Kadir Gecesi’ne bir tam sure ayırmıştır. (97. Sure) “Kadir Gecesi“, “değer gecesi“dir. ALLAH tarafından değerli kılınmış bir gecedir. Bu değer ayette rakamla ifade edilmiştir: “Kadir Gecesi, bin aydan daha hayırlıdır!

Bin aydan daha hayırlıdır denmesinin hikmeti nedir?

Bin ay” seksen üç sene dört aylık bir süreye tekabül eder. Geçmişteki Salih kimselerin bir ömür boyu kazandıkları manevi mertebeyi bir gece içinde elde etme fırsatıdır. Rasûlûllah (a.s.m.) sahabelere İsrail oğullarından bir kimsenin ALLAH yolunda bin ay boyunca silâhlı olarak cihat ettiğini anlatmıştı. Sahabeler bunu duyunca şaşırdılar ve kendi amellerini az, gördüler. Bunun üzerine Kadir Suresi indirildi.


Başka bir rivayette Peygamberimiz Sahabilere İsrailoğullarından dört kişinin seksen sene boyunca hiç günah işlemeden ibadet ettiklerini anlattı. Sahabiler bunu hayretle karşıladı. Cebrail Aleyhisselâm geldi, “
Yâ Muhammed, ümmetin o birkaç kişinin seksen sene ibadetinde hayrete düştüler. ALLAH sana ondan daha hayırlısını indirmiştir” diyerek Kadir Suresini okudu ve, “İşte bu senin ve ümmetinin hayran kalışından daha hayırlıdır” buyurdu.

Ashaptan bazı kimseler rüyalarında Kadir Gecesi’nin Ramazan’ın son yedi gününde olduğunu görüp bunu Resul’e haber verince, Rasûlûllah “Görüyorum ki rüyalarınız Ramazan’ın son yedi gecesi hakkında birbirini tutuyor. Artık kim Kadir Gecesi’ni arayacaksa onu Ramazan’ın son yedisinde arasın” (Buhari ve Müslim) buyurmuştur. Yüzyıllardır Müslüman geleneği, rivayetlerin de katkısıyla, Ramazan’ın 27. gecesini Kadir Gecesi niyetine ihya etmekte, yüz milyonların yanık yürekleri Rablerinin rahmet ve şefkat pınarına bin bir umutla kurumuş dudaklarını dayamaktadır.

Demek ki esas olan, niyettir, alâkadır, ihlâstır. Gerisi Rabbimizin bitmez tükenmez rahmet hazinesinin mükâfatına kalmıştır. Rabbimizin mükâfat hazinesi kulların ki gibi değildir, verilmekte güçlük, zorluk ve cimrilik bahis mevzu olsun. Ne var ki, ihlâs, iman ve âlaka şartı vardır bunun. Bunu nefsimizde bulunduralım yeter.


Allahu Teâlâ, gecelerimizi Kadir eylesin. Gecelerimizin kadrini bilmeyi de cümlemize nasip eylesin. Âmin…

 

* * * * * *

 

“Gerçek şu ki, Biz onu “Kur’ân’ı” kadir gecesi’nde indirdik. Kadir gecesi’nin ne olduğunu sana bildiren nedir? Kadir Gecesi, bin aydan daha hayırlıdır.  Melekler ve ruh, onda Rablerinin izniyle her bir iş için inerler. Fecrin çıkışına kadar bir esenliktir “selâmdır” o.” Kadir Suresi-1-5

 

Kadir suresi’nde, Rabbimiz, kadir Gecesi’ni böyle beyan buyuruyor.. Kur’ân-ı Kerimi Kadir Gecesi’nde indirdiğini beyan buyuran Rabbimiz, yegâne hayat düsturumuz Kur’ân-ı Kerim’i Ramazan ayında indirmiş olduğunu da beyan buyurmuştur: “Ramazan ayı… insanlar için hidayet olan ve değer yolu ve “hak ile batılı birbirinden” ayıran apaçık belgeleri “kapsayan” Kur’ân onda indirilmiştir…” Bakara Suresi-185

 

Diğer ayetlerde şöyle buyuruyor Rabbimiz: “Hâ, Mîm. Apaçık kitaba andolsun. Gerçekten Biz, onu mübarek bir gecede indirdik. Gerçekten Biz uyaranlarız. Ki onda “o gecede “ her hikmetli iş ayrılır.” Duhan Suresi-1-4

 

Ayet-i kerimelerden anlaşıldığı gibi Kur’an-ı Kerim, Ramazan ayında ve Kadir Gecesinde indirilmiştir…

 

Kadir kelimesinin mânâsı, “Hüküm vermek” demektir. Allah Teâlâ, o gecede bir yıl içerisinde olacak şeyler hakkında hüküm verdiği için bu geceye bu ad verilmiştir.

 

İbn Abbas(r.anhuma) dedi ki: Yüce Allah, dünya işlerini bir sonraki kadir Gecesi’ne kadar hayat, ölüm ya da rızık ile ilgili hususları muhkem olarak hükme bağlar.

 

Katâde Ebu Bekr ibnu’l Arabî ( rh.a.)dedi ki: İlim adamlarının çoğunluğu bu gecenin kadir Gecesi olduğunu söylemişlerdir. Onlardan bu gece, şaban’ın ortası gecesi olduğunu söyleyenler de vardır. Ancak bu yanlış bir görüştür. Çünkü yüce ALLAH, doğru ve kat’i olan kitabında: “O Ramazan ayı ki, onda Kur’an indirilmiştir.” Bakara 2/183 diye buyurarak, Kur’an’ın indirilmiş zamanın Ramazan ayında olduğunu açıkça ifâde etmiş, daha sonrada bu buyrukta: “Biz onu, mübarek bir gecede indirdik.” Duha Suresi-3 buyurmak suretiyle hangi gecede inmiş olduğunu tayin etmiştir.

 

Kim Kur’an’ın başka bir zamanda indiğini iddia edecek olursa, Allah’a karşı büyük bir iftirada bulunmuş olur.

 

Hakim ve ibnu Ebi şeybe Hassan ibnu Hureys tarikiyle said b. Cubeyir’den ibn Abbas (r.anhuma)’nın şöyle dediğini rivayet ederler: Kur’ân-ı Kerim, bütünüyle Levh-i mahfuzdadan dünya semâsındaki Beytu’l- izze’ye indi. Cebrail (a.s) ondan, peyderpey Rasulullah (s.a.s)’e indirdi.

 

Hakim, Beyhaki ve nesei, Davud b. Ebi Hind tarikiyle ikrime’den ibn Abbas (r.anhuma)’nın şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:  Kur’ân-ı Kerim, önce bir bütün olarak kadir Gecesi’nde dünya semâsına, bundan sonra yirmi sene boyunca parça parça inzali tamamlanmıştır.

 

Kur’an-ı kerim’in inmiş olduğu, Ramazan ayı içinde bulunan ve bin aydan hayırlı olan kadir Gecesi’nin hangi gece olduğunu, yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s) bizlere beyan buyurmuştur.

 

İbn Abbas (r.anhuma )’nın rivayetiyle şöyle buyurmuştur Rasulullah (s.a.s): “Siz kadir Gecesi’ni Ramazan’ın son onu içinde arayınız. Kadir Gecesisi, ya Ramazandan kalan dokuzuncu gecede, yahud kalan yedinci gecede, yahud kalan beşinci gecededir.”

 

Ümmül- Mü’minin Aişe (r.anha)’dan . Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurur: “Sizler kadir Gecesi’ni, Ramazan’ın son on günündeki tek gecelerde arayınız!.” Sahih-i Buhârî Kitabu salati’t Teravih, B.4, Hds.9.

 

Zır b.Hubaş (r.a.) anlatıyor: Ubeyy ibn ka’b (r.a.)’a sordum. Dedim ki: Kardeşin ibn Mes’ud! “kim bir yıl ibadetle kaim dursa, kadir Gecesi’ne rastlar” diyor.

 

Ubeyy (r.a.): O, insanların buna güvenmemelerini kastetmiştir. Yoksa kendisi bu gecenin Ramazan’da olduğuna, Ramazan’ın da son on gecesinde, o gecenin de yirmi yedinci gece olduğu pekâlâ bilir, dedi. Sonra bu gecenin yirmi yedinci gece olduğuna istisnasız yemin etti.

 

Ben: Ya Ebu’l- Munzir, bunu neye istinaden söylüyorsun? Dedim. Ubeyy (r.a): Alâmetine, yahud Rasulullah (s.a.s)’in bize haber verdiği nişana istinaden söylüyorum. O gecenin sabahında güneş, şuasız olarak doğacaktır, cevabını verdi. Sahih-i Müslim Kitabu’s Siyam, B.40, Hds.220.

 

Bin aydan daha hayırlı olan kadir Gecesi, Mübarek Ramazan ayının son on gününün tek gecelerinde aranması gerekir… Ubeyy ibn ka’b (r.a.)’ın beyanı ve ümmetin ulemâsının genel kabuluyla Ramazan Gecesi’nin doğru ve isabetli tesbiti gerekir…

 

Kadir Gecesi’nin hangi gece olduğu meçhuldür. Ramazan ayında, ramazan ayının son on gecesinde veya son yedi gecesinde, ramazanın tek olan son on gecelerinde aranılması hususunda rivayetler vardır. Efendimiz (s.a.v.) son on gece îtikafa girer ve ev halkını da ibâdete teşvik ederdi. Kadir Gecesi’nin tam olarak bilinmemesinin pek çok hikmeti vardır. Müminler, bu sâyede tembellikten kurtulmakta ve Kadir Gecesi’ni yakalayabilme arzusuyla ramazan boyunca gecelerini değerlendirmektedirler.

 

Nitekim bizler, iki büyük kıymeti pek takdîr edememekteyiz. Birincisi en üstün varlık olan insan, ikincisi de zaman (hâssaten geceler). Bu yüzden: “Her geceni Kadir bil; her geçeni Hızır bil” demişler.

 

“Allah Teâlâ şu beş şeyi, beş şeyde gizlemiştir:

1- Rızâsını, taatlarda gizlemiştir.

2- Gazabını, ma’siyetlerde gizlemiştir.

3- Orta namazını, diğer namazlar arasında gizlemiştir.

4- Velî kulunu, halk arasında gizlemiştir.

5- Kadir Gecesi’ni, ramazan ayında gizlemiştir.”

 

Hayat düsturumuz Kur’an-ı Kerim’in inmiş olduğu Kadir Gecesi’nde melekler ve ruh, Allah’ın izniyle iner ve fecrin çıkışına kadar muvahhid mümin Müslümanları selamlar. Bin aydan hayırlı olan Kadir Gecesi’nde mümin müslümanların uyanık olup geceyi ibadetle geçirmelidirler.

 

Ebu Hüreyre’ın (r.a.) rivayetiyle Rasülüllah (s.a.s.) şöyle buyurur: “Her kim imanından dolayı ve ecrini yalnız Allah’dan umarak Kadir Gecesi’ni taatle geçirirse, onun lehine, geçmiş günahları mağfiret olunur.” Sahih-i Buhârî Kitabul iman B.25, Hds.28

 

İmam Nevevi (r.a.) şöyle diyor : Kefaret mahiyetinde olan ibadetler, günahlar ile karşılaştığı zaman eğer bu günahlar küçükseler, onları siler götürür ve şayet büyükseler, o zaman onları hafifletir. İzale edeceği veya hafifleteceği bir günah bulunmadığı taktirde, sahibinin derecesini ve cennetteki makamını yükseltir.

 

Bu hadisin şerhinde şöyle denilmiştir: “ Kadir Gecesi hakındaki sevaba nail olmak için ulemadan bazılarına göre bütün geceyi ibadet ve taatle ihya etmek şart değildir.yatsının farzını kılmak bile o geceye va’d buyrulan sevaba nail olmaya kafidir.fakat zahire bakılırsa, o gecenin sevabına nail olabilmek için bütün geceyi ibadetle ihya etmek şarttır. Bir günün yalnız bir kısmında veya o günün ekserisinde oruç tutmakla bir kimse oruç tutmuş sayılamıyacağı gibi, kadir gecesinin bir kısmında ibadet yapmakla dahi o gece ihyâ edilmiş sayılamaz.

 

Mü’minlerin annesi Aişe (r’anha) anlatıyor: Ya Rasulullah, kadir gecesi’ne rastlarsam ne dua edeceğim bana bildir, diye talebde bulunmuş.

 

Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah’ım, şüphesiz sen affedicisin affetmeyi seversin. Beni affet, dersin.”

 

Hz. Mevlâna: “Ey genç! Ne bütün geceler Kadir’dir, ne bütün geceler ondan hâlidir.” der. Âşıklar için Kadir Gecesi, sevgiliye (yüce Rabb’e) yakınlık hazzının duyulduğu gecedir.

 

Gönül erbâbına, velîlere, müminler arasından Allah Teâlâ’nın murad ettiği tâat ehline Kadir Gecesi hayret verici pek çok şeyler ihsân edilir. Bunlar, o zâtların hallerine, kısmetlerine, azîz ve celîl olan Allah’a yakınlık derecelerine göre farklı farklı tecelli eder. Kadir Gecesi’nin farkına varan kimsenin bunu gizlemesi sünnettir

 

Kadir Gecesi’ni Nasıl Değerlendirmeli?

 

Efendimiz (s.a.v.) bir hadîs-i şeriflerinde şöyle buyurur: “Yatsı namazını cemaatle kılan kimse, gece yarısına kadar namaz kılmış gibidir. Sabah namazını cemaatle kılan kimse ise bütün gece namaz kılmış gibidir.” Yine Efendimiz (s.a.v.)’in; “Kadir Gecesi’nde, yatsı namazında cemaatte hazır bulunanın, ondan hissesini alacağı” ve “Ramazan ayı çıkıncaya kadar, akşam ve yatsı namazlarını cemaat ile kılanın, Kadir Gecesi’nden çok hisse alacağı” müjdeleri de göz önünde bulundurulursa, en azından ramazan ayında sabah, akşam ve yatsı namazlarını cemaatle kılmanın ne büyük bir manevi kazanç olduğu anlaşılır.

 

Bu gecelerde, günahlarımızın affı için dua etmeliyiz. Özellikle “Allah’ım! Sen çok affedicisin, affetmeyi seversin. Beni de affet.” diye dua etmeliyiz. Bu gece en makbul amel dua ile Kur’an kıraatidir. Efendimiz (s.a.v.) bu gece dua eder, tertîl üzere Kur’an okur, tefekkür eder ve namaz kılardı. Bizler de bu amellerle ve istiğfar ile geceyi değerlendirebiliriz.

 

Eskiden Kadir Gecesi’nde, oyun ve eğlence yerleri kapatılır ve büyük camiler sabaha kadar açık olur, müminlerle dolup taşardı. İnsanlar birbirlerine, “Gecen Kadir, gündüzün bayram olsun!” diye dua ederlerdi.

Yaşam için birkaç Kural

A. Saf Güç KuralıBizlerin asıl hali saf bilinçliliktir; bu da saf güç demektir. Saf bilinçlilik ruhsal özümüzdür, sonsuz ve sınırsızdır, saf coşkudur, saf bilgidir, sonsuz sessizliktir, kusursuz dengedir, yenilmezliktir, basitliktir, mutluluktur.“Saf Güç” Kuralının uygulanması:

1. Sessiz olmak için her gün zaman ayırın. Günde iki defa derin düşünme yapın.

2. Doğayla baş başa kalabilmek ve her varlığın içindeki zekâya şahit olmak için her gün zaman ayırın.

3. Yargılamayın. Güne “Bugün hiçbir şeyi yargılamayacağım.” sözüyle başlayın.

B. Verme Kuralı

Evren dinamik alışveriş ile var olmaktadır. Vermek ve almak evrendeki enerji akışının değişik görünüşleridir. Aramakta olduğumuz şeyi vermeye istekli olmakla, evrenin bereketinin yaşamımıza yansımasını sağlarız. Coşku istiyorsanız başkalarına coşku verin; sevgi istiyorsanız sevgi vermeyi öğrenin; ilgi ve takdir istiyorsanız ilgi ve takdir göstermeyi öğrenin; maddi zenginlik istiyorsanız başkalarının zengin olmaları için yardımcı olun.

“Verme” Kuralının uygulanması:

1. Nereye gidersem, kime rastlarsam onlara bir hediye vereceğim. Bu hediye hoş bir söz, bir çiçek veya dua olabilir.

2. Bugün yaşamın bana vereceği bütün hediyeleri şükranla alacağım. Doğanın hediyelerini alacağım; bunlar, güneş ışını ve kuş sesleri, Başkalarından gelecek madde, para, kompliman veya dua şeklindeki hediyeleri almak için açık olacağım.

3. İnsanlara her rastlayışımda onlara mutluluk ve coşku dileyeceğim.

C. “Karma” veya Etki ve Tepki Kuralı

Her hareket bize aynen geri dönen bir enerji gücü yaratır. Ne ekersek onu biçeriz. Başkalarına mutluluk ve başarı getiren hareketlerde bulunduğumuz zaman, “karma”mızın meyvesi da mutluluk ve başarı olacaktır.

“Karma” Kuralının Uygulanması:

1. Bugün yaptığım bütün seçimlerin şahidi olacağım. Gelecekteki herhangi bir ana hazırlık yapmanın en iyi yolunun şimdiki anın tam bilincinde olmak olduğunu bileceğim.

2. Her seçim yaptığımda kendime şu iki soruyu soracağım: “Yapmakta olduğum bu seçimin sonuçları neler olacaktır?” ve “Bu seçim bana ve bu seçimden etkilenen diğer insanlara doyum ve mutluluk getirecek midir?”

3. Yapmış olduğum seçim bana rahatlık veriyorsa, o seçimi tamamen teslim olarak uygularım. Yapmış olduğum seçim bana rahatlık vermiyorsa, hareketimin sonuçlarını içgörümle görürüm. Bu yol gösteri kendim ve çevremdeki bütün insanlar için kendiliğinden doğru seçimler yapmamı sağlayacaktır.

D. En Az Çaba Kuralı

Doğanın “zekâsı” işlevlerini en az çabayla yerine getirir, Kaygısızca, uyum içinde ve sevgiyle. Otlar büyümeye çalışmazlar, sadece büyürler. Balıklar yüzmeye çalışmazlar, sadece yüzerler. Hareketleriniz sevgi tarafından yönlendirildiğinde en az çaba harcanır; çünkü doğa, yaşamını sevgi enerjisiyle sürdürür. Egoya önem vermek çok fazla enerji tüketir.

“En Az Çaba” Kuralının Uygulanması:

1. Kabul etmeyi uygulayacağım. Bugün, insanları, durumu, şartları ve olayları olduğu gibi kabul edeceğim. Bu anın olması gerektiği gibi olduğunu biliyorum, çünkü bütün evren olması gerektiği gibi.

2. İçinde bulunduğum durumun sorumluluğunu kabul edeceğim. Sorumluluk almanın, içinde bulunduğum durum için hiç kimseyi ve hiçbir şeyi suçlamamak olduğunu biliyorum.

3. Görüşlerimi savunmak alışkanlığından vazgeçeceğim. Başkalarını benim görüşlerimi kabul için ikna etmeye çalışmayacağım. Bütün görüşlere açık olacağım ve hiçbir görüşe kaskatı bağlı olmayacağım.

E. Niyet ve Arzu Kuralı

Saf güç alanında niyet ve arzu sonsuz düzenleme gücüne sahiptir. Dikkat, enerji verir, niyet dönüştürür. Dikkatinizi neye yoğunlaştırırsanız, onun, yaşamınızda daha önemli bir yeri olacaktır. Diğer ruhsal başarı kurallarına uymak kaydıyla, dikkatinizi üzerinde yoğunlaştırdığınız şeye ilginiz, niyet edilen sonucun alınması için sonsuz uzay-zaman olayları yaratır. Bunun gerçekleşmesi için, niyetiniz insanlığın iyiliğini gözetmelidir.

“Niyet ve Arzu” Kuralının Uygulanması:

1. Arzularımın listesini yapacağım. Bu listeyi her zaman yanımda taşıyacağım. Sessizlik ve meditasyona geçmeden önce bu listeye bakacağım. Gece uyumadan önce bu listeye bakacağım. Sabah uyandığımda bu listeye yine bakacağım.

2. Olayların istediğim gibi gelişmediği zamanlarda, bunun için bir sebep bulunduğuna ve kozmik planın düşünebildiğimden çok daha büyük olduğuna inanarak, arzularımın listesini serbest bırakıp onu yaradana teslim edeceğim.

3. Bütün hareketlerimde, şimdiki anın farkındalığının gerekliliğini kendime hatırlatacağım. Engellerin dikkatimi dağıtmalarına izin vermeyeceğim. Şimdiki zamanı olduğu gibi kabul edeceğim ve geleceği, el üstünde tuttuğum niyetlerim ve arzularımla gerçekleştireceğim.

F. “Ayrı Olmak” Kuralı

Belirsizliğin hikmeti “ayrı olmak”tır. Belirsizliğin hikmeti, geçmişten, geçmişte yaşanan şartlanmadan ve bilinenden kurtulmakta yatar. Bilinmeyene ve saf güç alanına doğru yönelmekteki istekliliğimizle, evrene güzel hareketlerini yaptıran yaratıcı zekâya kendimizi teslim ederiz. Fiziksel evrende herhangi bir şeyi elde etmek için, o şeye olan bağımlılığınızdan vazgeçmeniz gerekir. Bu, arzunuzu gerçekleştirmek için gerekli olan niyetten vazgeçmeniz gerektiği anlamına gelmez. Niyetinizden vazgeçmiyorsunuz; arzunuzdan da vazgeçmiyorsunuz. Sonuca bağımlılıktan vazgeçiyorsunuz. Ayrı olmak kuralı, evrimin oluşmasını hızlandırır. Bu kuralı anladığınızda, kendinizi çözümü zorlamaya mecbur hissetmezsiniz. Sorunun çözümünü zorlarsanız sadece yeni sorunların oluşmasına sebep olursunuz. Halbuki dikkatinizi belirsizliğin üzerinde yoğunlaştırır ve kargaşa içinden çözümün çıkmasını beklerken- belirsizliği yaşarsanız, ortaya harika ve heyecan verici şeyler çıkar.

“Ayrı Olmak” Kuralının Uygulanması:

1. Bugün, kendime ve çevremdekilere oldukları gibi olmaları özgürlüğünü tanıyacağım.

2. Belirsizliği kabullenme arzumdan dolayı, sorunların, karışıklığın çözümü kendiliğinden oluşacaktır. Belirsizliğin özgürlüğe giden yol olmasından dolayı, belirsizlik ne kadar fazla olursa kendimi o kadar güvende hissedeceğim. Belirsizliğin hikmetiyle güvene kavuşacağım.

3. “Tüm olasılıklar alanı”na girerek, sonsuz seçime açık olduğumda yaşayabileceğim heyecanı öngöreceğim. Tüm olasılıklar alanına girdiğimde yaşamın tüm macera, gizem ve büyüsünü yaşayacağım.

G. “Dharma” veya “Yaşamın Amacı” Kuralı

Herkesin yaşamda bir amacı ve başkalarına verecek özel bir hediyesi veya yeteneği vardır. Bu özel yeteneği başkalarına hizmetle birleştirdiğimizde, kendi ruhumuzun coşkusunu ve sevincini yaşarız. Bu da bütün amaçların esas ve nihai amacıdır.

“Dharma” veya “Yaşamın Amacı” Kuralının Uygulanması:

1. Ruhumun derinliklerinde oluşmakta olan Tanrıyı sevgiyle besleyeceğim. Dikkatimi hem bedenimi hem de aklımı hareketlendiren ruha yönlendireceğim.

2. Özel yeteneklerimin bir listesini yapacağım. Özel yeteneklerimi ifade ettiğimde ve onları insanlığın hizmetinde kullandığımda zamanın nasıl geçtiğinin farkında olmadan hem kendi hayatımda hem de başkalarının hayatlarında bolluk yaratacağım.

3. Her gün, kendime, “Nasıl hizmet edebilirim?” ve “Nasıl yardım edebilirim?” diye soracağım. Bu soruların cevapları insanlara sevgiyle yardım ve hizmet etmemi sağlayacaktır.

DEEPAK CHOPRA

hayattan, kişisel gelişim kategorisinde yayınlandı. 1 Yorum »

KARİYER YÖNETİMİ

Sanayileşmiş ülkelerde meslek seçimi öğrenim hayatı içerisinde ve özellikle orta öğrenim döneminde gençlere bireysel kariyer planlaması uygulanarak meslek seçimlerinde yönlendirme ile gerçekleşmektedir. Türkiyede ise lise döneminden başlayarak kişinin kişilik özellikleri ve mesleki ilgi alanları göz önüne alınarak ciddi bir “bireysel kariyer planlaması” çalışması yapılmadığı için iş hayatına atılanların özellikle ilk 5-6 yıl içerisinde hayal kırıklıkları yaşayarak meslek değiştirme ihtiyacı hissettikleri gözlemlenmektedir. Ancak bu kişilerin pek çoğu başladıkları meslek alanlarında iş bulabildiklerinden “meslek” değil sadece “iş” değiştirmekle yetinmek zorunda kalmakta ve mesleki tatminsizlikleri tüm çalışma hayatları boyunca devam etmektedir.

Aslında bu konuda bir kuşak farkı olduğuda söylenebilir. 1960-1980 yılları arasında doğanlar yani “Generation X” dediğimiz kişiler Liyakata, ömür boyu bir şirkette çalışmaya, şirketine ve değerlerine bağlılığa önem veriyorlar. Bu kişilerin Kariyer Anlayışı ise klasik kariyer anlayışı. Şirketlerce yönlendiriliyorlar, Kariyer planlarını şirketler oluşturuyor ve beklentileri Şirketler tarafından yerine getirilmese dahi bu kişiler şirketlerinden kolay kolay ayrılmıyorlar.

1980den sonra doğan ve “Generation Next” dediğimiz yeni nesil ise kariyeri konusunda daha özgür düşünüyor ve iletişime önem veriyor, seçici, kendine güvenen, esnek çalışma ortamlarını tercih eden, yaratıcı, işe katkısını ve yaşamdaki sonuçlarını görmek isteyen kişiler. Bu yeni neslin Yeni Kariyer Anlayışı ise; Kariyer planlama bireysel, Şirketler bireyin kariyer planlarına cevap verebildiği sürece çalışmak için uygun yerler, Tatminsizlik durumunda ise iş değiştirmek kaçınılmaz.

Dolayısı ile nesiller arasında kariyer anlayışı açısından ciddi bir fark var. Bu farkın temelinde ise globalleşmenin getirdiği yeni ekonomik koşullar yatmakta. Geçmişte çalışanlar için iyi bir Şirkette iyi bir iş bulmak ve o şirketten emekli olmak önemli idi. Oysa artık şirketler rekabet güçlerini koruyabilmek için hızlı büyümek veya küçülmek ihtiyacını hissediyorlar, bu da çalışanlar için “iş güvenliğini” azaltıyor. Her an herkes işsiz kalabilir. Bu durumda kariyer değişimi kaçınılmaz oluyor. Bu kariyer değişikliği ise eğer mesleki tatminsizlikte varsa meslek değiştirme boyutlarına varabiliyor.

İnsanların Türkiyede kariyer değiştirme sebepleri:

Bunun üç önemli nedeni var. Öncelikle kişinin kendi özelliklerine, ilgi alanlarına, kişilik yapısına uygun olmayan bir meslek alanında çalışması nedeniyle ortaya çıkan “mesleki tatminsizlik”. Örneğin sadece popüler olduğu için bilgi teknolojileri-yazılım alanına yönelen bir kişi bir süre sonra eğer “sosyal ve girişimci” özellikler taşıyor ise çalıştığı işte mutlu olamıyor ve mesleğini değiştirme ihtiyacı hissediyor.

İkinci neden ise meslek alanlarının popülaritesinin değişmesi. Kişi çalıştığı işte mutlu olsa bile daha iyi gelir ve sosyal imkanlar getiren bir meslek alanına yönlenebiliyor.

Üçüncü neden ise belli meslek alanlarının kriz ortamlarından daha derin etkilenmesi. Örneğin bankacılık sektöründeki büyük daralma nedeniyle geçmişte bankalarda çalışan ve bugün işsiz olan kişiler farklı meslek alanlarında iş arayışlarına giriyorlar.

Kariyer değiştirmek isteyenlerin yapması gerekenler ve kariyer değiştirirken nelere dikkat edilmeli?

İlk önce “kariyer değişimi” bir zorunluluk olmalı. Her ne olursa olsun kişi çalıştığı meslek alanına ciddi bir yatırım yapıyor ve meslek değişimi bu meslek alanında yapılan yatırımların bir kısmının kullanılamamasına neden olacaktır.

İkinci dikkat edilmesi gereken konu seçilecek yeni meslek alanının kişinin ilgi alanlarına, eğitimine, kişilik özelliklerine uygun olması. Kariyer değişimi amaçlayan kişilere bu konuda bireysel kariyer danışmanlığı anlamında profesyonel destek almalarını öneriyoruz.

Üçüncü dikkat edilmesi gereken konu yeni meslek alanının eski meslek alanına mümkün olduğunca yakın olması. Eğer meslekler birbirine yakın ise eski meslek alanında kullanılan bazı becerilerin kolayca yeni meslek alanına “transfer edilmesi” mümkün olabiliyor. Örneğin bir bankada kambiyo bölümünde çalışan bir kişi eğer kişilik özellikleri uygunsa kolaylıkla bir dış ticaret şirketine geçebiliyor ve adaptasyon süresi çok kısa oluyor. Son olarak da seçilen yeni meslek alanının gelişen bir meslek alnı olmasına dikkat edilmeli. Bu meslek alanındaki gelişmeler kişinin mesleki motivasyonuna ciddi destek sağlayacaktır.

Kariyer değiştirme açısından ülkemizin gelişmiş ülkelerle karşılaştırması

Ülkemizde kariyer değiştirmek isteyenler bazı şanssızlıklarla baş etmek zorundalar. Öncelikle bireysel kariyer danışmanlığı kavramı Türkiyede çok yeni kurumsallaşmaya başlayan bir kavram. ABDde 1900lerde, Avrupa ülkelerinde ise 1930-1940 yılları arasında kariyer danışmanlığı merkezleri kurulmuş ve çalışanların özel avukat, aile doktoru gibi bireysel kariyer danışmanları (career agent) var. Oysa ülkemizde bu konuda danışmanlık veren kurumların sayısı henüz çok az. İkinci olarak da ülkemizde eleman alımı safhasında şirketlerin kariyer değiştirmek isteyenlere “olumsuz” gözlerle bakmaları. Oysa sanayileşmiş ülkelerde “başarılı” bir kariyer süreci için 8 – 10 iş ve/veya meslek değişikliği normal kabul ediliyor.

Krizin kariyer değiştirme üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi

Yaşanan ekonomik krizin doğal sonucu olan işsizlik oranının artması sebebi ile çalışmak ve para kazanabilmek kişiler açısından daha öncelikli amaç haline geldi dolayısı ile kişiler meslekleri ve deneyimleri dışında daha farklı işlerde çalışabiliyorlar. Maddi açıdan durumu iyi olan ve rahat geçinen kişilerse istedikleri gibi bir işe ulaşmak için bekliyorlar ve seçici davranıyorlar. Tabii ki krizin “ertelenmiş bir kariyer değişimi fırsatı” yarattığını da inkar edemeyiz. Meslek yaşamları boyunca iş veya meslek değiştirmek isteyen ancak buna cesaret edemeyen kişiler işsiz kaldıklarında bu fırsatı değerlendiriyorlar ve yeni meslek alanlarına yönelme, yeni işler bulma çabalarına giriyorlar. Kendi işini kurma çabası gösterenlerin sayısı da oldukça fazla. Bu konularda ciddi başvuru ve talep alıyoruz. Ancak elbette ki krizin iş imkanlarını daralttığı ve yeni yatırımların yapılması için riskli olduğu bir dönem olduğu gerçeği de unutulmamalı. Sanırım şu anda yaşadığımız dönem Türkiye açısından gerçek anlamda “işgücü realizasyonu” dönemi olacak. Bu kriz döneminde iş ve meslek alanları daha netleşecek ve çalışanlar daha doğru meslek alanlarına yönlenecekler.

Meslek değiştirmek isteyen kişilere önerimiz “profesyonel destek” yani bireysel kariyer danışmanlığı hizmeti almaları. Kariyer seçimi sanıldığı kadar kolay bir süreç değil ve bugünün şartlarında rastlantıya bırakılamayacak kadar önemli. Yanlış atılacak adımlar yarardan çok zarar verebiliyor. Profesyonel destek alınmadan yapılacak kariyer değişikliklerini biz “doktora gitmeden ilaç almaya” benzetiyoruz.

Türkiyedeki üniversiteliler, yeni mezun olanların çalışmayı tercih ettikleri şirketler :

Yeni mezunlardan, iyi üniversitelerden mezun ve iyi eğitim görmüş olanlar mutlaka uluslararası orta ve büyük ölçekli şirketlerde çalışmak istiyor. Her ne kadar bir kısmı pozisyon istekleri anlamında yüksek beklentiler içinde olsalar da bilinçli olanlar ve kariyerlerini doğru planlamış olan, kendilerini iyi analiz eden ve farkındalığı olan kişiler tercih edilmede diğerlerine karşı farklılığı yaratabiliyorlar. Uluslararası şirketlerin analiz ve seçim süreçleri uzun zaman alıyor ve doğru karar vermeye çalışıyorlar ve Assesment Center kurmuş olan firmalarda bu analizler gerçekleştiriliyor.

Son yıllarda öğrencilerin şirket ve sektör tercihinde ciddi bir değişiklik oldu mu?

Farklı eğitimler aldıkları için herkes aslında öncelikle kendi meslekleri konusundaki iş alanlarına yönelmeyi hedefliyorlar. Fakat iş olanakları kısıtlı olduğu için farklı alanlara da yönelim söz konusu. Tecrübe kazanmak önemli dolayısı ile başlangıç firması ve iş önemli bir faktör.

Son yıllarda IT sektörünün tercihinde ciddi anlamda bir artış sözkonusuydu. Teknik Bölümlerden mezun olmayanlar bile sertifika programları ile kendilerini yetiştirip IT pozisyonlarında yeralma arzu ve çabasındaydılar. Buradaki en önemli faktör IT Teknolojilerin neredeyse başdöndürücü hızla ilerlemesi ve buna paralel olarak da bu sektörlerdeki kazançları yüksek olması. Ancak Dünyada ve Türkiyede özellikle IT sektöründeki krizle birlikte bu sektöre olan eğilimde bir miktar azalma yaşanmakta. Bununla birlikte yeni mezunlar için halen gözde bir mesleki tercih.

Tercihlerde en göze çarpan diğer bir trend; :sosyal meslek gruplarına olan ilginin artması; örneğin İnsan Kaynakları, Halkla İlişkiler, Pazarlama, Uluslararası Temsilcilik gibi alanlarda daha önceki yıllara oranla gerçek bir ilginin artışı sözkonusu…. Yine Gıda ve Medikal Sektör, Dış Ticaret ile ilgili alanlar öğrencilerin en fazla ilgilerini çeken sektörlerin başında…

Öğrenciler, tercihleri eski ve köklü şirketler mi, yeni ve yaratıcı şirketler mi ?

Öğrenciler açısından yeni iş alanları, dinamik ve yaratıcı şirketler ön planda. Büyük organizasyonlarda pozisyon bulabilmenin zorluğunu biraz da kavramış durumdalar ve daha küçük yapılarda insiyatifin daha mümkün olabileceği ve kendilerini gösterebilecekleri deneyim kazanabilecekleri şirketlerin varlığından haberdar olmaya başladılar. İş fırsatlarından haberdar olabilmek artık sadece insan kaynakları gazeteleri ile sınırlı değil. İnternet önemli bir iletişim aracı ve danışmanlık şirketleri de bu arayışlara destek olabiliyor. Yurt dışında deneyim kazanmak isteyen kişiler de çoğunlukta. Mezun oldukları andan itibaren yurt dışında 1-2 yıllık master veya sertifika programlarına katılıyorlar ve çalışma imkanı bulabiliyorlar.

Öğrenciler (profesyonel adayları) için aslında en belirli olan özellik; iş hayatına biran önce atılabilmek. Bu nedenle çok seçici davranış biçimi gösteremeyebiliyorlar: eski ve köklü kuruluşlarda endişelerini daha rahat giderebileceklerini düşünerek tercih etseler de; (deneyimden yoksun olmaları nedeni ile) bu organizasyonlarda kendi açılarından yeralabilme güçlüğü ile tercihlerini yeni büyümekte olan organizasyonlardan yana kullanıyorlar.Profesyonel gözle ve güvenle -mesleki geleceğini düşünerek- bakabilenler yeni ve yaratıcı şirketlere yoğun olarak iş başvurularında bulunuyorlar.Genel perspektiften bakıldığında genç ve yaratıcı şirketler oldukça ağır basıyor yeni mezunların tercihlerinde…

Doğru ve Etkili İletişim İlkeleri İletişimde Etkili Olabilmek İçin:

Konuşurken bir sonraki aşamada neler söyleyecekleriniz hakkında merak uyandırmaya çalışın. Olumlu sözler kullanın. Pozitif olun. Dürüst samimi ve açık olun. İçten davranışlar sergileyin. Yazılı olarak sunmanız ve ifade etmenizin daha zor olacağını düşünün İlginin kaybolmaması için konuştuğunuz konunun özüne inin. Hitap önemlidir. Karşınızdaki kişiye ismi ile veya sen ya da siz ifadelerini sıkça kullanın. Güçlü ve etkili sözcükler kullanın. Kısa cümleler ve kısa paragraflar kullanın.

AYŞEN ARIDURU Fortune Danışmanlık A.Ş. Managing Partner

kişisel gelişim kategorisinde yayınlandı. » yorum bırak;
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.