keferdiz44

her yol bir yere çıkıyor: ilk geldiğimiz yere…

Arşiv 'komik' Kategori


öss öncesi son uyarılar…!

Yazan: mustafaemingul Haziran 11, 2008

ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan, 15 Haziran Pazar günü gerçekleştirilecek ÖSS’de, hem kolay hem de zor sorular olacağını belirterek, ”Genel zorluk derecesi itibariyle geçen yıldan daha zor olmadığını, belki daha kolay olduğunu veya aynı düzeyde olduğunu söyleyebilirim” dedi.

Yarımağan, AA muhabirinin ÖSS’ye ilişkin sorularını yanıtladı. Pazar günü yapılacak ÖSS’ye 1 milyon 530 bin adayın gireceğine işaret eden Yarımağan, adaylara sınava giriş ve kimlik belgesi ile fotoğraflı bir kimliklerini yanlarında getirmeyi unutmamaları uyarısında bulundu.

Yarımağan, ”Sınava giriş belgesinin aslı olmadan adayların sınava girmeleri mümkün değil. Onun için sınava giriş belgelerini iyi korusunlar. Sınava giriş belgelerini unutmamalarını öneriyorum. Sınav sabahı telaşa kapılmamak için sınava giriş kimlik belgelerini, fotoğraflı bir kimliklerini, kalem, silgi, vesaire malzemeleri sabah kolay bulacakları bir yere koysunlar ve vakitlice sınav yerlerine gelsinler” diye konuştu.

-ELLERİNE BELGE ULAŞMAYAN ADAYLAR-

Yarımağan, şu ana kadar ellerine sınava giriş ve kimlik belgesi ulaşmayan adayların bulundukları yerin ÖSYM sınav merkezi yöneticiliğine başvurarak, yeni belge çıkarabileceklerini bildirdi.

Özellikle büyük şehirlerdeki adayların, mutlaka sınava girecekleri binayı görmelerini öneren Yarımağan, adayların sınav günü sıkıntı yaşamamaları için sınav yerlerine nasıl ve ne kadar sürede ulaşılacağını öğrenmeleri uyarısında bulundu.

-”ÜÇTE BİRİNİ YAPAN BARAJI GEÇER DİYEBİLİRİZ”-

Sınavda yöneltilecek soruların zorluk derecesinin sorulması üzerine Yarımağan, şunları söyledi:

”İçlerinde kolay sorular da var, zor sorular da var. Soruların özgün olmasına dikkat ediyoruz. Mutlaka sorularımızın içinde geçmiş yıllarda sorduğumuz sorulardan farklı yapıda olanların bulunmasına dikkat ediyoruz. Sınava çok sayıda aday girdiği için, bunları birbirinden ayırmak amacıyla soruların kolayları da, zorları da olması lazım. Ama genel zorluk derecesi itibariyle geçen yıldan daha zor olmadığını, belki daha kolay olduğunu veya aynı düzeyde olduğunu söyleyebilirim.”

”Kaç net soru yanıtlayan adayın barajı aşabileceği” sorusuna Yarımağan, bunun net bir yanıtı olmadığını söyledi.

Yarımağan, ”Adayın hangi testten kaç soru yaptığı önemli. Örneğin, Sayısal-2 puanı için 6 test devreye giriyor. Bu altı testte 180 soru var. ‘180 sorudan 60 tanesini yapmalı demek’ çok fazla bir şey ifade etmiyor. Çünkü 60 tane yaptığınızda, bu 60 tanesi Matematik-2′den mi, Matematik-1′den mi, Fen-1′den mi, Fen-2′den mi yapılmış o önemli. Ama kabaca söylersek, eğer bütün testler eşit yapılırsa mevcut puan hesaplama yöntemine göre soruların üçte birini yapan, yani 180 sorudan yaklaşık 60 tanesini yapan, 185′i geçiyor diyebiliriz. Ama dediğim gibi bu çok kaba bir değerlendirme. Bu, yıldan yıla, testten teste değişiyor. Puan türünden, puan türüne değişebiliyor.”

-TERCİH ETTİĞİ YERDE SINAVA GİREMEYENLER-

Yarımağan, bu yıl çoğunluğu İstanbul‘u tercih edenler olmak üzere toplam 39 bin adayın ”tercih ettiği yerde” sınava giremeyeceğini bildirdi.

İstanbul’da deprem karşı binaların güçlendirmeye alınması nedeniyle sınava girilecek salon kapasitesinin azaldığını ifade eden Yarıamağan, adayların istedikleri yerlerde sınava girememelerinin bundan kaynaklandığını dile getirdi.

Yarımağan, ÖSS’yi 151 merkezde gerçekleştirdiklerini, her yıl 15-20 merkezde aday sayısının kapasitesinin üstünde kaldığını, bu nedenle kapasite fazlası adayları, adreslerinin bulunduğu illerde, tercih ettikleri ilin yakınında veya mezun oldukları okulun bulunduğu ilde sınava aldıklarını anlattı.

-CEP TELEFONU UYARISI-

Bu yıldan itibaren cep telefonu konusunda yeni bir uygulama başlatacaklarını anımsatan Yarımağan, geçen yıllarda adayların sınava gelirken yanlarında cep telefonu getirerek bina girişinde görevlilere teslim edebildiklerini kaydetti.Bu uygulama karmaşa yarattığı için yeni bir düzenlemeye ihtiyaç duyulduğunu söyleyen Yarımağan, şunları kaydetti:

”O yüzden bu sene cep telefonu ile binaya girmeyi yasakladık. Adaylar cep telefonlarını ya evlerinde bırakacaklar ya da eğer birlikte geldikleri birisi varsa bina girişinde ona verecekler” dedi.

Sınav süresince cep telefonlarının kullanılmasının engellenmesine yönelik bir girişimleri olup olmadığı sorusu üzerine Yarımağan, şunları söyledi:

”Bu çok zor, tabi keşke böyle bir uygulama olabilse biz çok rahatlarız. Çünkü günümüzde teknolojik olanaklar kopyayı cep telefonu ile çekmeye imkan veriyor. O yüzden biz de cep telefonu ile sınava gelinmesini istemiyoruz. Ama maalesef sınav süresince GSM yayınlarını durdurmak, yani cep telefonu ile yapılan iletişimleri Türkiye genelinde durdurmak mümkün değil. Çünkü bilebildiğim kadarıyla bu iletişim imkanının kullanılmasını durdurmak Türkiye bazında hayatı felç eder.”

-KILIK KIYAFET-

Yarımağan, adayların sınava kurallara uygun kılık kıyafetle katılmaları gerektiğini belirtti. Yarımağan, ”Bizim kurallarımız kılavuzda yazılı. Bu Yükseköğretim Kurulu tarafından da kabul edilen kurallar. Bu kurallara göre, gerek başvuru sırasında gerek sınava girerken adayların başının açık olması gerekiyor. Olay sadece türban değil. Başı açık olacak, aday kolay tanınacak bir kıyafette olacak” diye konuştu.

-”ALÇAK, PÜRÜZLÜ SIRALAR DEVRE DIŞI”-

ÖSYM’nin bu yıldan itibaren sınava girecek adayların rahat etmelerini sağlamaya yönelik düzenlemeler yaptığını anlatan Yarımağan, kolçaklı sandalyelerin bulunduğu salonlarda, ilköğretim 1. ve 2. sınıfların kullandığı salonlarda ve üzeri pürüzlü sıralarda bundan sonra sınav yapılmayacağını bildirdi.

Yarımağan, ÖSS’ye başvuru sırasında adayların kilosunun da sorulduğunu anımsatarak, kilolu ve uzun boylu adayların durumlarına uygun sıralarda sınava alınacaklarını kaydetti. Yarımağan, şöyle devam etti:

”Bundan önce sınav salonlarının kapasitesi dışında başka bilgiye sahip değildik. Örneğin sandalyelerin büyüklüğü, masaların, sıraların tipi, durumu ile ilgili bilgimiz yoktu. Bu nedenle adaylardan şikayetler geliyordu. Salonlarla, binalarla ilgili detaylı bilgi topladık ve buna dayanarak en uygunsuz salonları, örneğin kolçaklı sandalyeli salonları devre dışı bıraktık. Çok alçak sırası, sandalyesi bulunan genellikle ilköğretim 1. ve 2. sınıflarını, yüzeyi çok pürüzlü olan, üzerinde işaretleme yaparken bile cevap kağıdının yıprandığı sıraların bulunduğu salonları devre dışı bıraktık.Bir de tuvaleti bina dışında olan binaları devre dışında bıraktık. Okullarımız arasında tuvaleti binanın dışında, bahçede olan okullarımız var. O tür okulları devre dışı bıraktık.”

-ADAYLARIN ŞANSI-

Yarımağan, bu yıl sınava girecek adayların, gerek kontenjanların artması, gerek liselerin dört yıla çıkarılmasından dolayı lise son sınıflardan mezun verilmeyecek olması dolayısıyla daha avantajlı olacağını belirtti.

Yarımağan, şöyle konuştu:

”Bu yıl adaylar için iki yönlü şans var. Birisi, aday sayısının azalması. Gerçi aday sayısı beklediğimiz oranda azalmadı. Son sınıf öğrencilerinin sayısının 500 binin üzerinde azalmasına karşın, eski mezunlardan 380 bin fazla olduğu için aday sayısındaki azalma 130 bin oldu. Olsun, gene de geçen seneye göre bir azalmadır.

Bunun yanında, belki bundan da daha önemlisi, kontenjanlar bu yıl arttı. Örgün programların kontenjanlarındaki artış oranı yüzde 25′i aşıyor. Bu da aday sayısındaki azalmayla birlikte düşünüldüğünde, bu yıl sınava girenler için ciddi biçimde üniversiteye girme şansını yükseltiyor.”

-ADAYLARA MESAJ-

Adaylara sınavı önemsemeleri önerisinde bulunan Yarımağan, şunları söyledi:

”Önemsemediği bir konuda insanın başarılı olması mümkün değil. Adaylar önemseyecekler, ciddiye alacaklar fakat bunu bir kaygı düzeyine çıkarmayacaklar. Nihayet bu bir sınavdır. Sınavın ötesinde buna bir anlam yüklemek gerekmez. Adayların hayatları boyunca girecekleri sınavlardan bir tanesidir, tek sınav bu değildir. Adayların girdikleri veya girecekleri sınavların bir kısmı bunun kadar önemlidir. Dolayısıyla bu sınavın anlamını çok abartmasınlar ama ciddiye alsınlar.

Bütün adayların düzeyi aynı değildir. Herkesin aynı başarıyı göstermesi mümkün değildir, o bakımdan herkes kendi imkanları içinde, kendi yetenekleri ölçüsünde bir başarı elde edecektir. Önemli olan elde edilebilecek başarıyı mümkün olduğu kadar yukarılara çekmektir. Adayların hepsine başarılar diliyorum.”

-SINAV SONUÇLARI-

Yarımağan, sınav sonuçlarının 10-15 Temmuz arasında açıklanmasını planladıklarını bildirdi. Yarımağan bu tarihler arasında sonuçların açıklanması halinde adayların tercihlerinin 20 Temmuz’dan sonra alınacağını ifade etti.

”BARAJ PUANLARINI HESAPLAMA YÖNTEMİNDE DEĞİŞİKLİK YAPMAYI PLANLIYORUZ”

ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan, ÖSS’de iki yıllık ön lisans programlarını tercih etmek için gerekli 160 baraj puanı ile lisans programlarını tercih etmek için gerekli 185 baraj puanının hesaplama yönteminde değişiklik yapılmasının planlandığını bildirdi.

Yarımağan, yeni yöntemle daha fazla adayın 160 ve 185 barajını geçeceğini, böylece kontenjanlarda boş kalma oranının azalacağını söyledi.

AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Yarımağan, geçmiş yıllarda bazı alanlarda kontenjanların dolmadığına işaret etti. Bu yıl kontenjanların artırıldığını anımsatan Yarımağan, bu çerçevede ÖSS’yi kazanmak için gerekli baraj puanlarının hesaplanması yönteminde değişiklik yapılmasının palanladığını belirtti.

”Puan hesaplamada, 160 ve 185 baraj puanlarının anlamlarının değiştirilmesiyle ilgili bir önerimiz var” diyen Yarımağan, önerinin kabul edilmesi halinde bu sınav sonuçlarının yeni karar doğrultusunda hesaplanacağını anlattı. Yarımağan, ”Bu değişiklik adaylara nasıl yansıyacak?” sorusunu, şöyle yanıtladı:

”Bu, adayların lehine olacak. 185 ve 160 puan almak mevcut sisteme göre daha kolaylaşacak, daha çok aday 185 puanı geçebilecek, dolayısıyla daha fazla aday tercih yapma imkanına sahip olacak. Böylece kontenjanlardaki doluluk oranı da daha yüksek olacak. Kontenjanlarda yüzde 100 doluluk oranı beklemiyoruz. Bu sene örgün öğretim programlarının 540 bin civarında kontenjanı var. Bu kontenjanın hepsini doldurmak mümkün olmayabilir. Çünkü bu programlar arasında gerek alanı itibarıyla gerekse de vakıf, KKTC’deki üniversiteler veya yurt dışındaki üniversiteler olması itibarıyla çok fazla ilgi görmeyenler olabilir. Amacımız bu 540 bin kontenjanı mümkün olduğu kadar doldurmak. Bu programların 40 bini değil, boş kalacaksa sadece birkaç bini boş kalsın. Bunun için de puanlarda bir değişiklik yapılmasına ihtiyaç var. Yani mevcut programlarla mevcut puan hesaplama yöntemiyle bu 540 bin kontenjanın hepsini doldurmak mümkün değil.”

-”ADAYLARIN LEHİNE BİR DEĞİŞİKLİK YAPILACAK”-

”Baraj puanlarıyla ilgili yapılacak değişiklik, kontenjanları doldurmak amacıyla mı yapılıyor?” sorusu üzerine Yarımağan, geçmiş yıllarda boş kontenjanların sayısının bazı alanlarda yüksek olduğunu belirtti.

Bu kontenjanların dolmasını amaçladıklarını anlatan Yarımağan, ”Adayların lehine bir değişiklik yapmaya çalışıyoruz. Tabii, bu konuda yetkili kurul YÖK Genel Kurulu. YÖK Genel Kuruluna böyle bir öneri sunulacak, kabul edilirse değişiklik yapılacak” diye konuştu.

Yarımağan, hesaplama yönteminde 160 ve 185 baraj puanlarının düşürülüp düşürülmeyeceği sorusu üzerine, sadece hesaplama yönteminde değişiklik yapılacağını, daha fazla adayın bu baraj puanlarını aşacağını yineledi. Yarımağan, ”Şu anda önerimiz YÖK’e henüz sunulmadığı için, yetkili kurul değerlendirmeden bilgi vermek istemiyorum. Ama adayların lehine bir değişiklik yapılacak.”

Yarımağan, YÖK’ün onaylaması halinde uygulamanın hemen başlatılacağını ifade ederek, ”Bu yıl uygulamazsak, 540 binlik kontenjanının en az 50 bini boş kalır” dedi.

Yazı kategorisi: Basın, Tarih, bilgi çöplüğü, eğitim, genel, güncel, haber, hayattan, karışık, kişisel gelişim, komik, mizah, yorum | Yorum Yok »

Yargıtay ‘taraflı ve siyasi’ olduğunu dün ifşa etti!

Yazan: mustafaemingul Mayıs 22, 2008

367 el çabukluğu, 27 Nisan elektronik muhtırası ya da kapatma iddianamesi gibi… Hiç şaşırmadım ama çok kızdım.
Otoriter zihniyetler, art niyetler bu kadar mı açık edilir? Objektifliği ve tarafsızlığı bir yana atıp boğazına kadar siyasete batmış olmak, bu kadar mı net ifşa edilir?
Çelişkisi bol bir metin var karşımızda. Bir örnek vereyim:
Bir yandan ‘kuvvetler ayrımından‘ söz ediyor. Öte yandan “Yeni Anayasa” hazırlıklarından ve tartışmalarından yakınıyor.
Affedersiniz ama Meclis nasıl bir Anayasa değişikliği yapacağını Yargıtay’a soracak, ondan icazet alacak değil herhalde.
Ya şu cümleye ne demeli?
“(…) Anayasa 10 ve 42 maddeleriyle ilgili değişiklik, engellenemeyen bir hızla yasalaşmıştır.
“Engellenemeyen bir hızla yasalaşmak” ne demek acaba? Herhalde “o kadar hızlı yasalaştı ki engelleyemedik” demeye getiriyorlar.
Sanki yetkileri, görevleri varmış gibi…
‘nci’uncu’nın
Bildiri, “Tarafsızlığı tartışma konusu olmayacak, bağımsızlığı ise bir türlü sağlanmak istenmeyen Yargı” erkinden söz ediyor.
Başta eski başsavcıları Sabih Kanadoğlu olmak üzere birçok hukukçu “Yargı taraflı olmalıdır” dediğinde sustular.
Anayasa Mahkemesi Başkanı
Haşim Kılıç, yargının tarafsızlığından söz etti diye hemen kaşlarını havaya kaldırıp, yüzlerini buruşturdular.
Şimdi “tarafsızlığımız tartışma konusu olamaz” diyorlar. Halbuki bu metin Yargıtay’ın hukuk ilkelerini unutup a‘dan z‘ye siyasileştiğini apaçık gösteriyor.
Düşünün… Yargıtay’da 21 Hukuk Dairesi, 11 de Ceza Dairesi var. Başkan ve başkan vekilini de eklerseniz 34 kişi ediyor.
Bildiriye ‘Başkanlar Kurulu’ olarak imza atan bu kişilerin, tamamen siyasi bir meselede aynı fikirde olması, kurumun siyasileştiğini ve aynı görüşe sahip kişilerin burada kadrolaştığını göstermez de, neyi gösterir?
Gelelim bildirinin şahikasına:
“Tüm bu gelişmeler, ısrarlı bir biçimde ve sistemli olarak yargı erkinin bağımsızlığının hazmedilemediğini, tarafsızlığı sağlama adı ve aldatmasıyla yürütmeye yandaş, onu koruyup kollayan ve onun tarafından denetlenen bir yargının oluşturulmasının amaçlandığını belgelemeye yetmektedir.”
Demokrat medyanın, “Yargı öncelikle tarafsız ve nesnel olmalıdır” çağrısına verdikleri cevaba bakar mısınız? Yani şunu diyorlar: “Yargının tarafsız olması, kapatmak istediğimiz partilere yarar. Buna izin veremeyiz.
Bir yandan “Bağımsızlığımız tam değil” diye yakınan… Öte yandan “Bağımsızlığımızı hazmedemiyorlar” diye nazire yapan çelişkili bir bildiri bu!
Bakın Avrupa Parlamentosu’nun (AP) Türkiye Raportörü
Ria Oomen-Ruijten ne diyor:
“Cumhuriyet savcıları, Avrupa Birliği üyesi hiçbir ülkede Türkiye’de olduğu kadar bağımsız değil. AK Parti kapatılma davasının yargının bağımsızlığı ile ilgisi yok. Yargının tarafsızlığı ile ilgisi var.
Hollandalı Ria Hanım da
AKP şakşakçısı çıktı! Bu Avrupalılar da çok tuhaf. ‘nin
Özetle: Bu bildirinin, Baykal’ın “367 gereklidir kararı alınmazsa çatışma çıkar” tehdidinden ya da 27 Nisan 2007‘de yayınlanan askeri muhtıradan farkı yok.
Diğerleri gibi bu da, Anayasa Mahkemesi‘nin önümüzdeki günlerde alacağı kararları etkilemek amacıyla yayınlanmış siyasi bir bildiri. Yargıtay, AYM’yi etkilemeye çalışıyor: “Yetkini aşarak, 10′uncu ve 42′nci madde değişikliklerini iptal et… Aksi halde iddianamenin çok önemli bir ayağı eksik kalır… Sonra da AKP’yi kaparsın, olur biter” denmekte. Maşallah!

Yazı kategorisi: Basın, Tarih, bilgi çöplüğü, ekonomi, genel, haber, hayattan, karışık, komik, millet vekilleri, politika, savaş, yorum | Yorum Yok »

İngiliz Kraliçesi 2. Elizabeth neden Ankara’ya geldi ?

Yazan: mustafaemingul Mayıs 15, 2008

Türkiye’de genellikle hep “İngiliz” kelimesini kullanılır . İngiltere Kraliçesi sıfatı da  İngilizler’in yıllar önce kurduğu krallığı temsil eder. ”Birleşik Krallık (United Kingdom )” kavramı dört ayrı krallığın birleşiminden oluşan birliğin adıdır : İngiltere ,İrlanda ,Wales ve İskoçya krallıkları 1707 yılındaki anlaşmayla kurulmuş, 1801 ve 1922 yıllarında yapılan ek anlaşmalarla bugünkü statüsüne ulaşmıştır.  ”Büyük Britanya (Great Britain ), ya da “Common Wealth” İngiliz Milletler topluluğu , gibi kavramlar ise çok karmaşık geldiği için mi nedir, pek kullanılmaz,anlaşılır bulunmaz.Türk basını kraliçeyle ilgili bir haber verirken bu konuya pek aldırmaz.Önemli olan ”adaların  kraliçesi ” olmasıdır. Oysa protokoller gereği olarak bazı sıfatların dikkatlice kullanılması gerektiği, en azından ikili resmi görüşmelerde ve ziyaret programının detaylandırılmasıyla uğraşan yetkililer için bir kabus olarak ortaya çıkabilir.

2. Elizabeth Alexandra Mary 21 Nisan 1926 doğumlu. babası 6. George ‘un ardından 1952 yılında Birleşik Krallık Kraliçelik tacını giyiyor. Şu anda 16 devlet ve bu devletlerin (Eyaletlerin ) yurtdışı topraklarının da oluşturduğu İngiliz Uluslar Topluluğu (Common Wealth ) kraliçesi olarak da kabul ediliyor.Bu devletler (Eyaletler) de şunlar:  Kanada,Avustralya,Yeni Zellanda,Jamaika,barbados ve diğerleri.

Kraliçenin bir de dini kişiliği var. Bu konu nedense pek dile getirilmedi ? Kraliçe’nin inancı ne , ? Laiklik konusundaki görüşü ne ? Kraliçe resmen İngiliz Kilisesi’nin başkanı ve İskoçya Kilisesi’nin  koruyucu başkanı.

Türk medyası haberi nasıl veriyor ?

 “İngiltere Kraliçesi, İngiltere Dışişleri Bakanlığı’nın isteğiyle Türkiye’ye gelerek, Türkiye’nin AB üyeliğine desteği belli ediyor ve bu ülkenin yüzünün batıya dönük olması gerektiği yönünde net bir mesaj veriyor.” NTVMSNBS

“İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth’in, eşi Edinburg Dükü Prens Philip ile Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün daveti üzerine Türkiye’yi ziyaretinin, ülkenin tanıtımı ve turizmi açısından büyük önem taşıdığı bildirildi. ” Yeni Şafak

“İngiltere Kraliyet kuralları gereği, Kraliçe her ziyaret ettiği ülkede, kendisine ev sahipliği yapan devlet başkanı onuruna bir resepsiyon veriyor. II. Elizabeth, bu geleneği Türkiye’de de bozmayacak ve ziyaretinin üçüncü günü, İstanbul’da, Boğaz’a demirleyen İngiliz uçak gemisinde bir resepsiyon verecek.” Boyut Haber

“İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth, dün Bursa’da Osmanlı esintisini doyasıya yaşadı. Kraliçe, dün saat 11.40’ta eşi Prens Philip’le özel uçakla Bursa’ya geldi.” Hürriyet

(Bu yazıya çok ilginç bir okuyucu yorumu yapılmış: ZATEN İSDEDİKLERİDE TEKRAR YIKILMIŞ OSMANLI.AMA GÖRECEKLERKİ İSTEDİKLERİNİ YAPAMAYACAKLAR.Hasan Çetinkaya )

Birleşik Krallık (İngiliz ) medyası bu ziyarete ne kadar önem veriyor ?

Times : imzasız haber yorumunda Türkiye’yi laik bir demokrasi ,bölgesel bir güç olarak tanımladıktan sonra ; radikal İslam ve militarist güçlerin de etkili olduğu bir bölge olarak nitelendiriyor ; stratejik ortaklık olasılığından söz ediyor.Türkiye’nin İslam ve demokrasi deneyini gerçekleştiren  Erdoğan Hükümeti’nin “hukuki “ya da “askeri” anti demokratik nedenlerle görevinden uzaklaştırılmasının tüm İslam dünyasında uyandıracağı olumsuz etkiden söz ediyor.

“a Muslim, secular democracy, a regional industrial power and a society that remains free and open despite the pressures of religious extremism, prickly military nationalism and Westernised culture often at odds with conservative rural traditions.For if the Government of Recep Tayyip Erdogan, despite a good economic record and pro-European orientation, is overthrown - directly by a suspicious military Establishment or through a legal device on the grounds that it is undermining the secularism - Islamists elsewhere will conclude that there is no point in moderation, as democracy will never accept them or let them to come to power legally. ” Times Online .

 

Sonuç Olarak : Kraliçe’nin ziyaretini yorumlamak gerekirse :

Bu ziyaret Birleşik Krallık Dışişleri Bakanlığı tarafından planlanmıştır.

Tamamiyle siyasidir. T.C: Anayasa Mahkemesi’nde görüşülmekte olan ‘AKP Davası ‘ konusunda bir çok mesaj verilmek istenmektedir.Bu mesajlar ,AB üst düzey yetkilileri ziyaretleri aracılığıyla açıkça verilmiş,şimdi de farklı bir tarzda verilmektedir.

Bu ziyaret çok iyi planlanmış bir ziyarettir : Kraliçe’nin Çankaya ziyareti siyasi ,Bursa ziyareti ise kültürel anlamda algılanmalıdır,camii ziyareti, ve Kur’an okunması ,başörtüsü vb. gibi mesajlar belirli adreslere gönderilmektedir.

İstanbul Boğazı’nda demirleyen İngiliz uçak gemisinde verilecek olan yemek de askeri bir mesaj olarak algılanmalıdır. Birleşik Krallık Büyük Elçiliği binalarında yemek vermek yerine bir askeri gemide , hem de bundan 90 sene önce işgal ettiği bir kentin limanına demirleyen bir uçak gemisinde yemek verilmesi askeri bir mesaj taşımıyorsa ,eski emperyal bir nostalji mesajı mı taşımaktadır ?  

Yazı kategorisi: ABDULLAH GÜL CUMHURBAŞKANI, Atatürk, Atatürkçülük, Basın, Tarih, bilgi çöplüğü, dini, ekonomi, english, genel, güncel, haber, hayattan, karışık, komik, mizah, politika, savaş, yorum | 3 Yorum »

Bunca kanıtı yok saymanın dayanılmaz “ağır”lığı!

Yazan: mustafaemingul Mayıs 1, 2008

Danıştay saldırısıyla ilgili davanın gerekçeli kararında Ergenekon soruşturması ile Danıştay saldırısı arasında hukuki bir bağ olmadığı vurgulanıyor!Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin gerekçeli kararı, “Alparslan Arslan’ın Danıştay saldırısını türban yüzünden gerçekleştirdiği” savını gerçek kabul ediyor…

Böylelikle, yüzde yüz kesin Danıştay-Ergenekon bağlantısının üzeri “yargı betonu” dökülmek suretiyle örtülmüş oluyor!

***

Mahkeme, Danıştay tetikçisi Alparslan Arslan’la Veli Küçük’ü aynı karede gösteren 2006′da İsviçre’deki bir kongrede çekilmiş gerçek olduğu kanıtlanan fotoğrafı delil olarak saymadı…

Arslan, Cumhuriyet gazetesine bomba atan kadroda da yer almıştı: Cumhuriyet’e atılan bombaların Ümraniye cephaneliğine atılanlarla aynı seriden olduğu kriminal raporla belgelendiği halde Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi bu net bağlantıyı da es geçti…

Ümraniye’deki el bombalarında emekli astsubay Oktay Yıldırım’ın parmak izine rastlanmıştı: 27 el bombasının sahibi Yıldırım, Danıştay saldırısını duyar duymaz intihara kalkışan Muzaffer Tekin’i hastaneye yetiştiren kişi…

Tekin de “Veli Küçük Ama Her Yerden Görünüyor”un kankası…

Arslan’la birlikte hüküm giyen Osman Yıldırım Ergenekon savcısına verdiği ifadede “Veli Küçük ile Ataşehir’de yapılan toplantıda Cumhuriyet gazetesine bomba atılması ve Danıştay saldırıları kararı alındı. Bombaları Küçük’ten aldık!” demişti…

Osman Yıldırım’ın Ergenekon-Danıştay bağlantısına ilişkin olarak cezaevinden gönderdiği dilekçelere ilgili mahkeme itibar etmedi…

Buna mukabil Alparslan Arslan’ın “Bombaları Süleyman Esen’den aldım” şeklindeki ifadesi gerçek kabul edildi. Esen, bu iddiayı reddetti. Mahkeme, Esen ve avukatının dilekçelerini geri çevirdi…

Bu suretle, bombaların nereden temin edildiği gibi son derece önemli bir hususun üzerine gidilmemiş oldu.

Cumhuriyet’e ilk bombanın atıldığı 5 Mayıs 2006′dan 17 Mayıs’taki Danıştay saldırısına kadar geçen sürede Alparslan Arslan’ın şirketinde bir dönem avukat olarak çalıştığı Ayhan Parlak’la yaptığı yoğun telefon görüşmeleri mahkemece göz ardı edildi.

Parlak’ın o dönemde şirketten ortağı Muzaffer Tekin ile de yoğun telefon görüşmeleri saptanmıştı. Veli Küçük’le de birkaç kez telefonlaşmıştı, Parlak!

Mahkeme, koskoca Ergenekon çetesinin Danıştay’la net bağlantılarını göremiyor; buna karşılık Danıştay saldırısı ile adı bile olmayan bir “dinci örgüt” arasında anında bağlantı kurmayı başarıyordu.

***

Arslan’ın bombaları aldığını iddia ettiği Süleyman Esen’in hocası “Şeyh Salih Kunter” bu “örgütün lideri” oluyordu!

Senaryo “ağızlara laik”ti: Danıştay saldırısından hemen sonra basında “Nur cemaatinin önde gelen isimlerinden biri” olarak lanse edilen Salih Hoca’nın (Nurcu Şeyh!) türbanla ilgili sohbetlerinden acayip etkilenmiş olan “Avukat” Alparslan Arslan, “türban karşıtı kararı nedeniyle” Danıştay 2. Dairesi’ni basıp silahını ateşlemiş bir “şeriatçı” eylemciydi!

Eline silah ve bomba tutuşturan arkasındaki bütün adamlar “Ulusalcı” Babalar; ancak hikaye bu ya “Alparslaaan’ım!” Arslan “dinci katil” oluveriyor; olmak zorunda!

“Örgütün lideri Nurcu Şeyh Salih Hoca” ise hakkında üç kez müebbet istendiği halde ne hikmetse dava sonunda beraat edivermişti!

***

Final: Tüm bunlardan sonra, Danıştay saldırısı ile Ergenekon terör örgütü arasında zerrece bir bağlantının olmadığı anlaşılmış bulunuyor: İnanmayan Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin gerekçeli kararını okusun!

 

 

Yazı kategorisi: Atatürk, Atatürkçülük, Basın, Tarih, ekonomi, genel, güncel, haber, hayattan, karışık, komik, mizah, politika, savaş, soykırım, yorum | 1 Yorum »

Kapatma davasında Sezer şüphesi

Yazan: mustafaemingul Nisan 24, 2008

H. Celal Güzel’den ‘ilk defa açıklıyorum’ dediği şok sözler: “Bilgi kaynağımı açıklamak istemiyorum. Hâlâ 10. Cumhurbaşkanı Sezer, Anayasa Mahkemesi üyeleri ile temas halinde.”

 

Eski Cumhurbaşkanı merhum Turgut Özal’ın Başbakan olduğu dönemde, müsteşarlığını yürüten ve Milli Eğitim Bakanlığı görevinde bulunan gazeteci yazar Hasan Celal Güzel’le gündemdeki konuları konuştuk. Güzel, Anayasa Mahkemesi üyeleriyle ilgili olarak dikkat çeken iddialarda bulunarak, eski Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer rolüne vurgu yaptı.

 

- Dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı’nın, 367 konusunda Anayasa Mahkemesi üyelerini tehdit ettiği iddiaları yalanlandı; ancak kamuoyunda tartışmalar sürüyor. Siz ikna oldunuz mu?..

- Bir Deniz Kuvvetleri Komutanı’nın Anayasa Mahkemesi’ni tehdit etmesinden daha önemli bir olay var. O da, tehdit olayının normal karşılanmasıdır. Kimsenin ‘Hayır, öyle şey olmaz..’ diyememesidir. Hatta tarafların açıklamasından sonra bile, köşe yazarları ve kamuoyu bu tehdidin meydana gelmiş olabileceğini imâ etti. Yani açıklamalar milleti ikna etmeye yetmedi. Tüm Türkiye’yi dolaşıyorum. Günübirlik konferanslar veriyorum. Bu olay medyaya yansıdıktan sonra millet ile sohbetlerimizde, “Yok öyle şey..” diyen hiç olmadı. İşte bu çok kötü bir durumdur. Demek ki; Türkiye’de bu olayların olabileceği akla geliyor ve kanıksanıyor. Demokratik bir rejimde bu olay kabul edilir mi? Bir komutan demokrasilerde hukuka veya siyasilere karışır mı? Karışmaması lazım, ama bu akıllara geliyor.

MİLLET, AÇIKLAMA BEKLİYOR

- Ancak bu konuda dönemin Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay Tuğcu, bir açıklama yaptı…

- Evet, Sayın Tülay Tuğcu açıklama yaptı, doğru da söylüyor olabilir. Yalan söylediğini zannetmiyorum. Burada söz konusu olan sadece Tülay Hanım değildir. Anayasa Mahkemesi’nin diğer üyeleri ne olacak? O zaman onlar da çıksın açıklama yapsınlar. Beklemenin kimseye faydası yok. Bu açıklamayı millet görmek istiyor.

MAHKEME, İDEOLOJİK KARARLAR VERİYOR

- 367 kararında belli bir ideoloji mi etkili oldu demek istiyorsunuz?

- Baykal, Anayasa’nın 138. maddesini hiçe sayarak daha önce kalktı, “Eğer Anayasa Mahkemesi, (367’ye gerek yok) kararı alırsa bu Türkiye’yi çok tehlikeli bir noktaya götürecektir. Çatışma çıkar..” diye Mahkeme’yi tehdit etti. Şantaj yaptı. Bu tip baskıların tesiriyle mahkeme peşin hükümlü ve siyasi bir karar verdi. Anayasa Mahkemesi’nin daha önce de tarafsız karar vermediği ortaya çıktı. İdeolojik olduğu netleşti. Nitekim o karardan çok kısa süre önce, bir futbol maçının sonucunu tahmin edercesine -üyelerden 9’unu Sezer’in, 2’sini ise merhum Özal’ın tayin ettiği belirtilerek- “Sonuç 9-2 çıkar” dediler. O da doğru çıktı.

KAPATMA DAVASINDA SEZER ŞÜPHESİ

- Yani A.N.Sezer’in atadığı üyelerin sözü geçti..

- Bakın, ilk defa sizinle paylaşıyorum. Bilgi kaynağımı da açıklamak istemiyorum. Hâlâ 10. Cumhurbaşkanı Sezer, Anayasa Mahkemesi üyeleri ile temas halinde. Yani Sezer’in kendi seçtiği üyelerle yoğun temas halinde olduğu söyleniyor. Sezer’in bu konulardaki görüşlerini bilmeyen yok. Konu bu kadar açıktır. 367’den sonra AK Parti’ye de kapatma davası açılmıştır. İddianame kabul edilmiştir. Anlatmaya da gerek yok. O zaman bu temasların sadece ‘Nasılsınız, iyi misiniz..’ konulu olmadığından eminim. Emin olmayan da yoktur. Konu bu kadar açıktır. Yani Anayasa Mahkemesi adına Tülay Tuğcu Hanım ve Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Yener Karahanoğlu tekzip yapsalar da, ben olabileceğine inanıyorum.

- 23 Nisan malûm. Neşe dolu musunuz?..

- 23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı, öyle miydi? Hayır efendim. Ulusal egemenlik çok önemli, ama şu anda Meclis sıfırlanmış durumdadır. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat’ta hep 23 Nisan kutlandı. Kutlanırken de ulusal egemenlikten, milletin egemenliğinden bahsedildi. Bu komik değil mi? Bundan daha çok bir tezat düşünebiliyor musunuz? Hem millî egemenliğin canını okuyorsunuz, ortadan kaldırıyorsunuz, hem de bayramını kutlayıp nutuk çekiyorsunuz.

JAKOBEN OLİGARŞİK EGEMENLİK

- Egemenlik millete ait değil..

- Bu ancak Türkiye’deki jakobenlere (tepeden inmeci) ait bir ironi olabilir. Böyle bir rezalet hiçbir yerde görünemez. Bunların ulusal egemenlikten kastettikleri de, aslında ulusal egemenlik değildir. Jakoben oligarşik egemenliktir. Mesela geçenlerde Tandoğan Meydanı’nda yüzbinleri alanlara döktüklerini ilan edenler, “Ulusal Egemenlik” mitinginde onbinlere düştüler. Mitingin adına bakın: “Ulusal Egemenlik”. Yahu sen milleti yok sayıyorsun, çobanın oyunu ciddiye almıyorsun, “Bunlar göbeğini kaşıyan adam..” diyorsun, ulusu beğenmiyorsun, seçtiklerini hiçe sayıyorsun, üstüne üstlük birkaç bürokrat bulup onları kapatmaya çalışıyorsun; sonra da mitinginin adını “Ulusal Egemenlik” koyuyorsun. Bunlara göre ulusal egemenlik, devletteki oligarşik egemenliktir. Millî egemenlik asla değildir. Millî irade ise milletin değil, Millî Şef’in iradesidir. Hatta oligarşik baronların iradesidir. Biz millî irade deyince “milletin iradesi”ni anlıyoruz; onlar ise, “devlet içinde devlet, halkı tanımayan bir gücü” anlıyorlar. Bu şekilde demokrasi olmaz. 23 Nisan Bayramı’nı kutlamaya hak kazanmıyoruz. 23 Nisan bayramında millî egemenliğin siyasallaşmış yargı eliyle nasıl katledildiğini görüyoruz. Böyle bir bayram olsa olsa en fazla çocuk bayramı olur. Hatta adını değiştirelim, ulusal egemenlik yerine çocuk egemenliği deyip geçelim.

- Gerçek bir demokrasiden bahsedilebilmesi için neler yapılmalı sizce?

- Türkiye’de demokratik sistemi çok acil yeniden inşaa etmek lazım. İnşaa ederken de hiç kimseyi millet iradesinin dışında bırakmamak gerek. AK Parti’nin en büyük hatası şimdiye kadar Sivil Anayasa’yı yapmamış olmasıdır. Taşların yerine oturması için Sivil Anayasa şarttır.

GÜZEL’DEN İLGİNÇ ÖZDEŞLEŞTİRMELER

- TBMM’deki siyasi partiler ve liderleri sizde neler çağrıştırıyor, birer kelime ile..

AK Parti: Mazlum

CHP: Zalim

MHP: Şaşkın

DSP: CHP’nin kuyruğu

DTP: PKK

BBP Lideri Muhsin Yazıcıoğlu: Doğrunun yanında

ÖDP’li Ufuk Uras: Marksist

Kamer Genç: Provokatör

 

Bu ülkede nasıl demokrasi var deriz?

Deniz Kuvvetleri eski Komutanı’nın kendini savunurken söylediği ilginç bir söz var. “Darbe, haber verilerek yapılmaz..” şeklinde. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

- “Haber verilmez” meselesi komik. Komik olduğu kadar da dikkat çekici… Cevap orada saklı! Nokta dergisinde yazılanlar var. Darbe günlüklerinin Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Özden Örnek’e ait olduğu ve teknik olarak kendi bilgisayarında kayıtlı olduğu, polis tarafından belgelendi. Bu durumda darbe günlüklerinde ismi geçen Jandarma eski Komutanı, şimdilerde ADD Başkanı Şener Eruygur, açıkça bir suça teşebbüs halinde olmuştur. Suçun adı darbe… Bu TCK’ya göre en ağır suçlardandır. İdam kalkmadan idama mucipti. Şimdi ise icabı müebbet hapistir. Ama adam ortalıkta gezdiği gibi, dernek faaliyeti de yapıyor. Konferanslar düzenleyip, eylemler organize ediyor. Bu çok tuhaf bir durum… Eruygur bunları yaparken, hiçbir suçu olmayan partiye kapatma davası açılıyor, siyasetçilerine yasak getirilmeye çalışılıyor. Bu ülkede nasıl demokrasi var deriz?

Yazı kategorisi: ABDULLAH GÜL CUMHURBAŞKANI, Basın, Tarih, bilgi çöplüğü, ekonomi, genel, güncel, haber, hayattan, komik, mizah, politika, savaş, soykırım, yorum | Yorum Yok »