keferdiz44

her yol bir yere çıkıyor: ilk geldiğimiz yere…

Arşiv 'Mehmet ALTAN' Kategori


Metrenin milyarda biri…

Yazan: mustafaemingul Ağustos 29, 2007

Yaklaşık iki hafta önceki “Gündemde nanoteknoloji olsaydı” başlıklı yazımın sonu şöyle bitiyordu: “Nanoteknoloji nereden çıktı demeyin..

Nanoteknoloji dünyanın en önemli gündemi.

Çoçuklarımızın geleceği demek.

Sadece Çankaya ile uğraşmak çocuklara bir gelecek yaratmaya yetmiyor çünkü.”

İnsanoğlu…

Metrenin “milyarda birini” yaşamda kullanacak düzeye geldi..

Bu, doğrudan “atom altı” parçacıklara egemen olmak demek.

“ Nanoteknolojide atomlar düzeyinde çalışıyor, atomlardan sistemler yapıyorsunuz. Nanoteknoloji atomlarla bir tür oynama sanatı.

Nanoteknolojik malzemelerin gariplikleri kuantum dünyasında atomların ‘akıllı’ ve tahminlerin ötesinde özellikler sergilemesine dayanır.

Nanoteknolojinin en büyük özelliği, bu seviyeye inildiğinde malzemenin bir anda değişiklikler göstermesidir.

Bir metrenin milyarda biri gibi küçük bir ölçekte materyaller, cihazlar ve sistemler kurduğumuzda malzeme artık iç yapısından kurtularak, tamamen bir yüzey haline gelmektedir.

Nanoteknoloji ile süper maddeler yapabilirsiniz. Örneğin dünyadaki tüm filmleri nanoteknoloji ile yapılacak CD’lere sığdırabilirsiniz.

Bir küp kadar ama dünyadaki tüm bilgisayarların toplam gücüne eşit bilgisayarlar yapabilirsiniz.

Çelikten daha hafif ama ondan yüzler kat daha dayanıklı ve hafif malzeme üretilebilirsiniz.

Ya da insan vücudunda istenen yere gidebilen mikroskobik boyutta robotlar tasarlayabilirsiniz.

Nano boyutlu ilaçlar, son derece daha aktif iyileştirme sağlıyor. Vücudu kesmeden, biçmeden istediğiniz noktaya girebiliyorsunuz. Derideki, mikron mertebesindeki gözeneklerden rahatça cihazınızı damarını içine sokup, gerekli operasyonları yapabilirsiniz.”

* * *“ Nanoteknolojik malzemelerin diğer bir özelliği de kendi kendini monte edebilmesi, çoğalabilmesidir.

Montajcı adı verilen, programlanabilir moleküler makineler kullanılarak, başka moleküler makineler yapılır. Montajcılar, tıpkı minik sanayi robotları gibi çalışıyor.

Bu gelişme özellikle bilgisayar sektöründe önümüzdeki yıllarda kullanıldığında tümüyle daha temiz, daha dayanıklı, daha hafif ve daha hassas ürünlerin üretilmesi mümkün olacaktır.

Nano makineler aslında günlük hayatta kullanılan aletlerin ve sistemlerin çok küçük birer kopyaları olacaktır.

Nanoteknolojik sistemlerin iki özelliği hayret uyandırıyor: Mikro montaj ve kendi kendine çoğalma. Bu şekilde moleküler boyutlarda ve hassasiyette robotlar üretilmesi söz konusu olabilecek

Kendi kendini monte edebilen tüketici ürünleri, şu andakinden milyarlarca kez daha hızlı bilgisayarlar, hastalıkları önleyen, yaşlanmayı yavaşlatan teknolojiler, kirlenmenin kendiliğinden temizlenmesini sağlayan malzemeler, seramik, plastik malzemelerde devrimler…”

Kısacası çok başka bir dünyaya yol almaktayız..

“Yeni malzeme, cihaz ve sistemlerin tasarlanmasını ve üretilmesini konu alan nanoteknolojide iddia sahibi ülkeler geleceği şekillendirecek bu teknolojileri geliştirip ekonomik ve toplumsal faydaya dönüştürme ve güç kazanma peşindeler.”

ABD eski Başkanı Bill Clinton “önümüzdeki yıllarda gelişmiş ile gelişmekte olan ülkeler arasındaki en önemli farkı nanoteknoloji belirleyecek” diye boşuna söylemiyor..

Çin gelecek 10 yıl içinde 1 milyon nanoteknoloji uzmanı yetiştirmeyi boşuna planlamıyor…

Dünya gündeminde nanoteknoloji var derken, boşuna demiyoruz..

Bu konuya yeniden döndüm..

Çünkü..

Dün Yeni Şafak’ta Murat Aksoy’un yönettiği Yorum Sayfasında Prof. Dr. Osman Çakmak’ın “Nanoteknolojinin neresindeyiz ?” başlıklı, yukarıda özetlediğim koca bir yazısını gördüm.

Bakarsınız nanoteknoloji bizde de ana gündem maddesi olabilir bir gün.

O zaman yeni bir dünyanın, kendini yenilemiş bir üyesi oluruz biz de…

Yazı kategorisi: Mehmet ALTAN, genel, güncel, haber, hayattan, yorum | Yorum Yok »

Asker düşmanı

Yazan: mustafaemingul Ağustos 15, 2007

Demokrasi… Asker düşmanı.

Hukuk… Asker düşmanı.

Meşruiyet… Asker düşmanı.

Anayasal rejim… Asker düşmanı.

Sivilleşme… Asker düşmanı.

Hukukun üstünlüğü… Asker düşmanı.

Çoğulculuk…Asker düşmanı.

Temel hak ve özgürlükler… Asker düşmanı.

Çok seslilik… Asker düşmanı.

Vatandaş hukuku… Asker düşmanı.

Milli irade… Asker düşmanı.

Halk egemenliği… Asker düşmanı.

Bireysel özgürlükler… Asker düşmanı.

Ekonomik akıl… Asker düşmanı.

Ekonomik kalkınma… Asker düşmanı.

Yoksulluk… Asker düşmanı.

İşsizlik… Asker düşmanı.

Gelir dağılımı eşitsizliği… Asker düşmanı.

Bölgeler arası eşitsizlik… Asker düşmanı.

Asker siyasete karışmasın… Asker düşmanı.

Demokraside asker sivile tabidir… Asker düşmanı.

Rejim ordusu değil, savunma ordusu… Asker düşmanı.

İdeolojisiz devlet… Asker düşmanı.

Demokratik güvenlik… Asker düşmanı.

Sosyal gelişme… Asker düşmanı.

Teknolojinin önemi… Asker düşmanı.

Mustafa Kemal Atatürk başka, Kemalizm başka, demokrasi başka… Asker düşmanı.

‘İnsan odaklı’ siyaset… Asker düşmanı.

Yönetimler ‘yönetilenler’ için var… Asker düşmanı.

Esas ‘yönetilenler’ önemlidir… Asker düşmanı.

Bizi kimin değil, nasıl yönettiği önemli… Asker düşmanı.

İnsanlar sınırlardan çok daha önemli hale geldi.. Asker düşmanı.

Birleşmiş Milletler İnsani Kalkınma Endeksi’nde Türkiye 96. sırada… Asker düşmanı.

Yunanistan ise 24. sırada… Türkiye’den 72 basamak üstte… Bu cumhuriyet için bir hezimet değil mi? …Asker düşmanı.

Türkiye dünya ticaretindeki payını artırmalıdır… Asker düşmanı.

Patent sayımız çok az… Asker düşmanı.

İcat geliştirmeliyiz… Asker düşmanı.

Katma değerimizi çoğaltmalıyız… Asker düşmanı.

İnsanlar ana dilini rahatlıkla kullanmalı… Asker düşmanı.

Vatandaş olmak dinin, ırkın, mezhebin yerini hukuksal aidetin almasıdır… Asker düşmanı.

Hukuk devletinde ‘askeri yargı’ olmaz… Asker düşmanı.

Ortalama eğitim üç buçuk yıl, bu bir hezimettir… Asker düşmanı.

Devlet kendi koyduğu hukuk kuralını çiğneyemez… Asker düşmanı.

Askeri Ceza Kanunu siyasete karışan askere hapis cezası öngörürür… Asker düşmanı.

Darbe anayasal suçtur… Asker düşmanı.

Halk meşruiyetin kaynağıdır… Asker düşmanı.

Tek parti ideolojisi olan Kemalizm yerine demokrasi konmalı… Asker düşmanı.

Mevsimlik tarım işçileri on iki milyon için yollarda canını kaybediyor… Asker düşmanı.

Liberalleşme, özgürleşmeyle eş anlamlıdır… Asker düşmanı.

***

22 Temmuzda halkın demokratik köteğini yiyen medya esnafı yeni bir tezgah peşinde.

Demokrasi talebini…

‘Asker düşmanlığı’ olarak tercüme etme gayretindeler.

Bu zevata göre ‘demokrasi mi istiyorsun, asker düşmanısın.’

Afişteki yeni film şimdi bu.

Aslında…

Sahtekarlığı bırakıp ‘asker düşmanlığı’ yerine ‘demokrasi yandaşlığı’ deseler her şey gün gibi açığa çıkacak…

Ama o zaman da kendilerinin neyin yandaşı, neyin düşmanı olduğu anlaşılacak.

Yazı kategorisi: Mehmet ALTAN | Yorum Yok »

Özde mi, sözde mi demokrat?

Yazan: mustafaemingul Ağustos 13, 2007

22 Temmuz ertesinde mutasyona uğrayarak…
“Uzlaşmacılar” olarak ortaya çıkan familyayı eskiden beri tanıyoruz aslında.
Ama “niteliklerini” yeniden test etme açısından tek bir soru yeter…
“27 Nisan muhtırasına demokrasilerde yer var mı?”
* * *Onların uzlaşma dedikleri…
Zaten 27 Nisan muhtıracılarıyla anlaşmak.
“Uzlaşın…”
Kimle?
“Muhtıracılarla.”
Galiba…
Türkiye’de “özde cumhuriyetçilik“ dedikleri bu…
Halkın iradesini hiçe saymak.

* * *Uzlaşmanın ferasetinden söz edenlerin…
Herhangi biri de…
Allah rızası için…
Kalkıp, göstermelik de olsa şu 27 Nisan müdahalesini eleştirsin.
Bu, söz konusu bile olmuyor.
Tek kale maç oynayacaklar…
Halk yüzde 46.6 oranında bir irade de beyan etse…
Golü demokrasi kalesine atacaklar.
Neymiş?
Uzlaşmaymış.
Peki, bir kere de siz…
Halkla uzlaşmayı denesenize.
Ama siz…
Apoleti ve silahı olmayanlarla “uzlaşmazsınız” değil mi?
Hiç utanmanız yok mu sizin gerçekten…

* * *Anayasaya göre “cumhurbaşkanını kim seçer?”
Meclis.
Şartlar belli…
Kurallar belli…
İlkeler belli.
Peki neyi, kimle, neden uzlaşmak gerekiyor?
Meşru olanı…
Yasal olanı… Meşru ve yasal olmayan güç gösterileriyle uzlaştırma çabasındalar.
Cumhuriyetçilik bu mu?

* * *Demokrasilerde, temel hak ve özgürlükler saklı kalmak kaydıyla, halkın iradesi geçerli…
Demokrasilerde evrensel hukuk kuralları geçerli…
Demokrasilerde ilkeler geçerli.
“Uzlaşma familyası” bunları bir kenara itme gayretinde.
Üstelik bir de silaha karşı…
Zorbalığa karşı…
Anti demokratik girişimlere karşı…
Demokrasinin uygulanmasını isteyenlere küfür kıyamet var.
Amaç…
Halk sahaya girmesin…
Sözde cumhuriyetçilik olsun…
Statüko eski bildiği oyunu oynasın.

* * *Meclis rutininde gidiyordu..
Askeriyenin sözcüsü olarak CHP de görevini yerine getirmekteydi…
Anayasa mahkemesine başvurmuştu.
Sahaya tankı kim soktu? Muhtıracılar soktu.
22 Temmuz seçimleri, halk tarafından kuralların yeniden hatırlatılmasıdır.
“Uzlaşmacı” zevat hem sahaya tank girmesine ses çıkarmıyor…
Hem de 22 Temmuz sonuçlarını görmezden gelmeye çalışıyor.

* * *Türkiye’nin sorusu 22 temmuzdan sonra değişmiş bulunmakta.
Soru şu:
“Demokrat mısın?”
Cevabı “demokratım” olanlara da şu sorulmakta:
“Özde mi, sözde mi?”
Özde demokrat isen…
Tankla…
Cuntayla…
Muhtırayla işin ne?
Uzlaşmayla amacın ne? Kiminle kimi uzlaştırmaya çalışıyorsun?
Demokrasinin kralları yetmiyor mu?
Halkın iradesi kesmiyor mu?

* * *Bir kere de dönüp…
Muhtıracılara…
“Halkla uzlaşmaları” için çağrıda bulunsanıza.
O olmaz, değil mi?
Halkınızla uzlaşmazsınız.
Halkınıza düşmansınız çünkü siz.
Bir de aptal yerine koyup yetmiş milyon insanı…
Muhtıracılığı “uzlaşma” diye yutturmaya kalkışıyorsunuz.
Halkın, bir deprem gibi ülkeyi sarsan sesini dinleyin:
“Biz darbecilerle uzlaşmıyoruz.”
Çok istiyorsanız siz uzlaşın.
Aşağılayın kendi halkınızı.
Bakalım, kendi halkınızı aşağılayarak daha ne kadar oturabileceksiniz o koltuklarınızda.

13 Ağustos 2007, Pazartesi   

Yazı kategorisi: Mehmet ALTAN | Yorum Yok »

Baykal ve ikinci Cumhuriyet

Yazan: mustafaemingul Ağustos 6, 2007

Baykal uğradığı hezimetin sorumlusunu buldu. Kimmiş bu sorumlu? 2. Cumhuriyetçilermiş. Sayıları azmış ama etkiliymişler. Baykal’ın uzun uzun düşündükten sonra… Vardığı sonuç bu…

Devleti… Orduyu…Çankaya’yı… Anayasa Mahkemesi’ni… Cumhuriyet mitinglerini…

Yanına alan CHP… Koskoca teşkilatıyla…

Milyonluk taraftarlarıyla… İkinci Cumhuriyetçiler karşısında mağlubiyete uğruyor. Neden? Çünkü İkinci Cumhuriyetçilerin sesi çok çıkıyormuş.

O televizyonlarda, gazetelerde, mitinglerde bağırıp duran Baykal’ın demek sesi hiç çıkmıyormuş.

***

Deniz Baykal durumu pek anlayamıyor.

Yenildiği doğru. Ama yenilgisinin nedeni İkinci Cumhuriyetçiler değil.

Bizzat kendi ideolojisi. Bu ülkede yaşayan… Yetmiş milyon insanın isteklerini…

Bir türlü anlayamaması.

***

Baykal ve partisi… Bizzat devletin ve ordunun kendisi gibi… Kemalizm’in taraftarı.

Yetmiş milyon insanın da kendileri gibi Kemalist olmasını istiyorlar. Ama bunu isterken… ‘Kemalizm nedir diye hiç sormuyorlar.

***

Nedir gerçekten Kemalizm?

Bu ideoloji, eğer buna bir ideoloji denilebilirse, altı oktan oluşuyor.

Bu oklardan biri…

Devletçilik. Atatürk’ün bile şartlara göre…

Zaman zaman vazgeçtiği bu ‘umdeyi’…

Gerçekten bu çağda Türkiye’nin benimsemesi mümkün mü?

Bütün o özel sektör yatırımlarından…

Yüz milyarı bulan ihracattan…

Verimlilikten… Borsadan…

Serbest piyasadan…

Vazgeçip… Devletçi mi olacak bu ülke yeniden? Baykal bunu mümkün görüyor mu?

***

Ama… Baykal’ın ve Kemalizm’in daha ciddi bir sorunu var.

Bu ünlü ‘altı ok’…

Ne yazık ki eksik.

Ne eksik burada?

Kemalizm’de ne yok?

Alt oku sıralarsanız…

Eksiğin ne olduğunu görürsünüz.

Kemalizm’de ‘demokrasi’ yok.

***

Yıl 2007…

Ve Baykal’la Kemalistler…

Demokrasisiz bir ülke istiyorlar.

İstesinler. Bir beis yok.

Ama talepleri burada durmuyor.

‘Siz de demokrasi istemeyin’ diyorlar.

Kızgınlıkları bundan.

Çünkü biz demokrasi istiyoruz.

Onlar istemezse istemesin…

Biz demokrasiden vazgeçmeyiz.

***

Bu ülkede… Demokrasiye arkasını dönen parti… Artık seçim kazanamaz.

Ordu… Muhtıra verse de kazanamaz…

Vermese de kazanamaz.

Çünkü bu toplum…

Bu halk… Bu insanlar…

Artık insan yerine konmak…

Kendi ülkesinin sahibi olmak istiyorlar.

‘Halk bu ülkenin sahibi olamaz’ diyenlere…

Halkın verdiği cevap açık.

‘Oluruz paşam.’

Öyle bir oluruz ki şaşarsınız.

Şaşar da tuhaf thaf açıklamalar yaparsınız.

***

Mustafa Kemal Atatürk’le bir sorunumuz yok.

Cumhuriyeti kuran tarihi bir liderle…

Neden sorunumuz olsun.

Ama Kemalizm’le bir sorunumuz var.

Demokrasiyi kapsamayan her ideolojiyle de sorunumuz olacak.

***

Eğer Baykal çok isterse…

İkinci Cumhuriyetçiler de…

Kemalist olur. Küçük bir şartla.

Kemalizm’in şu altı okundan…

‘Devletçilik’ olanını çıkartıp…

Yerine ‘demokrasi’ okunu koyalım.

***

Eğer Kemalistler buna razıysa…

Sadece İkinci Cumhuriyetçiler değil…

Bütün ülke Kemalist olur.

Ne diyorsunuz Sayın Baykal…

Ve sevgili devletimiz…

Böyle bir Kemalizm istiyor musunuz?

Yoksa siz…

Kemalizm’i…

Sadece…

İçinde demokrasi olmadığı için mi seviyorsunuz?

Yazı kategorisi: Mehmet ALTAN | Yorum Yok »

İkinci cumhuriyetçiler…

Yazan: mustafaemingul Ağustos 6, 2007

   

CHP Merkez Yönetim Kurulu ne diyor? ‘Seçimi İkinci Cumhuriyetçiler yüzünden kaybettik.’ Bu tespit, aynı zamanda ‘İkinci Cumhuriyetçi olmadığımız için seçim kazanamıyoruz’ anlamına da gelir.Belki de soruyu şöyle sormak gerek: ‘Neden CHP İkinci Cumhuriyetçi değil?’

***

İkinci Cumhuriyet ne?

1923 Cumhuriyetinin ‘tek sesliliğine’ karşı ‘demokratik ve çoğulcu’ bir nitelik önermek.

İkinci Cumhuriyet ne?

Egemenliğin halka ait olduğuna inanmak… Bunu canı gönülden kabul etmek.

İkinci Cumhuriyet ne?

Egemenliğin bürokrasiye ve orduya ait olduğu inancına şiddetle karşı çıkmak… Bunun demokrasi olmadığını bıkmadan usanmadan anlatmak.

İkinci Cumhuriyet ne?

Rejimin üzerindeki ordu vesayetine son vermek..

İkinci Cumhuriyet ne?

Cumhuriyetin demokratikleşmesini istemek… Tek parti zihniyetinin, tüm mevzutla birlikte ortadan kaldırılması gerektiği fikrini savunmak… Kemalizm’e karşı demokrasiyi talep etmek.

İkinci Cumhuriyet ne?

Sistemin sivil ve demokratik bir şekilde baştan aşağı yeniden yapılandırılması için yorulmadan çaba sarfetmek.

***

İkinci Cumhuriyet ne?

Devletçi soygun sistemine karşı çıkmak… Tüm kesimlerin üreterek, rekabet ederek, hakkını piyasadan alması… Paylaşımın siyasete değil, rekabete dayalı olması.

İkinci Cumhuriyet ne?

Ekonominin patronunun halk olmasını savunmak… Devletin halkın ekonomik patronu olmasına son vermek.

İkinci Cumhuriyet ne?

Ekonominin şeffalaşması… Vergi veren bir vatandaş ve vergi alan bir devlet örgütlenmesi istemek.

İkinci Cumhuriyet ne?

Vergi verenlerin, vergilerinin nereye harcandığını denetleyebilecek hale gelmesi gerektiğine inanmak.

***

İkinci Cumhuriyet ne?

Türkiyenin dünyalaşması… AB standartlarına sahip bir toplum haline gelmek… Vatandaşlarının özgürleşip, zenginleşmesinin önünü açmak.

Zenginleşmeyi ve özgürleşmeyi, bu hedefe ulaşmanın toplumsal yollarını aramayı gündemin ilk maddesi haline getirmek.

Hayata ‘insan açısından’ bakmak… Kavramların insanların iyi yaşamasına yardımcı olduğunu unutmamak.. İnsanı reddederek kavram fetişizmi yapmamak.

***

İkinci Cumhuriyet ne?

Mustafa Kemal Atatürk’ün bu toprakların tarihsel bir lideri, Kemalizm’in tek parti ideolojisi, demokrasinin ise halk iradesine dayalı bir çoğulculuk olduğunu bilmek.

Demokrasinin Kemalizm’i içerdiğini ama Kemalizm’de demokrasi olmadığını içtenlikle görebilmek.

Demokrasilerin zaten laik olduğunu ama laikliğin demokrasi önünde engel hale getirilebileceğini kabul etmek…

Demokrasisiz bir cumhuriyetin, sadece ve sadece hanedanın elinden iktidarı alacağına ama asla ve kat’a halka vermeyeceğini anlamış olmak..

Cumhuriyetten ziyade demokrasinin halkın önünü açtığını bilmek… Demokratik cumhuriyet vurgusunu bu nedenle çok çok önemsemek..

***

CHP, ucuz bir kurnazlıkla ‘Kemalizm’e karşı olanların aslında laikliğe karşı olduklarını’ söylüyor.

Bu, tümüyle yalan.

Biz Kemalizm’e ‘demokrasiyi içermediği’ için karşıyız.

CHP, demokrasiyi içermediği için Kemalizm’den yana.

CHP anlamsız yalanlarla ‘İkinci Cumhuriyetçileri’ suçlamak yerine, neden kendisinin ‘İkinci Cumhuriyetçi olamadığını’ sorgularsa, bir sonraki seçimde mutlak olarak şansı artacak.

Yoksa yok olacak.

Hiçbir halk, ‘ben senin yönetime karışmana izin vermeyeceğim’ diyen partiyi yönetime getirmez.

CHP’yi de onun için hezimetten hezimete yuvarlıyor zaten.

Onların ‘mantıksız’ sandıkları seçim sonuçlarının çok kuvvetli bir mantığı var.

CHP o mantığı kavrayabildiğinde…

Alay konusu olmaktan da kurtulacak zaten.

Yazı kategorisi: Mehmet ALTAN, güncel, politika, yorum | Yorum Yok »