Yıl 1907, İngiliz sömürge bakanı elinde kuran ve mecliste bir konuşma yapıyor. Elindeki kuranı göstererek, bu kitap Müslümanların elinde bulundukça biz onlara hâkim olamayız, ya kuranı ortadan kaldırmalıyız ya da Müslümanları bu kitaptan soğutmalıyız.
Aradan yıllar geçiyor, dünya savaşı çıkıyor ardından kurtuluş savaşı ve Lozan görüşmeleri. Heyette farklı isimler var mesela bir Yahudi olan mısır hahambaşı hayim naum ve öldükten sonra Lozan hakkında kitabı ortaya çıkan dr rıza nur. Lozan görüşmelerinde Lord Gürzon:”Türkler İslami alakalarını ve İslami temsil rolünü kendi elleriyle çözer ve atarsa onlara istediklerini veririz” der. Daha sonra ismet İnönü de zaten kendilerinin de böyle bir düşüncesi olduğunu, İslam dünyası yerine her alanda Avrupa’yı örnek alacaklarına dair teminat verir ve Lozan’ın birinci görüşmelerini sona erer, ismet İnönü yurda döner, İstanbul’dan trenle Eskişehir’e geçer. Mustafa kemal de İzmir’den Eskişehir’e geçerek Eskişehir’de buluşurlar ve Ankara’ya kadar baş başa görüşürler. Ankara’da da gizli meclis toplantıları ve esas konularda yine baş başa karar verilir: “din öldürülecektir!”
Bu kararın üzerine İngilizler bağımsızlığımızı ve diğer isteklerimizde zorluk çıkarmıyorlar. Anlaşma imzalandıktan sonra İngiliz avam kamarasında Türklerin bağımsızlığını neden tanıdınız diye yükselen seslere Lord Gürzon’un cevabı şu oluyor: “ asıl bundan sonra Türkler eski gücüne kavuşamayacaklar, zira biz onları maneviyat ve ruh cephelerinde öldürmüş bulunmaktayız. Yani Mustafa kemal ve ismetin verdiği karar, Türk milletini İslamiyet ve din cihetinden öldürmek kararıdır.”
Nihayet anlaşma imzalanıyor ve inkılâplar başlıyor.
3 Mart 1924;
•Halifelik kaldırılıyor; İngilizlere verilen sözü tutmak için öncelikle halifeliğin kaldırılarak Türklerin İslam âlemi üzerindeki hâkimiyeti sonlandırılıyor. Açıkça söylemek gerekirse diğer Müslüman devletlerine diyor ki,” artık bizden bir şey beklemeyin, bizim sizinle bir alakamız yok”
•Şer’iye ve evkaf vekâletinin kaldırılması;
•Tevhid-i tedrisat kanunu kabul edildi; bu kanunla İslami eğitim veren tüm okullar kapatıldı, özellikle medreselerin kapatılmasıyla millete dinin öğretecek hoca yetiştiren bir kurum kalmadı, mevcut hocaların da bir kısmının asılması, bir kısmının hapsedilmesi ve bir kısmının da sürgün edilmesiyle cenaze namazı kıldıracak hoca bulunamaz oldu.
30 Kasım 1925;
•Tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması; böylelikle islamın sadece camilerde yaşanmasına izin verildi, Hıristiyan ve Yahudilerde olduğu gibi ibadeti dört duvar arasına sıkıştırdılar.
•Kılık kıyafetin düzenlenmesi; bir insanın Müslüman mı yoksa Yahudi mi olduğu kılık kıyafetten anlaşılırdı o zamanlarda. Diğer kanunlarda olduğu gibi bu kanunda da ülkedeki İslami simgelerin ortadan kaldırılması amaçlanmıştır. İlk iş o zamanlar Yahudi hahamların giydiği şapkanın zorunlu hale getirilmesiyle başladı. Bu iş o kadar abartıldı ki, bu kanundan bir yıl önce yazılmış şapka hakkındaki bir eserin sahibi şapka kanuna muhalif eser neşretmekten idam edilmiştir. İdamlar bununla da sınırlı kalmamış bu kanuna karşı çıkan isyanlar nedeniyle resmi rakamlara göre yüz bin kişi idam edilmiştir. Atatürk döneminde çıkan isyanlarda ise altı yüz bin civarında insanımız idam edilmiştir.
1 Kasım 1928;
•Latin alfabesinin kabulü; Türkiye’den İslamiyet’i söküp atma çalışmaları çağdaşlaşmak adı altında devam etmektedir 1928’de. Bu kanunla ülkedeki Arapça ve Arap alfabesiyle yazılmış tüm eserler toplatılmış ve Arap alfabesiyle eser neşretmek yasaklanmış bununla da kalmamış mektup bile yazmak yasaklanmıştır. Tabi bu arada kuran da Arapça ve Arap alfabesiyle yazıldığı için kuranın neşri de yasaklanmış. Böylelikle halkın dinini öğreneceği kaynaklar bir bir ortadan kaldırılmıştır. Önce hocalar sonra kitaplar ortadan kaldırılmış bununla da kalmamış ezan gibi Arapça şeyler Türkçeye çevrilmiş ve dinin toplum hayatındaki göstergeleri imha edilmiştir. Yine tanrı kelimesi de o dönemin bir mahsulüdür.
1. Hayim naum; Bu Hayim Naum evvelâ Amerika’da Türkler lehinde bir seri konferans vermek ve emperyalizm şeflerine, Türk’ün maddesini serbest bırakmaları, buna mukabil ruhunu, tâ içinden ve kendi öz adamlarına yıktırmaları fikrini telkin etmek suretiyle başlamıştır. Yani masonluk hasebiyle Kur’anın ahkâmını kaldırmak, milleti dinsiz yapmak. Hayim Naum müdhiş plânının zeminini Amerika’da hazırladıktan sonra İngiltere’ye geçmiş ve hâlis Yahudi olan Lord Gürzon ile temas ederek şu teklifte bulunmuştur:”Siz Türkiye’nin mülkî tamamiyetini kabul ediniz. Onlara ben İslâmiyet’i ve İslâmî temsilciliklerini, ayaklar altında çiğnetmeyi taahhüd ediyorum.” Aynı Hayim Naum, Türk murahhaslar heyetine müşavir sıfatıyla sokulmanın da yolunu bulmuş, yani Mustafa Kemal ve İsmet’i kendine dost bulmuş. Onun için üçü birleşmiş ve artık arada santralın intizamla işlemesine hiçbir mani’ kalmamış.
2. Dr Rıza Nur; tüm bu planları ortaya çıkaran kişidir. Lozan anlaşmasından sonra yazdığı kitabı vasiyeti üzerine öldükten sonra neşredildi. Ancak ilk basımda kitap yasaklandı ve piyasadan toplatıldı. Halen yasak kitaplar arasında bulunan bu kitap o dönem hakkında çarpıcı bilgiler içermektedir.